<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546</id><updated>2011-11-21T15:13:18.380+02:00</updated><category term='hijyen'/><category term='lohusa depresyonu'/><category term='Zeytin'/><category term='çocuklu seyahat'/><category term='doğum'/><category term='Assos'/><category term='gezmek'/><category term='göze'/><category term='capitol'/><category term='Pamuk Prenses'/><category term='munzur'/><category term='dilek agacı'/><category term='marmaris'/><category term='Chicco'/><category term='dettol'/><category term='hamilelik'/><category term='parmak boyası'/><category term='Müzik'/><category term='çocuklu tatil'/><category term='hamilelikte çatlaklar'/><category term='abanoz'/><category term='Leylek'/><category term='Çemişgezek'/><category term='ikiz'/><category term='Selçuk'/><category term='reklam'/><category term='Goran Bregovic'/><category term='Barba my friend'/><category term='avanta'/><title type='text'>Nisan ve Güney</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7141758463601133344</id><published>2011-07-27T11:12:00.009+03:00</published><updated>2011-07-27T12:58:18.709+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dilek agacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='capitol'/><title type='text'>Periler ve Gerçekler</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0EJ06kOm1RM/Ti_eIGLocYI/AAAAAAAAAPw/7Hy9sA8v9X8/s1600/DSC04776.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-0EJ06kOm1RM/Ti_eIGLocYI/AAAAAAAAAPw/7Hy9sA8v9X8/s320/DSC04776.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633965889543500162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yeni neslin ana-babaları olarak hayatımızı çocukları mutlu etmeye adıyoruz. Bazen geri tepiyor. Bizim neslin imkansızlıktan aldıgı haz, ufacık şeyle mutlu olabilme yetisi eksik kalıyor. Mesela sabahtan akşama kadar hayvanat bahçesi, çocuk parkı, piknikle geçen günün sonunda akşam pelte gibi eve geldigimizde kanapede  bayılırken Nisan ve Güney "Ne? Bebeklerle oynamayacak mıyız? Japon kale maç yapmayacak mıyız? E hiç birlikte oynamadık ama?" diyebiliyorlar. Biz olmuşuz Japon kale, ben hiç yapmamışım anam babamla Japon kale maç.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Komple de tatminsiz olmadılar çok şükür, akülü araba diye aglamalar, demir scooter diye tutturm alar olmadı. İmkanların farkındalar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu aralar patır patır diş döküyorlar. Zaten ailede sakarlık bol bulunur meziyet oldugundan, süt dişler hep çarpılmıştı. Her diş gittiginde, diş perisi hediye getiriyor. Noel Baba'nın tevatür oldugunun 1,5 yaşından beri farkında olan Nisan ve Güney, gecenin 2'sinde çıkan dişe bile hediye gelince diş perisine kesinlikle inanır oldular. Benzin istasyonlarına müteşekkiriz bu arada.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney bir gece aglayarak kalktı, dişim dişim diyerek. Alt ön iki dişten biri zaten çıkmış gitmiş, digeri de aşırı sallantıda. İlkini alıverdik. İkincisi için Erdem "acaba ip  mi baglasak mı?" dedi. Güney aglayarak "yok gerek, gerek yok, gerek merek yok, ne gerek ip mip" diye haykırıyordu. İkisini de çekince Nisan'ı uyandırmaya çalıştı. "Nisancım uyanabilir misin? Bak dişlerime?"&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-96zkw8v7GMw/Ti_alX65pzI/AAAAAAAAAPI/eZ7ns-_skaY/s320/foto%25C4%259Fraf.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633961994474858290" /&gt;&lt;div&gt;Nisan uyanamadı "Ya Güney sabah bakayım n'olur, gözümü açamıyorum, sen de hemen yat, diş perisi iki dişe iki hediye getircek, geç olursa gelemez bak" dedi. Güney'in öyle bir yataga çıkıp yatışı vardı ki...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah yatagında 2 hediye görünce; "Aaaa bu diş perisi gerçekten çok tatlı, beni de seviyo, 2 hediye birden getirmiş.Ne istedigimi nasıl da bilmiş" diye mutlu oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En son Nisan aynı günde 2 ön dişini kaybetti. Gece diş perisi geldi. Sabah "Ay bu diş perisine ba-yı-yı-yo-yum." çıglıgı ile uyandık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat; onların bu delice mutlu anları adına güzel, en büyük coşkunuzu alın, 1000 ile çarpın; işte o mutluluga seyirci olmanın tadına biraz yaklaşabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de diş perisine degil, Külkedisinin perisine ihtiyaç duyan çocuklar var; dünyanın her yerinde, hatta uzaga gitmeden; kendi cografyamızda, belki de mahallemizde...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dünya; çocuk gözünden bambaşka, savaşlar içinde, depremler altında, yokluk ortasında, çocukların dilekleri hep mutluluga dair, mantıktan uzak, neşeye yakın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Capitol Dilek Agacı projesini duydunuz mu bilmiyorum. Kocaman, bembeyaz bir agac var Capitol'de. Dallarında 1500 dilekle açmış. Mardin'li çocukların  dilekleriyle. Pamuk Prenses elbisesi istiyor biri, ayagındaki burnu açılmış ayakkabılarına bakarak. "Pempe sehat" yazmış pembe saat umuduyla bir digeri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu ülkeye dair son zamanlarda beni en mutlu eden olay, bu 1500 dilekten sadece 165 tanesinin kaldıgını ögrenmek oldu. Ölmemişiz daha, tükenmemişiz ülkece. Hala anlayabiliyoruz demek çocuk umudundan. Çocuklar en çok bisiklet istemişler ilk dilek olarak.  Alınmış hediyeler arasında yanyana bir sürü bisiklet gördüm. Kimse yerinmemiş, üçün beşin hesabına girmemiş, pembe bisiklet isteyene pembesi gelmiş, hatta birisi arayıp bulmuş; pokemonlu'sunu almış tam da dilekteki gibi. Ve onca hediye arasında bir anıt gibi duran çamaşır makinası. Dilegin sahibi küçük yürek; "annem hep çamaşır yıkıyor, çamaşırı makina yıkasın, annemin benimle geçirecek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; vakti kalsın" dilemiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz iş yerindeki tüm kızlar birer dilek perisi olduk. Tarihten gözlerimi dolduran bir isimle geldi; perilik bahşetti, mutluluk verdi bana, Mardin'den, adıyla yaşayası,  sevgili Mazlum Dogan. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son 165 dilek; sonrası eylülde okula gülerek koşan yüzler olacak. Hayatlarında belki de tek kez; istediklerini dileme hakları oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşanan her şeye inat, bir çocuk gülümsemesi ile yine de güzelsin hayat!&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-uXU9JxRvaM0/Ti_cThvaZDI/AAAAAAAAAPo/Ig4XrOl1pmc/s200/DSC04593.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633963886896636978" /&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-GdEk3WVBPlU/Ti_cTTxMMqI/AAAAAAAAAPg/D6tnCemkX0E/s200/DSC04793.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633963883145999010" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px; " /&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-e8VMb1doHCE/Ti_cTPQCRgI/AAAAAAAAAPY/jkNOQ_up5HM/s200/DSC04617.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633963881933194754" /&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-ckbj_HbxQEE/Ti_cTPAw5EI/AAAAAAAAAPQ/agKyEZt95xU/s200/DSC04612.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633963881869141058" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7141758463601133344?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7141758463601133344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7141758463601133344' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7141758463601133344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7141758463601133344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/07/periler-ve-gercekler.html' title='Periler ve Gerçekler'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-0EJ06kOm1RM/Ti_eIGLocYI/AAAAAAAAAPw/7Hy9sA8v9X8/s72-c/DSC04776.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7523018888419405475</id><published>2011-06-02T00:23:00.010+03:00</published><updated>2011-06-02T01:36:46.472+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hijyen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parmak boyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dettol'/><title type='text'>Yine Yeni Yeniden</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;  Uzun bir ara vermiştim. Onca dert, çaba, neşe, coşku arasında biriken sayfalarca anı oldu. Kronolojik yazayım, dur videoyu bulup öyle yazayım derken hep erteledim. Ama bu gün güzel bir süpriz oldu. Blogger'lığımı hatırladım yeniden. Dettol'den kargo geldi. İçinden parmak boyası ve yeni sensörlü sabunları çıktı. Nisan ve Güney'in heyecanı, benim bir blogcu anne olarak hatırlanmamın coşkusu ile kendimizi yerleri, duvarları kah isteyerek kah sehven boyarken bulmamıza sebep oldu. Hemen boyaları denedik. Bir ikiz annesi çok boyutlu düşünebilmelidir; ama&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-y0TPDUs6mRY/Tea2bduQ5cI/AAAAAAAAANs/efUo534NH2E/s320/DSC_6555.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613374568515298754" /&gt; bu sefer zaman zaman fotoğraf çek, halıyı koru, parkeyi sil, Dettol'ü kurcala derken az daha beynim akacaktı. Gerçi faaliyet sonucu ben evi kısmen eski haline çevirmiş, Nisan ile Güney'i küvette paklamış iken ikisi bir gelip "sağol, çok eğlendik" dediler ya, gene değdi her şeye, tavanı bile boyamış olsalar değerdi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dettol'e hem süprizleri için, hem bizi yeniden çılgınlığa teşvik ettikleri için, hem Nisan ve Güney'in içini açıp lavaboda köpürtüp ziyan edemeyecekleri bir sabun tasarladıkları için, hem &lt;/div&gt;&lt;div&gt;de beni bloga döndürdükleri için teşekkür ederim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan sonra "Ay 1 Mayıs'ı yazmadan Haziran'daki yılsonu gösterisini yazmayayım", "Şu lirik dans hikayesi çok komik, yazayım ama saat 11 olmuş, şimdi geç oldu uzun sürer" demek yok. Çala kalem, ne zaman ne istersem, kısa kısa ama sık sık yazacağım. Özlemişim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Buyurun, sözü uzatmadan sizi sanatsal çalışmalarımızla ve felaketimizle baş başa bıra&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kayım yeni format gereği...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-1vV0qAr0mc0/Tea6zzAd3qI/AAAAAAAAAOk/DSmijVjYHyk/s320/DSC_6802.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613379384592162466" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px; " /&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-rKxWfu63eu0/Tea6zlNqZsI/AAAAAAAAAOc/XcRH44t9cho/s320/DSC_6792.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613379380889413314" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px; " /&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-iildrhdh03k/Tea35tOlLlI/AAAAAAAAAOU/0pSjhUwY3tY/s320/DSC_6769.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613376187585080914" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-VVUotc3ZYD8/Tea35Z41q8I/AAAAAAAAAOM/XAH6iXe7MSg/s320/DSC_6764.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613376182393613250" /&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-W39RBr08iIg/Tea35UVwKLI/AAAAAAAAAOE/K1E5TLE1bRo/s320/DSC_6584.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613376180904274098" /&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-RBHsndJGabY/Tea35GR_0TI/AAAAAAAAAN8/gv1ew9xSSJs/s320/DSC_6738.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613376177130426674" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7523018888419405475?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7523018888419405475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7523018888419405475' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7523018888419405475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7523018888419405475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/06/yine-yeni-yeniden.html' title='Yine Yeni Yeniden'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-y0TPDUs6mRY/Tea2bduQ5cI/AAAAAAAAANs/efUo534NH2E/s72-c/DSC_6555.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6908394821315383866</id><published>2011-01-19T23:21:00.005+02:00</published><updated>2011-01-20T00:29:03.987+02:00</updated><title type='text'>Lunapark</title><content type='html'>iPhone, Playstation, Lego falan hepsi pederşahi işler ama çocuk en çok lunaparkta eğlenir efendiler. Biz de öyleydik, bugün de aynı, bence yarın da değişmeyecek. (Cümle yapısı gereği serbest çağrışım &lt;a href="http://bit.ly/fM9UVp"&gt;http://bit.ly/fM9UVp&lt;/a&gt; )&lt;br /&gt;2003-2007 arası İzmir'de yaşarken, Karşıyaka Girne Caddesi'ndeki lunaparka 200 metre mesafede otururduk. Çocukluğu harcadığım atarici de oradadır. İzmir Fuarı Karşıyakalılar için fazla sezonluk ve fazla İzmir'dedir. Evet fuardaki lunapark daha bir candır, daha yeni ve çok sayıda alet vardır ama Girne Lunaparkı daha bizdendir. Kuyruk az olur, neredeyse 365 gün açıktır. Biletler daha ucuzdur. Arada Gümüşpala'nın çocuklarıyla takışırsın en kötü. E fuara da Kuruçay'dan falan az mı it kopuk gelir, aynı hesap.&lt;br /&gt;Nisan'la Güney'in ilk lunapark macerası burada gerçekleşti. Tabi şöyle bir değişimi unutmayalım. Bizim zamanımızda var olmayan alışveriş merkezleri ve alışveriş merkezlerinin içine kurulan 0-6 yaş ötesine pek hitap etmeyen çocuk lunaparkçıkları. Nisan'la Güney burada bir miktar mesai harcasa da, içinde Balerin olan ilk lunapark deneyimleri Girne'dedir. (&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=wkyoRyJFYiU"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=wkyoRyJFYiU&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Herhalde 7 aylık falanlardı kucağımızda ilk Elma Kurdu deneyimini yaşadıklarında. Güney, erkeklikten mi tarz farkı mı neyse artık severdi böyle hareketli gürültülü eğlenceyi. O gayet eğlenedururken Nisan hafiften panik olmuştu.&lt;br /&gt;80'lerin tasarruf toplumunun çocukları şanslı. Erişemediğimiz ne varsa çocuğumuz mahrum kalmasın istedik. E special thanks to People's Republic of China. Her şey daha ulaşılabilir, her şey görece ucuz. Öyle olunca bizimkilerin Türkiye'nin bilimum lunaparkında atlıkarınca deneyimi yaşaması şaşırtıcı değil. Yine "biz yaşayamadık onlar görsün" anaçlığı ve babaçlığıyla Paris Disneyland da gördüler, İsveç Djurgarden (?) lunaparkında Uzun Çorap Pippi temalı vakit de geçirdiler.&lt;br /&gt;Bu haftasonu bir vesile Bostancı Lunaparkı'nda bitirdik geceyi. İzmir'deki en şahane üç arkadaşımızla birlikte. Gece 11, bir grup apaçi, bir grup cadde çocuğu ve biz. (Apaçi demek ayrımcı mı bilmiyorum. Ama seviyorum tabiri, hem ne anlattığı aşikar, hem de yakın hissediyorum kendimi apaçi dediğim çocuklara. Eğlenceli kendi halinde tipler.)&lt;br /&gt;Bir iki atlı karınca, dönen salıncak deneyiminden sonra görmemiş 80 kuşağının iki üyesi oranın şaşaalı aleti Star ejection'a binmeden duramadık. Ki kendisi 5 biletti, ki babaları asla lunaparkta eğlenmeyen bir nesildik, ki acayip yukarı fırlatan bungee jumpingvari bir düzenekti.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://video.yahoo.com/watch/7973943/21127243"&gt;http://video.yahoo.com/watch/7973943/21127243&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nisan ve Güney'in korku dolu bakışlarını unutmayacağım. Kendi çocukluğumdan babamın Karadeniz'de yüzerken bir kaç metrelik dalgalar arasında bir yok olup bir görünerek yüzdüğü günü hatırlarım. Sıkı korkmuştum. Çocuklara bu iç titremesini mi yaşattım bilmiyorum ama iyi fırlattı şerefsiz. İndiğimizde uzaydan gelen astronotların ailesiyle sarılma anını yaşadık allahıma. Nisan'la Güney'de bir "benim babam ne adammış" bakışı ki, uzaya gitmeye ne hacet.&lt;br /&gt;Ertesi gün daha da kalabalık bir dost meclisi Karaköy'de kahvaltı ettik. Sonrasında da iskeleye boynum kalınlığında zincirlerle bağlı vapurlara bakıyoruz. (Çocuklu aileler çok ilginç şeylere bakarlar.) Zincirin üstü silme midye. Güney özendi, küçücük siyah midyelerden istedi bir tane. Anam durur muyum. Demire tutunuyorum, bir arkadaş elimden tutmuş dizim Boğaz'da, üstüme Haliç'ten su sıçrıyor. Güç bela bir midye kopardım komple deniz suyuna bulanma pahasına. Güney mutlu, ben yakayı kurtardığıma mutluyum.&lt;br /&gt;Nisan, izleyici, geldi operasyonun sonunda. Yağmur soğuk soğuk yağıyor, yanakları pembeleşmiş. Saçları ıslanınca daha da bir güzel salınmış aşağı doğru. Elleri belinde, gülerek "Ne kadar da cesursun." dedi.&lt;br /&gt;Ben daha ayılamadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6908394821315383866?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6908394821315383866/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6908394821315383866' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6908394821315383866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6908394821315383866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/01/lunapark.html' title='Lunapark'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8018747869605207384</id><published>2011-01-12T00:15:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T00:38:51.445+02:00</updated><title type='text'>Ağzı Penalı Çocuk</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzbjIFbTpI/AAAAAAAAAhs/lWheshdGZR0/s1600/cihan%2B%25282%2529.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 320px; height: 288px; " src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzbjIFbTpI/AAAAAAAAAhs/lWheshdGZR0/s320/cihan%2B%25282%2529.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561061036407869074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Blog'un adı da kendi de Nisan Güney. Ama her yazının öznesi Nisan Güney olacak değil ya. Ki içinde Nisan ve Güney olmayan hangi harf var ki bende, ne yazayım onlarla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben hep elim cebimde gezdim herhalde baba olana kadar; şimdilerde "Günün birinde şu eve elim cebimde girmeyi de görsek.." diye sızlansam da hiç demirbaşım olmadı. Ara ara kitap, rakı, çiçek, sigara, pankart, telefon, bilgisayar, puset tutsa da elim hep "herşeyci" idim, "birşeyci" olmadım. Ona ise hep aynı şeyi taşıttık. Omzundaki gitar kılıfı izinin müsebbibi biz istedik ki konuşalım-gülelim-sarhoş olalım-aşık olalım-bir bira daha açalım-çay demleyelim-susalım-susamayalım; ama fonda hep o olsun. Sam, bir daha çalsın istedik. Sağolsun , hiç de susmadı. Bir eliyle akort yapar, penayı iki dudağına sıkıştırırken yakalamaya çabaladı lafı. Sahneyi hiç bırakmadı, biz izledik. On metrekarede yirmi kişi götgöteyken de; bilmem kaç binlik amfitiyatroların serinliğinde de sakin sakin coşturdu bizi. Biz hep güldük. O sahnedeyken, sahne hep doldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En mutlu günüme "Belle" ile ses oldu, iki gitar teliyle bana benim aşkımı çaldı, gözüm yanardağın lavını-külünü kollarken "Hani Hayat Bir Oyundu?" diye sitem etti. Kendimle en çok, oğlumla en çok başbaşa kaldığım anda; en yalnız en çaresiz günümde bildiğim en Batı yerde bildiğim en Güney'le bir faltaşı gibi açtırdı gözümü ki "Harap olmuştuk aşktan..." Fala hiç inanmadım, ama onun çıktığı falı reddetmek ne mümkün. Fal ne diyorsa desin, biz onun çıkacağını biliyorduk. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cihan Güçlü, senin şansa mansa ihtiyacın yok. Bana kalsa isteyecek bir şeyin de yok; müzikle ne kadar iz bırakılırsa kalpte o kadar sesinin izi var her gün bizde. Çalmasan duramazdın, çaldın sen de. Ben de yazmasam duramazdım. Yürü Cihan, penayı koy dudaklarının arasına yürü. Yürürken mırıldan bir şeyler de dinleyelim. Yoksa, çok sessiz burası.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.cihanguclu.com/"&gt;http://www.cihanguclu.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8018747869605207384?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8018747869605207384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8018747869605207384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8018747869605207384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8018747869605207384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/01/agz-penal-cocuk.html' title='Ağzı Penalı Çocuk'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzbjIFbTpI/AAAAAAAAAhs/lWheshdGZR0/s72-c/cihan%2B%25282%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7249403441532321425</id><published>2011-01-11T23:32:00.002+02:00</published><updated>2011-01-11T23:58:13.635+02:00</updated><title type='text'>Naturel</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzSY-4bMzI/AAAAAAAAAhk/TL74GeSez0c/s1600/wilhelm-nietzsche.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzSY-4bMzI/AAAAAAAAAhk/TL74GeSez0c/s320/wilhelm-nietzsche.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561050966534075186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Twitter'dan mı öğrendik, yoksa "Özet geç lan piç" diyen incici ağzının etkisi mi uzun yazmak istemiyorum. Yazmak istiyorum.&lt;div&gt;Nisan ve Güney iki hafta sonra 5 yılı bitirmiş olacaklar. Koca çocuk oldular, beş yıl içinde totalde iki hücreden iki küsür metreye geldiler; ama sanki ben daha çok değiştim. Onlar mı daha çok öğrendi, biz mi kapışırız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkesin bildiği en doğru sözüm yok, bizim doğrumuz da çocuklara içinde din olan hiç bir şey öğretmemek oldu bugüne kadar. Anne baba da olsan, et tırnak falan ne ise işte; din şahsi mevzu. İsteyen öğrenme yaşına gelince, arar öğrenir kendisi. Ben kimim ki birine din öğreteyim, ne haddime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi bu ülkede dinin sosyal-psikolojik yan unsurları var. Bu yazıyı okuyan çoğu insana ilk korkuları ve sınırları dini öğelerle öğretildi. Haliyle bunu da ikame etmedik, boş kaldı o duvar. Asmadık bir çerçeve.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şuna geleceğim, Nisan ve Güney envai çeşit soyut kavramı hayatlarına alıp tepe tepe kullanabilecek kadar geliştiler ama ölüm, cehennem, günah, haram gibi kelimelerin altı tamamen boş onlar için henüz. Ürpermiyorlar bizim gibi. Ölüm, onu önyargısız algılayan beş yaşındaki çocuklar için öyle basit, öyle doğal bir kavram ki; bu durum bizler için ölümün kendisinden daha korkutucu olabiliyor. Ölümü bilmiyoruz biz büyükler, korkarak algılıyoruz. Çocuk için ölüme gelene kadar, o kadar çok bilinmeyen var ki; ölüm şaşırtmıyor onu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dan diye geliyorlar bazen,&lt;/div&gt;&lt;div&gt; - Baba sen ne zaman öleceksin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt; - (Hobaa) Ne bileyim oğlum. İnsanlar genelde yaşlanınca ölürler, ama başına bir kaza falan gelirse daha erken de ölebilirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; - E bazı yaşlılar ölmüyor? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi bunu toparladın da, şöyle çıkıyorlar karşına.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; - Baba, biz Nisan'la aynı anda doğduk ya, hangimiz önce öleceğiz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aklımız "Töbetöbetöbe, ağzından yel alsın, allah gecinden versin, şeytan söyletti, bismillah, eüzübillahi"ye de çalışmaz ki bu ünlemlerle savuşturabilelim :) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu soruyu göğüsleyebilene aşk olsun, öyle kalıyorsun.  Nietzsche falan birileri bir el atsın da çıkışı göstersin bize. Çocuksun da her şeyi öyle naturel algılama di mi, Allahtan kork derler adama.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7249403441532321425?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7249403441532321425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7249403441532321425' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7249403441532321425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7249403441532321425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/01/naturel.html' title='Naturel'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSzSY-4bMzI/AAAAAAAAAhk/TL74GeSez0c/s72-c/wilhelm-nietzsche.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8105673494390719259</id><published>2011-01-10T23:04:00.006+02:00</published><updated>2011-01-11T00:24:00.479+02:00</updated><title type='text'>Kaza Raporu</title><content type='html'>Son dönemlerde sorana şöyle tanımlıyorum çocuk sahibi olmayı;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;"Abi kendine çok büyük bir eğlence ve çok büyük bir endişe yaratıyorsun."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuğun ne kadar bal börek bir şey olduğunu çok anlattım, dileyen okusun aşağılardan. Ama bir de endişe kısmı var ki, anam anam. İlk doğduğu günlerde o kadar küçük bir canlının nefes alıyor olmasına hayret ederken, uykusunda nefes alıyor mu diye ister istemez; bir manyak gibi; dakika başı çocuğun soluğunu kontrol ediyor insan. Beş sene geçti hala değişmedi. Her gece, Nisan ve Güney rahat nefes alıyor mu diye kontrol etmeden uyuyamayız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu denli sevip, endişelenip ve sakınıyorsun ama; çocuk işte. Nisan ve Güney de her çocuk kadar "iş kazası" yaşadılar. Ömürlerimiz orada kısaldı, saçlarımız o günlerde ağardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlkini hatırlıyorum. Henüz birkaç haftalıklardı, bir apartmanın giriş katındaki çocuk doktorlarına gitmiştik. Bir sebeple, Ayşen ve Nisan içerde; Güney ve ben kapının önündeydik. Beşer harfli isimlerine bakmayın; ikisi ancak beş küsür kilo o zaman. Kucağımdaki Güney, nasıl yaptıysa kendini atar gibi savurdu. Acemi babaysak o kadar da değil, tuttum elbet. Ağaçkakan Woody gibi kafasını geri doğru çektiğiyle kaldı. Ama camdan gören Ayşen'in bir çığlığı var ki aman aman...&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuGO1M_r9I/AAAAAAAAAhc/3ShgdbjJyVE/s1600/woody-woodpecker.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 229px; HEIGHT: 260px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560685754276884434" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuGO1M_r9I/AAAAAAAAAhc/3ShgdbjJyVE/s320/woody-woodpecker.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir kere de, 6-7 aylıklarken ikiz arabalarıyla Alaybey (Karşıyaka) Tansaş'ta alışveriş yaparken arabanın arkasına astığım torbaların ağırlığından arkaya doğru devrilmişliği vardı. Gözlerindeki şaşkınlığı hadi gel de anlat anneye :) &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuBxv3lhkI/AAAAAAAAAhU/iXHc80LoeBA/s1600/coyote3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 211px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560675070905610642" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSt8g-iy8ZI/AAAAAAAAAhM/suQJ0m-_tmI/s320/southpark1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;(Yazıyı yazarken canlı yayında farkediyorum ki, kazaların çoğu da hamilik babadayken olmuş. Neyse canım buradan sosyal tespit çıkarmayalım, münferit olaylardan bahsediyoruz :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha koşmayı yeni öğrenmişler. Yaş bir küsür. Güney kalorifer peteğine bir girdi ki kafadan, evin geri kalanı sallandı. Sanki ACME balyozuyla kafasına Road Runner çakmış Coyote gibi şişti bir kaç saniyede. &lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuBxv3lhkI/AAAAAAAAAhU/iXHc80LoeBA/s1600/coyote3.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560680856582194754" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuBxv3lhkI/AAAAAAAAAhU/iXHc80LoeBA/s320/coyote3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beş dakika mesafedeki polikliniğin aciline gidene kadar da indi. Çocuk bünyesi nasıl güçlü, hücreleri nasıl da çılgınca yenileniyor yaşarken öğreniyor insan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra yaş iki oldu. Nisan ve Güney oynarken Güney ön dişini sert bir yere vurdu. Ağız kan revan; mosmor, diş düştü düşecek. Kaç dişçi gezdik o gün hatırlamıyorum. Hepsi "Bu diş iki güne düşer, çekmemiz lazım" dedi. Ayşen, anne kafası bambaşka işte, "Çocuk dişsiz kalmasın yenisi çıkana kadar, düşerse kendi düşsün. Vermem oğlumun dişini." dedi. Haftaya üçüncü yılı dolacak o kazanın, düşmedi diş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ev kazaları, yağ sıçramaları sandalyeden düşmeler derken; 4 yaşına ayağını bisiklet zincirine taktırmayı da yaşamak Nisan'a nasip oldu. Yıl 2011 Ginger Minger iyi gidiyoruz da aga, çocuk hala bisiklet sever; bisiklet biner. Ayrıma dikkat, orada bir anlam varmış. Bisiklete değil bisiklet biner çocuk:) Kendi binemezse de mahalledeki ablasının selesine biner. Kader kısmet değil işte, hayat zor ve acı. Ayağını oraya sıkıştıracaksın, yol oradan geçiyor. Büyüyor ve öğreniyorsun. Ayağını sıkıştırmadan olmuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık yaş beşe beş var, kazalar seyrelir, dizlerdeki yara kabukları azalır derken son üç haftada yine inceden revire döner olduk. Nisan, okulda elmacık kemiğini sandalyeye çakmış. Ünvan maçı ertesindeki Mike Tyson gibi geziyor evde. Buz koyduk doktora gittik derken, bir iki hafta sonra Güney okulda kankasıyla kafa kafaya çarpışmışlar. Bizimki dili dışarıda nefes nefese koştuğundan kelli, dilini yarmış. Bu yaşta diline dikiş attırdı, façayla geziyor artist. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herşeyin başı sağlık ne kadar gerçekse, çocuğun varsa gerçeğin karesi, ikiz çocuğun varsa bunun kübü, hele ikisi de sakarsa faktöriyelinin dördüncü kuvveti oluyor. Bırakınız oynasınlar, bırakınız eğlensinler ama abi, mümkünse artık kaza yapmasınlar. Yılı hasarsızlığı bozmadan tamamlasınlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine uzattım, finali dilinde iple gezen - bir haftadır yumuşak gıdayla beslenen Güney'e vereyim. (by Bay Gencebay)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"...Dil yarası dil yarası en acı yara imiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dudaktan kalbe bir yol var ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saygı ve sevgidenmiş.."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8105673494390719259?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8105673494390719259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8105673494390719259' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8105673494390719259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8105673494390719259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2011/01/kaza-raporu.html' title='Kaza Raporu'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TSuGO1M_r9I/AAAAAAAAAhc/3ShgdbjJyVE/s72-c/woody-woodpecker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2308770042351257973</id><published>2010-06-29T08:14:00.007+03:00</published><updated>2010-06-29T12:00:22.754+03:00</updated><title type='text'>Basit Makineler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1jcoq8gI/AAAAAAAAAgw/ZGF0WmJIkG4/s1600/IMG_0446.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kaldıraç, makara, eğik düzlem falan işte basit makine dediğimiz. İlkokul, ortaokul günlerinin flaşlarından. Eğer ki ikiz çocuğun varsa (hadi tek çocukta da bir yere kadar kabul ederim) ömür basit ve basitin bir üstü makine üzerinde geçiyor. Hayatı kolaylaştırma, elleri boşaltma çabası işte.İkiz arabası hususundaki görüşlerimi paylaşmıştım &lt;a href="http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/chicco.html"&gt;Chicco&lt;/a&gt; yazısında. Bu postu da bebek arabası üzerine yazma sözü verdim, zira anlatacaklarım var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir sonraki yazının konusunu inceden ifşa etmek fena olmuyor. Bir taahhüt yaratıyor, insanın aklını topluyor. Dan Brown'dan, Aşk-ı Memnu'nun senaristlerinden öğrendik bu ayarları ;) Müteakip yazı Frenk diyarına bir güzelleme olacaktır efendim. Bilginize;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 Mayıs'ta depodan çıkardık dedim ya ikiz bebek arabasını, aslında o bizim daha portatif anlar için kullandığımız küçük ikiz arabamızdı. Tatilde falan çok işe yarardı. Hafif, küçük, baston "stayla" bir ikiz arabası. Kelepir kapatmıştım Kemeraltı'ndan yıllar önce laf aramızda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir haftalığına Paris Komünü'nün havasını solumaya giderken Ayşen ısrar etti "Gel şu iki arabadan birini tamir ettirelim, orada çok faydası olur." Gücüm yettiğince direndim, karşı çıktım "Hayatta da taşımam, büyüdüler hem, yürüsünler, alışırlar, araba bize yük olur, vesvese&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yüvesvisü..." Sonunu söyleyeyim burda, n'olacak, Dan Brown kadar para kaldırmıyorum bu işten. Haksız çıktım. Badem oldum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fransa seyahatinden bir gün önce Ayşen, anne ve babasına bir biçimde tamir ettirtmiş küçük ikiz arabasını. Bir iki perçini kırılmıştı, oralara bir şeyler takmış bir bisikletçi mi neciyse artık. Araba iş görüyordu. Ben de bu kadar koordinasyonu görmezden gelemedim, yüklendim arabayı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuk sahibi olmayanlar bilmez, puset tarzı ekipmana ait özel bir uygulama var uçaklarda. Tıpkı el bagajı gibi son ana kadar elinde tutabiliyor, çocuğunu gezdirebiliyorsun uçağa binene değin. Ama puset benzeri materyal kabin içine almak için fazla büyük ve şekilsiz olduğundan tam uçağın kapısında hostesler "merhaba" derken, oradaki bir görevliye veriyorsun puseti bagaja bir yere koyuyor. Ne el bagajı ne de "normal" bagaj muamelesi. Biseksüel bir tarz, araf bir ortam pusetinki. Biz de uçağa binerken teslim ettik puseti, uçaktan iner inmez almak üzere.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üç küsür saatlik yolculuğun sonunda, Bienvenue France'mi artık neyse, Fransa'ya hoşgeldiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Kapıdaki görevlilerin İngilizce bilmemesini geçtim, THY'nin hostesleri bile Türkçe'yi unuttu. Öylesine bir iletişim problemi. Puset nanay oldu. Hala "ben bilirim"lerdeyim. Ne gerek veradı be Ayşenello taşıdık buralara, hayırlısı oldu kayboldu, zayi oldu. Oh.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatımda ilk gördüm CDG havaalanında bagajları almaya gittik, bagaj hattında rötar yazdı. Siz geldiniz, sağ salim indiniz ama bagajlar 20 dakka takılacak süretecek bi yerlerde dediler kibarca. Bekledik biz de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCmerbEqTiI/AAAAAAAAAf4/vAeRPL7HhtU/s320/DSC00083.JPG" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488092089766530594" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bagaj geldi, bavul geldi, çuval, valiz ne varsa geldi. Bizim ikiz puseti yok. Allahtan bir aile daha bekliyor onlarla birlikte durduk biz de. Artık ben anlatmaktan sıkıldım, sonunda kavuştuk basit makinemize. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra ver elini Paris. Ve Paris'in dördüncü dakikasında tüm artistiklerimi yuttum. Euro'nun geçerli olduğu bir medeniyetteysen, yani kaldırımlar geniş, yani arabalar saygılıysa; bebek arabası hayat kurtarır. Rahatça akar gidersin, çocuklar yorulmaz, sen sürtersin. İkna oldum bu basit makinenin nimetine. Çocuklar boyunlarını zor yerleştirse de uyumayı başardılar. Yorulduklarında dinlendiler, enerjim fazla geldiğinde son sürat koştum puseti ite ite....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ta ki....Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın Pere Lachaise'deki mezarlarını ziyarete gidene kadar. Kabristan her yerde kabristan herhalde. Zemin engebeli, bebek arabasının en fazla yük binen noktası bir yerde kırılıverdi. Orada bile arıza ben. Atalım gitsincilik yaptım. Ayşen direndi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCmz-JtM7OI/AAAAAAAAAgI/tSy9NjUmnFk/s320/DSC00834.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488115501266431202" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;Bundan sonrası gerçek hikaye işte. Paris'in sokağında, barında, Disney'inde, landında, kafe'sinde, kümesinde kah inşaattan plastik kablo bağı araklayan, Cezayirli bakkaldan keten ip dilenen, yerden vida toplayan, çilingire dert anlatan ve an be an arabanın patlayan bir vidasını toplamaya çalışan biz çılgın Türkler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;Gerisini görsel anlatayım, sonu trajik. Paris'te, gurbette bir çöp tenekesi yanında sonlanmış bir hayat. Hakkımızı çoktan helal ettik sana ey Kemeraltı işi küçük puset, çok yükümüzü taşıdın, sen de bize edecek misin?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1ihZKwLI/AAAAAAAAAgg/43G8cQO5Mss/s1600/IMG_0434.JPG"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1ihZKwLI/AAAAAAAAAgg/43G8cQO5Mss/s320/IMG_0434.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488117225611772082" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1ifN103I/AAAAAAAAAgY/2efRFge20jQ/s1600/IMG_0433.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1ifN103I/AAAAAAAAAgY/2efRFge20jQ/s320/IMG_0433.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488117225027392370" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1hej9--I/AAAAAAAAAgQ/4_Yc8ldT1ys/s1600/IMG_0430.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1hej9--I/AAAAAAAAAgQ/4_Yc8ldT1ys/s320/IMG_0430.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488117207671897058" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1jAjrj4I/AAAAAAAAAgo/wxU2PH06z3g/s1600/IMG_0444.JPG"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1jAjrj4I/AAAAAAAAAgo/wxU2PH06z3g/s320/IMG_0444.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488117233977364354" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1jcoq8gI/AAAAAAAAAgw/ZGF0WmJIkG4/s1600/IMG_0446.JPG"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCm1jcoq8gI/AAAAAAAAAgw/ZGF0WmJIkG4/s320/IMG_0446.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488117241514488322" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2308770042351257973?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2308770042351257973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2308770042351257973' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2308770042351257973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2308770042351257973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/06/basit-makineler.html' title='Basit Makineler'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TCmerbEqTiI/AAAAAAAAAf4/vAeRPL7HhtU/s72-c/DSC00083.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-135052504160401393</id><published>2010-06-28T10:39:00.005+03:00</published><updated>2010-06-28T15:31:06.833+03:00</updated><title type='text'>Yepyeni Bir Hayat Gelir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TChW73h0ljI/AAAAAAAAAfw/kElU12x9ILE/s1600/IMG_0310.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TChW73h0ljI/AAAAAAAAAfw/kElU12x9ILE/s320/IMG_0310.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5487731732469028402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Önce özeleştiri. Düzenli yazmak bir meziyet ya da bir görev. Ne olduğunu bilmesem de, her zaman yakalayamadığım bir ritmi var bu işin. Her yazdığına bir kulp takmayı görev bildiğimiz Hıncal'ı, Özkök'ü, Oray Eğin'i başarıyor; ben başaramıyorum. Sebep aramayacağım, mazeret didiklemeyeceğim ama düzenli yazmayı deneyeceğim. Hep. Söz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;15 sene olmuş baharı ilk kez meydanda karşıladığımızdan beri. Hayatımın yarısı miting alanlarında geçti desem yalan olmayacak. Dayağı, ses kısılmasını, copu, biber gazını öğrendiysek de; kalan iz ne geniz yanması, ne sırtta morluk. Onur, gurur, gelenek, kardeşlik kazanıyor günün sonunda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2007-2008 ve 2009 1 Mayıs'ında yaşanan şiddet, çocuklu bir aile olarak katılmamızı engelledi açıkçası. Taksim ısrarını gönülden desteklesek de, maaile orada olamadık. O zaman ilk teşekkür, üç senedir canla, dirençle Taksim diye bastıran tüm dostlara. Tarihi yazdınız, tarihe yazıldınız. Tarihçiler not etmiyorsa da ben buraya yazıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 Mayıs'ta Taksim'de bulunan her rengi anlayabiliyorum sanırım. Hayatta övündüğüm üç-beş meziyetten birisi. Şu dergi neci, bunlar kimden ayrılanlar, e eşicnseller niye bölünmüş, anarşistler girmeyecek mi meydana sorularını ve yanıtlarını az çok takip ediyorum, dinlemeye çalışıyorum. Biz de küçük ailemiz artı ortaboy çevremiz olarak orada bir renktik. Ve ne güzel ki 1 Mayıs alanında, dünyanın herhangi bir yerinde olduğundan daha fazla biz de anlaşılıyorduk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan'ın Paris Hilton Tarzı'ndan, Güney'in her gördüğünü istemesine, sloganlara yarım yamalak eşlik etmelerinden, Harbiye TRT önündeki yeşillikte çiçek toplamalarına, on dakika çılgınca koşup (Osmanbey'i komple transit geçtik) yarım saat bomboş durmalarına kadar manasız görünen her stili "insan doğası" "çocuktur olacak tabi" diyerek anlayan 1 Mayıs 2010 katılımcılarına da binlerce teşekkür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nasıl ki 1 Mayıs'a çıkarken insanlar sandıktan bayrak-pankart çıkarırsa biz de apartmanın altındaki depodan Nisan ve Güney'in bebek arabasını çıkardık, iki senedir binmedikleri. Lojistik kolaylık dedik, koşarız dedik, dinlenirler dedik. İyi demişiz. Bir sonraki post arabayla ilgili bu arada ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üçüncü teşekkürü de isim isim verelim, Remzi-Derya(+Çınar)-Savaş-Murat-Fatmagül-Oya. İyi ki oradalardı, Nisan ve Güney 1 Mayıs'ı hatırlayacaklarsa, oradaki renkler kadar dostlarla da hatırlayacaklar. Çocuklar sıradışı olayları ve  sevdikleri insanları dayanak yaparak hafızalarını diri tutuyorlar. Ha bir de sürpriz bir tanıdık, bu blogun takipçilerinden Emek. Nisan ve Güney'i Şişli'de koşarken tanıdı. Müthiş mobilitemizin ortasında onbeş saniye diyalog kurabilmiş olsak da kendisiyle; günün en güzel sürpriziydi bize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kabotaj Bayramı'nın haftasına 1 Mayıs yazısı yazıp da, şu şenlikliydi, bu kitleseldi demek komik kaçacak. Ama 1 Mayıs 2010'da Taksim'de ne varsa güzeldi. Nisan ve Güney zaten güzeller :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gazeteci değilim yarın öbürgün belgesel yapayım ama, N&amp;amp;G olur ya belki gazeteciliği seçerler. Oradaydım derler tarih tartışıladururken. O yüzden kanıtı buraya kazımakta fayda var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Çocukla 1 Mayıs'a gidilir mi?" diyenlere Ayşen'in bir yanıtı vardı, onunla bitireyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Merak etmeyin onları kollayabiliyoruz ve biz çocuklarımıza her anlamda güzel bir gelecek bırakmak için uğraşıyoruz."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-135052504160401393?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/135052504160401393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=135052504160401393' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/135052504160401393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/135052504160401393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/06/yepyeni-bir-hayat-gelir.html' title='Yepyeni Bir Hayat Gelir'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/TChW73h0ljI/AAAAAAAAAfw/kElU12x9ILE/s72-c/IMG_0310.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-3390067484923432478</id><published>2010-04-08T11:08:00.006+03:00</published><updated>2010-04-08T11:50:11.100+03:00</updated><title type='text'>Elimle dört</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Üstüste iki Güney post'u. Nisan okumayı öğrendiği gün -o güne bırakmışsa eğer- kesin kesecek beni.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney'de bazı konuların üzerine gitme hususu var, kendince kafa yoruyor ve sonuca gidince gururlanıyor. Yaşı dörde çeyrek vardı, parmak şıklatmaya taktı kafayı. "Nasıl şıklatıyorsunuz, parmağı sert mi tutuyorsunuz, hangi parmak, orta parmak mı?" diye sora sora çözdü mevzuyu. Şimdi şıkıdım şıkıdım geziyor evin içinde. Ki özel hobisi de karşısındaki tongaya düşürecek bir soru sorup "Kandırdıım kandırdıım" diye Misket Havası oynar gibi yaparak parmak şıklatmak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdilerde ıslığa sardı, "nasıl çalıyorsun, dilini yuvarlak mı yapıyorsun, güçlü mü üflüyorsun?" diye diye. İnceden "fiyuu" diye bir ses çıkarmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özünde çözmüş olayı. Erkeksen, ve ileride "ekmek yemek" istiyorsan parmağı şıklatacaksın, ıslık çalacaksın bir varyeten olacak. Yoksa "aç" kalırsın, malum. Bir de şok soruları, cevapları, kandırmaları var. Ki çoğu başarılı, en azından güldürüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geldi geçen gün "Baba elimle dört yapayım mı dedi?" Ne beklersin allahaşkına? Şunu görmeyi değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(85, 26, 139); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8G2kX-pYVi0/SXjC8hmP5dI/AAAAAAAAAII/51z6rKeUlEg/s320/4fingers1.jpg" border="0" alt="" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 227px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;Geldi sırıta sırıta; bak dedi. 30 yaşındayım böyle dört görmedim, akıl da etmedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;(Plakamız da belli oldu arkada. yolda gören selam etsin. Ki reklam gibi de olmuş. Büyük araba diye almak zorunda kaldık, ama çok sevdik memnunuz. Toyo toyota toyo toyota çıkarım senle her yola...)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S72WECRLGQI/AAAAAAAAAfo/fKLZRkkNeMU/s1600/IMG_0271_2.JPG"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S72WECRLGQI/AAAAAAAAAfo/fKLZRkkNeMU/s400/IMG_0271_2.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457683319515453698" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 251px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-3390067484923432478?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/3390067484923432478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=3390067484923432478' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3390067484923432478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3390067484923432478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/04/frlayan-kisi.html' title='Elimle dört'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8G2kX-pYVi0/SXjC8hmP5dI/AAAAAAAAAII/51z6rKeUlEg/s72-c/4fingers1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1064935599074891273</id><published>2010-04-07T10:41:00.005+03:00</published><updated>2010-04-07T11:29:03.495+03:00</updated><title type='text'>Oku..</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S7xBoZw7KLI/AAAAAAAAAfY/VhoGEI774BU/s1600/ko%2B%C4%9F10.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S7xASGQ5GpI/AAAAAAAAAfQ/jzSLR-BicVQ/s1600/ALiEfe.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S7xASGQ5GpI/AAAAAAAAAfQ/jzSLR-BicVQ/s320/ALiEfe.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457307528129485458" /&gt;&lt;/a&gt;Bu yaştayken değilse de; insanın yaşı tek basamaklıyken okumak kıymetli bir durum. İlkokul 3'te 4'te bile "parmakla takip ederek okumak" - "heceleyerek okumak" gibi tasvip edilmeyen stiller olurdu. Okumak herhalde ki zor bir hadise, hele ki okumayı öğrenmek.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;80'li yıllarda hayat daha mı dertsiz, yoksa insanlar daha mı çaresizdi bilmiyorum ama 4 yaşında bir çocuk öyle çok da korunup, kollanılacak, sakınılacak bir varlık değildi. 4 yaşımdayken, öğretmen çocuğu olarak; öğlenci babayla evde oturarak başlardım güne; sonra babayla yola çıkıp belli bir saatte İzmir'in bir aktarma noktasında dersi bitmiş sabahçı anneyle buluşur ve aynen eve dönerdim. İki saat içinde altı otobüs değiştiren 4 yaşlı bir genco olarak bu süreci şöyle fırsata çevirmişim. Durak ve tabela isimlerine bakarak okumayı öğrenmişim. Renkli TV'nin olmadığı bir dönem için bu eğlenceyi keşfetmiş, ve 4,5 yaşında otobüs değiştirme döngüsünden çıkmıştım. Müteakip sene sabahçı babayı evde bekliyordum; büfede duran Hayat Ansiklopedisi ise acayip ilginç bilgilerle dolu sonsuz bir kaynaktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzatmayayım, balına da olsa 4 yaşında okumayı öğrenen, bundan keyif alan ama 5 yaşına kadar parmak emdiği için kalem tutup yazmayı başaramayan, başarsa da çevrenin "o elle değil olm.." baskısına maruz kalan solak bir babanın oğlundan bahsedeceğim; Güney Aksakal.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/hassas-dengeler.html"&gt;Hassas Dengeler&lt;/a&gt;'de söylemişiz. Nisan'ın yaratıcılığa, Güney'in müspet ilimlere olan eğilimi fazla. Sayılar, mühendislik, yazmak, çizmek hoşuna gidiyor. Bu ilginin ışığında bildiği kelimelerdeki harfleri çözmeye başladı. Sağda solda, okulda, eşyalarının üstünde Güney yazısını göre göre "G" harfinin "Güney'in Gü'sü" olduğunu öğrendi. Sonra Erdem'in E'si, Nisan'ın Ni'si, Ayşen'in A'sı diye devam etti. Bu çıkarımlar okul arkadaşlarının isimlerindeki harfler, Taksi'nin T'si, Migros'un M'siyle sürdü. Ve adam kendi çabalarıyla  29 harfin 20'sini tanır oldu. Harfleri bazen birleştiriyor okuyor, bazen Baba'nın B'siyle Erdem'in E'sini çarpıştırıyor..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Bak Ayşen Anne olduğu için o ikisinin (ilk) harfleri aynı. Baba'yla Erdem'in niye farklı harfleri?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki üç ay önce, odasında resim yaparken; okuldaki büyük kankası Ali Efe düşmüş demek aklına. Geldi, baba bak Ali Efe yazdım bir kağıda dedi. Harbiden yazmış, Bir Kelime Bir İşlem'e katılsan "L joker der alırsın altı puanı.."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kankalık, başka bir şey. Ayrı bir yazıyı hakediyor; ama  Ali Efe'yi de anmışken Güney'le birlikte bir pozunu paylaşmak yakışır diye düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S7xBoZw7KLI/AAAAAAAAAfY/VhoGEI774BU/s320/ko%2B%C4%9F10.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457309010832861362" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Okuma yolunda nasıl ilerleriz bilmiyorum. Buraya kadar bizsiz geldi, buradan sonra da kendi metoduyla gitsin diye düşünüyorum. En azından ilkokula kadar. Ama bıttırık boyunda bir adamın yazıya bakıp "TEKZEN ne demek baba?" demesi falan, başlıbaşına komik.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1064935599074891273?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1064935599074891273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1064935599074891273' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1064935599074891273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1064935599074891273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/04/oku.html' title='Oku..'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S7xASGQ5GpI/AAAAAAAAAfQ/jzSLR-BicVQ/s72-c/ALiEfe.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7120981843480550536</id><published>2010-01-19T11:28:00.004+02:00</published><updated>2010-01-19T12:00:53.536+02:00</updated><title type='text'>Hayat Bayram Olsa</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_8HXYVmI/AAAAAAAAAM8/BM52EqRtvAE/s1600-h/DSC00206.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428385596610991714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_8HXYVmI/AAAAAAAAAM8/BM52EqRtvAE/s320/DSC00206.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nisan ve güney bizim sosyofobikliğimizin tavan yapmasına sebep olmuş iki gayda'dır.&lt;br /&gt;Normalde insansever kişiler olmamıza rağmen, Erdem de ben de etraftan eleştiri gelecek diye balkonda kesinlikle osurmayız ve müzik setinin "bass" tuşuna basmayız. Ha keza camdan örtü silkelemez, apartman bahçesinde halı yıkamaz, arabamızı asla başkasını zora sokacak şekilde parketmezuk.&lt;br /&gt;Bu manada birinin bize, "arkadaşım bakar mısın?" demesi ya da "komşum iyi hoş da..." şeklinde cümle kurması bizim hayatımızdan ikişer sene çalar.&lt;br /&gt;Nisan ile Güney in bu sosyofobikliğe katkıları aşağıda sıralanmıştır;&lt;br /&gt;*Güney bir gün (yaş daha 2,3) uyumamak için diretir, arızaya geçer, saçmalar, sinir eder.&lt;br /&gt;Babası da yatağına yatırır, "bak oğlum, uyku saatin ve ister ağlayarak istersen yatağında oyuncağınla oynarak uyu, sen seç. ama artık ağlasan da bağırsan da ben gelip ilgilenmeyeceğim" der. Ki bunu demeden önce minumum 46 kere salon ve Güney arasında mekik dokumuştur.&lt;br /&gt;İşte o an Güney bizim kalemizi yıkamayacağını anlar ve komşu korkumuza oynamaya başlar;&lt;br /&gt;Baaabaaa, babaacıığğıımmmm (haykıran içli titrek sezercik sesi ile tahayyül ediniz) neden beni karanlıklarda bırakıyorsun? Baaabaa babacığım; yazık değil mi bana? Korkuyorum diyorum, nedeğn inanmıyorsun?&lt;br /&gt;Babaaaa, seni çok seviyorum, beni hiç mi sevmiyorsun, sesimi duymuyor musun? Aaahhh suuuu çok susaadım, boğazım acıyor, babaaaa bir bardak su bile veremez misin? Bayılacak gibiyiiim diyorum. lüffeeeennn&lt;br /&gt;Allahım herşey külliyen yalan, oda karanlık değil, suyunu içip yattı.. Ama komşu ne bilsin? Arayacak polisi, diyecek çocuğu bırakıp gittiler evde. Biz sonra karakolla uğraş sosyal hizmetlerle uğraş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Nisan ise sesinin ayarını yapamayan bir kuzudur. O küçük kaşık suratın, bıdık boyun altında oktavlarca ses yatar.&lt;br /&gt;Anneanneler Bodrum' a taşındığında henüz yeni yeni yerleştikleri evlerinde yatmışız uyuyoruz. O zamanlar 2,5 yaşında.Gecenin 3' ü Nisan bir vesile uyandı.&lt;br /&gt;Ağlamak ki ne ağlamak; böğürmeye yakın tonda çığlıklar. YAAA AN-NE! SIC-CAK DİYORUM, NE BİÇİM DE SICAK DİYORUM BBÖÖHHÜÜÜGGRRRR U-YU-YA-MI-YORUMGGGHHHHHH!!&lt;br /&gt;Nisan sıcaktan yakınadursun, alt ve üst kat komşular büyük ihtimalle yüksek desibele bağlı kalp krizi geçirdiler o arada. Ben de Nisan'ı en kısık sesimle ikna etmeye çalışıyorum; "Annecim bak anneanneler yeni taşındı; komşular kızarsa ayıp olur, kavga var sanarlar, polis molis çağırırlar.&lt;br /&gt;Nisan ikna oldu. Ama her cümle arasında öyle bir TA-MAM deyişi var ki, deminki böğürmeye uyanmayan arka mahalle de tahminim ışıkları yakmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;Aynen şöyle oldu;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Annecim bak anneanneler yeni taşındı; komşular kızarsa ayıp olur, bağırma lütfen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TA-MAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:78%;"&gt;yavaş konuş kızım, küçük sesle konuş, yoksa kavga var sanarlar, polis molis çağırırlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YAAA TA-MAAAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nisan lütfen kısık sesle konuşur musun?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:180%;"&gt;YAA TAMAM DIYORUM ANLADIM DİYORUM NEDEN HEP HEP HEEP AYNI ŞEYİ SOYLUYORSUGGGNNNN BÖÖHHUHHHH&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ama bağırma diyorum bağırıyorsun, anladın mı beni? Kısık ses istiyorum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-TAAA-MAAAAM&lt;br /&gt;O gece tahminim 20-30 kere ta-mam deyip haykırdı.Ömrümden bir o kadar gün çaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428385591236951186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_7zWG_JI/AAAAAAAAAM0/G5b05ltWBGY/s320/DSC00018.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428385588939763474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_7qyarxI/AAAAAAAAAMs/uG-2Qmkp2M4/s320/DSC00043.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal bir baskı olmasa, mesela yoldan geçen bir kadın, bizimkilerin yere oturduğunu görüp; "cıkcıkcıkc taş çeker ayol, ne biçim analar var" demese, ben çocğumla yolda tartışırken biri durup da " hiişşt ayıp ama, polise veririm seni" diye tuz biber ekmese, "alışveriş merkezi koridorlarında düşmeli yakalambaç oynadıklarında "çocuğunu şımartmayacaksın işte böyle azar sonra" demese gerizekalının biri, evimizin dağınıklığı kimsenin derdinde olmasa;ben de günde milyon kere "yapmayın etmeyin çocuğum demesem; sadece günde bir iki kez "hayır" desem, çocuk da o "hayır"ın kıymetini bilse, sonra o "hayır" kısala kısala kaş kaldırmaya dönüşse; bütün dünya buna inansa bir inansa hayat bayram olsa....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428385601282382562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_8YxIGuI/AAAAAAAAANE/aGFCPG9Omu8/s320/DSC00218.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428385605119597986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_8nD_XaI/AAAAAAAAANM/nDVzl5hqxt0/s320/Goruntu(027).jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7120981843480550536?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7120981843480550536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7120981843480550536' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7120981843480550536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7120981843480550536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/hayat-bayram-olsa.html' title='Hayat Bayram Olsa'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S1V_8HXYVmI/AAAAAAAAAM8/BM52EqRtvAE/s72-c/DSC00206.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7039215766670882095</id><published>2010-01-18T16:53:00.002+02:00</published><updated>2010-01-18T17:27:26.604+02:00</updated><title type='text'>Özgürce</title><content type='html'>&lt;img src="http://blog.tmcnet.com/blog/tom-keating/images/braveheart.jpg" /&gt;&lt;div&gt;İstedik ki hep, Nisan'la Güney kendi kararlarını versinler hayat boyu. Onların ayrı bir birey olduğuna inandık. Ve doğmadan önce hep muhasebesini yaptık. Neye ne kadar dayanabiliriz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Dövme yaptırsalar mesela kızar mıyız?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Haha hoşumuza bile gider..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Başka türlü bir siyasi görüş?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Ne kadar abuk bir şey çıkıp da bizimkileri peşinden sürükler bilmiyorum ama kabul edilebilir herhalde..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Nisan türban taksa?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-O giyim tarzı mutlu edecekse, ne diyebiliriz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Şöyle olsa, böyle yapsalar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısacası kendi duruşlarıyla alacakları her karara en azından köstek olmayacağımıza karar vermiştik. Tabii, uzun dönemde bu hala geçerli olsa da; anlık bazı davranışlarını hala kabullenemiyoruz. Belki karakterlerinin parçası olan kimi hırçınlıklarında, asiliklerinde karşı karşıya geliyoruz. Dövme yaptırmalarının karşısında durmayacak olan biz, kimi zaman sapıtıp bizi dövmeye kalktıklarında zeminimizi yitiriyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan bazı konular da var ki, onlara sormadan onlar adına karar veriyoruz. İdealde isterdim ki Boğaç Han mevzuunda olduğu gibi isimlerini bile kendileri seçsinler. Ama olmuyor işte, bazı konularda çocukların adına karar vermek zorundasın. İsteyip istemediklerini sormuyorsun, kimbilir sormamalısın belki. Hayatlarını ne derece etkiler bilmesem de, ara ara sorguluyorum bunları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birincisi Güney'in sünneti. 3,5 aylıkken sünnet oldu afacan. Acayip zor bir yarım gündü. Sabah 7'deki operasyon öncesi 4 saat aç kalacak; çocuk cerrahı genel anesteziyle uyutup bu işi yapacak. Sıkıntı öncesinde başladı. Her işi internetten araştırmayı huy edinmiş bir nesiliz ya; ABD'den başlayıp yayılan bir doktor eğilimine denk geldim. "Biz doktorlar hiçbir hastamızın sağlıklı bir organ ve/veya dokusunu operasyonla alma hakkına sahip değiliz. Bu nedenle sünnete karşıyız" diyorlar. Kağıt üzerinde pek de mantıklı, ben kimim ki Güney'in çü...Neyse.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sünnetten bir gün öncesi herhangi bir anestezili operasyondan önce imzalatılan standart belgeyi gördük. Bırak sünnetten vazgeçmeyi, kafayı yiyecek gibi olduk. Bir biçimde vazgeçmedik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aç bir Güney, inceden sarkan ameliyat saati. Çocuğu hemşirelere teslim etme, ameliyathane önü bekleyişi. Bitmeyen dakikalar ve saatler. Bir türlü çıkmıyor Güney içeriden. Sonunda hemşirenin birine soracak oldum,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Hemşirehanım bizim küçük oğlumuz vardı. Çıkması gerekiyordu bir süre önce?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Ha Güney mi? O kadar tatlı uyuyor ki içeride, herkes sırayla seviyor. O yüzden çıkamamıştır:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Derin bir oh. Peki ya bizim çıkan canımıza ne demeli? Bir kaç dakika sonra çıktı, gerçekten pek tatlı uyuyordu. Şimdi yarın öbür gün çıksa, "Ne sünneti kardeşim, hangi çağda yaşıyordunuz siz?" dese, verecek cevabım olmayabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saç meselesi var bir de. Güney'in saçları ilk yazında gürleşti. Ve biz de ilk doğumgününden itibaren rutin periyotlarla berbere götürmeye başladık. Konuşmaya başladıktan sonra arada Nisan'ı örnek alıp uzun saç istese de; beklemeye hiç sabredemedi aylarca. Ne zaman niyetlense, iki üç haftaya vazgeçti. Hiç kestirmesek sorgulamazdı muhtemelen. Neticede yarın öbürgün torunlarına göstereceği uzun saçlı bir çocukluk resmi olamadı çocuğun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan'da da tam tersi. İkinci ayında tüm doğum saçlarının bir kısmı döküldükten sonra öyle güzel bir renk ve kıvrımda saçlar çıktı ki; bir iki ufak rötuş harici elleyemedik. Kısa saç yakışır mı, bence yakışır ama bilemiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okul konusu mesela. Yirmi küsür sene okula gidecek bir nesil var, uzmanlar üç yaş diyor diye; çocuklar da pek hevesli idi üç yaşında kreşe başladılar. Erkin Koray gibi çocuğunu evde okutmak mı daha doğru; asla öğrenemeyeceğiz. Ortaokula gelip de okuldan bıkarlarsa, bir biçimde bulup arar sorarım Baba Erkin'e.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arkadaşları patır patır kulak deldiriyor Nisan'ın. Hataa iyice küçükten başlıyorlar. 2 yaşında falan. Kararı kendisi versin diye, deldirmedik. Ama aslında onun adına bir karar vermiş oluyoruz değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şehir değiştirirken, tatile giderken, hatta onlar adına onları gezmeye götürürken. Soramıyorsun. Aciz ve sana tabiler. Nereden baksan üzücü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısacası, ne kadar öz benliğiyle baş başa bıraksak da çocuğu; onun adına tonlarca karar alıyorsun. Deneyip yanılma şansın olmaksızın hem de. Belki de zor olanı bu. Bu kadar medeniyete, sosyal gelişmeye gerek yoktu herhalde. Avcı-toplayıcı toplum iyiymiş. Herkes kendi kaderini çizer iken..Yarim..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7039215766670882095?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7039215766670882095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7039215766670882095' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7039215766670882095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7039215766670882095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/ozgurce.html' title='Özgürce'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8039703494646697673</id><published>2010-01-18T13:36:00.003+02:00</published><updated>2010-01-18T14:25:43.478+02:00</updated><title type='text'>Kanka</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1RQyXJs6OI/AAAAAAAAAfA/d_TpB_AVGNQ/s1600-h/IMG_0025.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428052277026679010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1RQyXJs6OI/AAAAAAAAAfA/d_TpB_AVGNQ/s320/IMG_0025.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;Çok arkadaşım var ne yalan söyleyeyim. Facebook'ta altıyüze dayanmış. Bu Facebook işi ilk çıktığında kiminle nerede tanıştığını da yazıyordu herkeş. İyiydi, "You went to school together" muhabbeti. İsterdim ki kiminle hangi yıl tanıştığını da girebilesin. Bir uygulama da çıksın bunun ortalamasını, en çok sosyalleştiğin yılı falan hesap etsin. Seviyorum istatistiği.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mecburen göz kararı yaptım bu işi. Evet bir sürü arkadaşım var, ya da olmuş. Çoğu da yeni girmiş hayatına. İş dünyası falan. Güzel bir şey hala insan kazanabilmek. Lakin, çocukluktan buraya taşıdığın arkadaşlar ayrı bir önemli. O halini bildiğin, ve senin o halini bilen kişi sonradan edinilmiyor. Şanslıydık, zira on ila onyedi yaşını tek okulda okumuş olmak müthiş bir şey. Çocukken tanıdığın adamla, adamken de bir arada olabiliyorsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bornova Anadolu'yu kazanmış, heyecanla Hazırlık Sınıfı'na gitmeyi beklerken, okulun açılmasına iki gün kala da bacağımı kırmayı başarmıştım. İnsanların hayatında yeni bir başlangıç yaratan hazırlık sınıfı için ilk 35 gün "Absent"tım sadece. Teaser yaratmak iyidir. Otuzaltıncı gün yürüyemez ama en azından alçısız halimle babam en ön sıraya oturtup gitmişti. Şansa da ilk gün yanına oturduğum arkadaşımla, o seneler boyunca salam samimi olduk. Kanka. Üniversitede bir kaç sene aynı evde yaşadık. Birbirimizin dünyasını, dünya görüşünü şekillendirdik. Benzer hayatlar, benzer ilişkiler yaşadık. Papaz olduk. Az görüştük. Kopmadık ama. Büyüdük. Sonra araya şehirler, ülkeler girdi. Aynı sırada oturup itişirken, aynı evde kalıp kapışırken; sonradan iki saat görüşelim diye ülkeler aşıp orta nokta bulmaya çalıştık. Ben "business" aleminde çabalarken buldum kendimi, o müziğe verdi bünyeyi. Bambaşka hayatlar yaşarken, birbuçuk ay farkla baba olduk. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine benzer hayatlar yaşamaya başladık. Bezler, mamalar, ilk adımlar, doğumgünleri, sonra anaokulları. Ben iş toplantısında, o konserde. Eve dönüp akşama aynı ninniyi söylüyorsun neticede. Bu haftasonu, işte bu en eski dostum oğlunu da alıp Türkiye'ye geldi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dört yaşımdaki arkadaşlarımdan bugüne taşıdığım dört beş kişi var. Ama hatırlıyorum, dört yaşında insan arkadaşlarını seviyor. Anne-babasının arkadaşlarının çocuklarını da seviyor. Her yerde insanı şaşırtabilen Nisan ve Güney burada şaşırtmadılar bizi. Sarp'ı sevdiler. Sarp da bizimkilerle delice kaynaştı. Dil, büyükler için bir sorundur. Ana dili farklı üç çocuk pek de güzel anlaşabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan ve Güney, on yaşına benden daha yakınlar. Ama ilginçtir, ben on yaşımı elimle tutacak kadar yakın hissediyorum; sanki onların saati ona yirmi var gibiyken. Ve Sarp'ın babasıyla on-oniki yaşında Alsancak'ta, onyedisinde Taksim'de, yirmisinde eylemlerde, yirmibeşlerde Brüksel'de Stockholm'de sürttüğüm günler dün gibi aklımdayken; Nisan, Güney ve Sarp'ın el ele İstiklal'de dün koşturmuş olması bir mucize kadar uzak geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haddim değil Nisan ve Güney'e akıl öğretmek. Ama olur da dinlerlerse, erken bulduğunuz arkadaşları kaybetmeyin derim onlara. Hiç bir yaşa geri dönülmüyor, ama bazı yaşları ileri taşımak mümkün. Dostluk sağolsun, otuzumda, on yaşımdaymışçasına bir hafta sonu geçirdim. Hala ayılamadım, onun etkisiyle de bu yazıyı karaladım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8039703494646697673?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8039703494646697673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8039703494646697673' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8039703494646697673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8039703494646697673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/kanka.html' title='Kanka'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1RQyXJs6OI/AAAAAAAAAfA/d_TpB_AVGNQ/s72-c/IMG_0025.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-3560982316541006403</id><published>2010-01-15T10:30:00.004+02:00</published><updated>2010-01-15T14:09:01.866+02:00</updated><title type='text'>Beslenme Saati</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1Ba2HWIdqI/AAAAAAAAAe4/w6KWQuCr9CA/s1600-h/Cocuk-kahvalti-ve-yemek-seti-beslenme-cantasi__20712228_0.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1Ba2HWIdqI/AAAAAAAAAe4/w6KWQuCr9CA/s320/Cocuk-kahvalti-ve-yemek-seti-beslenme-cantasi__20712228_0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426937436712760994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk altı ay anne sütü perhizini büyük ölçüde gerçekleştirdik. Büyük ölçüde diyorum, zira Nisan'la Güney'in ilk gün bana öğrettikleri bir gerçeklik vardı. O da, bebeklerinin gününün 2 saatten ibaret olduğuydu. Yenidoğan bir bebek günde 12 kezden oluşan bir döngü yaşıyor. 2 saat içinde besleniyor, gazı çıkarılıyor, oynuyor, tuvaletini yapıyor, uyuyor ve iki saatin sonunda tekrar emerek "yeni bir güne" başlıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böylesi yoğun temponun ikiz versiyonunda, ilk haftalarda nadiren çocuklardan birisi tam da diğeri beslenirken, sabırsızlanırdı anne sütü için. Ve onun açlığını 15-20 ml mama ile geçiştirirdik. Hani bilmeyenler için, kutu kolanın yaklaşık 20'de birini düşünün. Bu istisnalar dışında günde 12 öğün anne sütüyle geçen aylar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sağlıklı çocuk gelişimi konusunda tıbbi bir konsensus yok açıkçası. Kimi doktorlar 5. ayda kimisi ise 6. aydan sonra ek gıdaya başlatıyor. İkisinin de kendince doğru argümanları var. Bizimkiler 5. ayda püremsi bir meyve suyu ve yoğurt yemeye başladılar. Allah var çok zorlanmadılar, hatta sevdiler. Güney yoğurdu o kadar severdi ki, iki kaşık arasındaki bir kaç saniyelik beklemeye tahammül edemeyip sabırsızca yalanırdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O her gıdayı ilk deneme anları heyecan vericiydi. Anneannesi karpuz ezip verirdi sevinirlerdi, dedesi peynir tattırırdı garip bir yüz ekşimesi olurdu. Biliyor musunuz bilmiyorum, ilk aylar boyunca(kaç ay inanın bilmiyorum) su bile içmiyor bebekler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra giderek zenginleşti menümüz, tereyağı-pekmez-peynir-bebe bisküvisi karışımı kahvaltı; et parçaları, pilav, çorba...Ve inanın beklenenden iyi yiyordu bizim bıdıklar. Biz de hiiç sevmediğimiz "Ay bugün bişey yemedi, aç kaldı" ebeveynlerinden olmadığımız için mutluyduk. Hatta oldukça hızlı bir gelişme eğrisi yakalamışlardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra inek sütüne başladılar, bir yaş gibi. Ki; çevremizde (hatta doktorumuzun geçmişinde) kimsede görmediğimiz "10 ay anne sütü emen ikiz çocuk" gibi bir olimpiyat rekoru sahibi çocuklar olarak sütü abartmalarına da şaşırmadık. İki biberon bitirirlerdi bir oturuşta. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonrası, üç yaşında kreşe başladılar. İkinci gün katıldıkları kahvaltıda ikisinin de gözleri boncuk gibi açılmıştı. Bir buçuk senedir evde annelerinin hazırladığı insan yüzü şeklinde krepler, rengarenk ekmek dilimleri, çeşit çeşit ve bol porsiyonlu kahvaltının üzerine; okulun en küçük çocuğu olmalarına rağmen porsiyon küçük gelmişti. E biraz araştırdık, okulun porsiyonu aslında normaldi. Bizimkiler, sanırım, çok hareketli olduğu için fazla yiyip fazla yakıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okullu geçen bir küsür senenin neticesinde, Nisan ve Güney'in pek de iştahlı çocuklar olmadığını söylemek mümkün. Sezar'ın hakkı Sezar'a 3 öğünün bir ya da ikisinde güzel yiyorlar. Ama genel olarak istediğimiz gibi besleniyorlar mı desem; yok yani. Çok mu üzgünüz, pek değiliz aslında. Şu an 90'a yakın kilodaki babaları; ilkokul yıllarında dahi kendi başına bir lokma yemek yemezdi. Devir tüketim ve obezite devri. İlla ki yerler...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabahları okul öncesi bir simiti kırışsınlar, akşamları marketten bir bisküvi bir şeker alıp tırtıklasınlar, buzdolabından muz çalsınlar daha çok seviyorlar. E ben de sizin bir şeyi sevmiş halinizi seviyorum. Varsın beslenmenizdeki protein dengesi de tam istediğimiz gibi olmasın;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-3560982316541006403?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/3560982316541006403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=3560982316541006403' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3560982316541006403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3560982316541006403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/beslenme-saati.html' title='Beslenme Saati'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S1Ba2HWIdqI/AAAAAAAAAe4/w6KWQuCr9CA/s72-c/Cocuk-kahvalti-ve-yemek-seti-beslenme-cantasi__20712228_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4970767645954905558</id><published>2010-01-11T15:03:00.004+02:00</published><updated>2010-01-11T16:03:54.602+02:00</updated><title type='text'>Khalkedon</title><content type='html'>&lt;img src="http://mw2.google.com/mw-panoramio/photos/medium/1599160.jpg" alt="Altiyol Boga Heykeli" /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hürriyet Keyif ekinin son sayfalarında çocuk tiyatrolarının ilanları çıkıyor. Bizimkilerin en sevdiği gazete sayfası o. Yine bir cumartesi gazete karıştırırken nazarı dikkatlerini celbetti Cinderella'lı tiyatro reklamları. Haydi dedik pazar günü tiyatroya gidelim. Ailemizin tiyatro kariyeri en yüksek bireyi Ayşen'in yönlendirmesiyle Kadıköy'de bir tiyatroya karar verdik. Bekle bizi Kadıköy, pazara geliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu satırların yazarı, on senedir Kadıköy'e dönüp "geliyoruz" çığlıkları atmış. Her defasında da bu çığlıklar Rapaiç, Hooijdonk, Alex, Anelka, Appiah bilmem ne tarafından kendine iade edilmiş. Kısacası bekle bizi Kadıköy demek hezimetle eşdeğer. Korkuyoruz inceden ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim Kadıköy mağlubiyetlerinin altında hep bir aksilikler olur. Bahane gibi gelir ama işte Hagi cezalıdır, Baros sakattır, seyircimiz alınmaz falan. Şans yine bizden yana değildi, tam kadro gidemedik Kadıköy'e. Ayşen halsiz hissediyordu ve son gün kadrodan çıkarıldı. Kadıköy'e doğru 10 numarasız yola çıktık, hayırlısı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney yolda uyudu biraz. Nisan'la önce yol kenarındaki GStore Outlet'e bir daldık. Emanetler tam olsun hesabı. Kafamıza göre bir şey bulamadık çıktık. Ama Nisan'a da tembihledim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Biliyor musun, Kadıköy Fenerbahçeliler'in yeri...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Yani Gökşen de orada mı olacak? (Garibim teyzesini özlemiş...)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Park yeri ararken Nisan ilk şokunu yaşadı,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kadıköy burası mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Eveeet, güzel mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kadıköy deyince ben küçük kulübeler, koyunlar falan bekliyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haklı çocuk, köy mü görmüş. Napçan be Nisanım, biz yıllardır Kadıköy'de umduğumuzu bulamamışız. Burası böyle, başka bir cumhuriyet ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Altıyol'dan aşağı yürümeye başladık. Saat 11'i geçmiş tayfa aç. Bilseler,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabahtan beri hiçbişey yemedik&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karnımız acıktı bizim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erdem Başkan bize yemek ısmarlasana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Parasını alırsın sonra&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;diyecekler. Simitçiyi görüp simit isteyince dank etti bende. "Hadi Simit Sarayı'na gidelim.." Ortalığı bir anda heyecan kapladı, ben de saf saf seviniyorum sevecekleri bir yiyecek bulduk diye. Kadıköy'de koyun görmeyi uman bünyeler, Simit Sarayı'nda servis yapan prensesler falan bekliyordu tabii. Gerçek bir daha hayal kırıklığı yarattı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Simitimizi yedik, ver elini Kadıköy Halk Eğitim. Cinderella oynuyor tiyatro salonunda. Koşun çocuklar, geç kalmayalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugüne kadar çok tiyatroya gittik. Kötü bir tesadüf Ayşen çoğunu kaçırdı bir biçimde. Bunda da yoktu. Yıllar önce "Şarkıcı" adlı çocuk oyununu oynardık. Ayşen'in rolü "çocuk"tu o oyunda. Ben de kötü kalpli olup da sonradan doğruluğu-iyiliği keşfeden Devgücü'nü oynuyordum. En sevdiğimiz anlar, Devgücü olarak sahneye girdiğimde çocukların sahnedeki diğer oyunculara "Dikkat eeeet, arkanda Dev vaaaar" diye bağırdığı anlardı. O ses ne kadar güçlü çıkarsa anlarsın ki, çocuklar o kadar oyunun içinde. Keşke gelebilseydi Ayşen de, kendi çocuklarının "Cinderella çabuuuk saat 12 olduuu" diye heyecanlı çığlıklarını görebilseydi. Oyunu pürdikkat izledik. Salona döktüğümüz Çubuk Krakerler için de Halk Eğitim görevlilerinden özür dilerim. Bayağı bir topladıö ama kaldı yine de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her ana-baba kendi çocuğundan yakınır. Yaramaz, iştahsız, söz dinlemez, dağınık, tembel, bilmem ne olduğunu düşünür. Biz de herkes kadar yakınıyoruz. Lakin ne zaman onlarca çocuğun bir arada olduğu bir ortamda bulunsak, tekrar farkediyorum ki bizimkiler hareketlilik konusunda açık ara şampiyonlar. Durmuyorlar, koşuyor, zıplıyor, sarılıp yuvarlanıyorlar. Bizimkiler hareketlilik açısından 10 üzerinden 10 ise; 7'yi geçen başka bir çocuk görmedim. İki kere on da çocuk büyütürken yirmiyi geçebiliyor dönem dönem. Kadıköy'e hareketlilik damgasını vurdu. Sahanın her yerine koşan bir Sabri Sarıoğlu gibiydi bizimkiler ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tiyatrodan çıktık, Bahariye'si Altıyol'u Kadıköy Çarşı'sındaki her sokakta koşturduk. "Durun, yavrum yavaş dikkat aman pardon düşmeyin yuvarlanmak yok" diye bağırarak koşturan birisi gördüyseniz Pazar günü, o benim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bambi de bitirdik günü. Garson allahtan köfteyi çaktı da, Güney'in "Ben çilek suyu istiyorum" inatlaşmasını, çaktırmadan Nar Suyu getirerek çözüme bağladı. Güneycim pardon ya, okumayı öğrenip burayı keşfedince kızacaksın bana. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki buçuk öğün, yüz küsür lira, bir tiyatro oyunu, yüzlerce dükkan, binlerce insan, bir kaç kilometre koşu, altı saatten oluşan Kadıköy turumuzun sonunda seninkiler daha E-5'e çıkmadan uyuyakaldılar araba koltuğunda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaman yetmedi. Denize taş atamadık, Tramvay'a binemedik, kitapçılara bakamadık, boncuk alamadık. E biraz da yorulduk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de ben şöyle sonlandırıyorum. 6-0'ın acısını çıkaracak bir rövanş değilse de; Kadıköy'den üç puanla dönmeyi başardık. Haydi Arda Kaptan, bizim ekip bir Kadıköy zaferi yaşadı, sıra sende....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4970767645954905558?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4970767645954905558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4970767645954905558' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4970767645954905558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4970767645954905558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/khalkedon.html' title='Khalkedon'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6749774959928690297</id><published>2010-01-11T14:56:00.009+02:00</published><updated>2010-01-12T10:53:04.979+02:00</updated><title type='text'>Empati Telepati vesaire vesaire</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ana yüreği diye bir mevhum var; hani bir çocuk düştüğünde içimizde bir yer cız diye acıyor, hani biz savaş haberlerine bakamıyoruz, hani anneler kıyamaz, anneler bilir ve hisseder ya...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Var anne yüreği diye birşey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başımdan geçtiği için biliyorum artık, anlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En alta bir yazı ekleyeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşağıdaki yazıyı yazdığımda 19 haftalık hamileydim. Ultrasonda doktor cinsiyetlerini görmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama ultrason görüntüleri çok da anlamdı değildi henüz. Minik burunları, kulakları seçmemiz imkansızdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aradan 4 yıl geçtikten sonra yeniden okudum kendi yazımı; uykusuzluk ve yorgunlukla mücadelede kendi kendimi motive etmeye çalışıyordum; nereden nereye geldik demek için kendi kendime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baktım ki; gerçekten malum olmuş bana, Nisan ve Güney'i daha görmeden çizmişim aklımda ve nasıl çizildiyseler öyle gelmişler dünyaya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siyah saçlı boncuk gözlü bir oğlan ve sarı saçlı küçük gözlü pembe bir kız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425500926822556962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tAWO_PpSI/AAAAAAAAAK0/b7OULwl-q2M/s400/ikiz.bmp" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gün yeniden ve yeniden annelik sınavına giriyorum, puanım çok kıt, hep kendimi sınıfta bırakıyorum. Başaramıyorum gibi geliyor, az oynadık gibi, yeterince dinleyemedim sanki, kızmasam iyiydi, dökülürse dökülsün niye boşuna çocuğu üzdüm ki derken, daha yukarıdan, geniş bir açıdan baktım ailemizin 4 kişilik haline, hayvanat bahçelerinde kişnerken gördüm kendimizi, ömrü 10 saniyelik kum kaleleri binlerce kez yeniden, yılmadan inşa ederken, 4 senedeki 3 farklı evde kovalamaca oynarken, en az 7-8 ev balkonunda havuz şişirirken gördüm kendimi epi topu 4 yazda, feribotlarda vapurlarda incecik saçları vurdu yüzüme rüzgarla, uçaklarda masallar anlattım, bir sürü parkın otunu yolduk, onlarca kaydırağın altında bekledim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502874049541650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tCHk-VdhI/AAAAAAAAAL0/NIJwkcdT5DI/s320/265.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;700 den fazla kere çanta hazırlamışımdır dışarı çıkabilmek için, içeriği minik tulumlarla ve bezlerle başlayıp, pantalon askısı ve boxer'a dönüşen, koşa koşa girilen onlarca çizgi film hatırlarım onlarca farklı sinemada, en az 8-9 farklı denize taş atmışızdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425505141982691858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tELlrvAhI/AAAAAAAAAMc/0o2bfuw6-Mo/s320/872.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502863177422658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tCG8eOF0I/AAAAAAAAALk/6TlrRdXxW40/s320/234.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;oyuncakçılarda kendimizi kaybetmişiz dördümüz birden, Nisan ' la alışverşe çıkmışım kaç kere başımda koca çiçekli taçlar denemiş, Güney' le feshane kapanana kadar sürtmüşüz oyuncaklar arasında, bütün bayramları kalabalık geçirmişiz, el öpmüşler, paralarıyla kendileri alışveriş etmişler, ömrümce yemediğim pamuk helvayı yemişim son 4 senede onların arta kalanlarından, çayırbaşı şenliklerinde romanlarla coşmuşlar, barışarock' ta punklarla, harbiye açıkhava' da uyuyakalmışlar, badista konserlerinde zıplamışlar bizimle...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502867680313714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tCHNPywXI/AAAAAAAAALs/smLPdN9F3_g/s320/260.JPG" border="0" /&gt; Korktuğum gibi olmamış yani; evden dışarı çıkmayan çocukların hijyen delisi annesi ve işi hiç bitmez babasından teşekkül bir aile olmamışız. Bu da bir teselli dedim kendime; ben susamazken 10 dakika kesintisiz ve Erdem aynı mekanda 3-4 saatten fazla kalamazken, çok da bahane bulmamalı kuzulara. genetiğe saygımız sonsuz.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425505128374735026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tEKy_WELI/AAAAAAAAAMM/77NX3eDSvi8/s320/284.JPG" border="0" /&gt; 3,5' dan 4 aldım bugün sınavda; değil mi ki Güney dün yanaklarımı avuçlarının arasına alıp, "aşkımsın benim, canım, güneşim, bulutum, güzelim benim" diye sevdi, değil mi ki Nisan daha dün; "saçlarında beyaz olabilir ama ben seni çok hoş buluyorum prensesim" dedi; 3,5 tan 4 almış bir kraliçeyim aslında, oscar almış ilk Türkiye vatandaşıyım, halkoyu ile seçilmiş devlet başkanıyım, nobel almış yazar, grammy almış müzisyenim.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gönüllerin şampiyonuyum ben, bu da yetermiş insana, anneler doyarmış bununla.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502889247869858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tCIdl5i6I/AAAAAAAAAME/SVVhCq0fzNA/s320/741.JPG" border="0" /&gt; Buyurun şimdi 19 haftalık hamile Ayşen' den henüz doğmamış bir Nisan - Güney hayaline;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Ultrasonda görülen bir siyah yuvarlak karşısında; gözünün kenarından yaş akmasına şaşırmakla başlar.Yıllardır süregelen ve nefret edilen regl ağrısı artık annelik işaretidir; sevilir. gülümseyerek; "gene ağrım var" denilir.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Günde bir paketi geçen sigara tüketimi bir anda sıfırlanır; krize girmeden, sinir küpü olunmadan, daha bir hafta önce "hastasıyım sigaranın, atın ölümü arpadan" derken bu kadar kolay bir vazgeçişe inanamayarak.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Bildik tüm beslenme anlayışı tepetaklak olur; mahalledeki gıda sektörü ile aramızda yeniden uçurumlar. İyi pişmiş etler, litrelerce sütler, ceviz, meyve...ve elveda kadim dost pizza, çılgın yarım ekmek kokoreç, biranın yanında midye dolma.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Bunca yılın "güzel kadın" tasviri değişir. Keşke bir an önce kocaman olsa da şu göbek,keşke bir an önce tepki verse içimdeki güzellik. Bel ölçüsü arttıkça artar mutluluk, içine girilemeyen her kıyafet bir gurur abidesidir.Bu satırları 19 haftalık ikiz annesi olarak yazıyorum; anne adayı diyemiyorum artık; değil mi ki ekranda da olsa oğlum yüzünü dönmüş bana, kızımın hıçkırdığını görmüşüm, değil mi ki her akşam eve dönüş yolunda kıpır kıpır " yatır bizi, dinlendir" sinyallerini almışım; demek ki aleni bir şekilde anneyim. Tüm rüyalarımda iki bebeğim, onlara birşey olmasın yakarışlarım, onlarsız hayatı henüz beş ay öncesi olmasına rağmen hatırlayamayışım, aldığım her kilo için bile sevinçten coşmalarım; en sevdiğim bel ağrılarım, şiş ayaklarım; anneyim artık.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Yıllardır hayal kurmadığımı hissediyorum; aklıma "biri bana 30.000 dolar maaş versin" fikri bile gelmemişti.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Oysa şimdi annemin nasıl olup da yarım saatlik gecikmem için felaket senaryoları yazdığını anlayabiliyorum.Karnımı ve bardak altlığı boyutlarına gelen göbeğimi severken, kendimi bir anda ameliyat masasında görmeye başlıyorum, kahraman baba elimi tutmuş, işte oğlum geliyor ilk ("oğlum" diyebilmek bile ne kadar mucizevi bir nimet), -iyi mi?- diye soruyorum, ağlıyor canımın yarısı; pespembe hayal ediyorum, kara saçlı küçük burunlu, babasının aynısı, gözlerimi ondan ayıramadan kızım geliyor; belki saçsız belki tektük açık renk saçları, kısık gözleri, çok güzel olacak büyüyünce; bizim güzelimiz olacak.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502114305058114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tBbWtIpUI/AAAAAAAAALU/BzLbsefQkiE/s320/nisan.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502111999637762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tBbOHeuQI/AAAAAAAAALM/olah2QqDq8A/s320/guney.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Sonra odalarını hayal ediyorum; renkler hızla geçiyor gözümün önünden, henüz alınmamış sifonyeri oradan çekip buraya koyuyorum, kafamdan dolaplar yaratıyor, minik yorganlara resimler işliyorum.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Kocamın omzunda minik bir baş hayal ediyorum, huzurla uyuyor. Aşk bu diyorum, iki kere üç kere aşk.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Sonra nasıl oluyorsa pas tutan hayal gücüm sınır tanımıyor, anaokulu müsameresindeki tavşanlar içinde bizimkileri ayırdetmeye çalışıyorum; ilkokul seçemiyorum, servislerden ödüm kopuyor, birisi okumayı söktüğünde ötekinin sarkık dudağını görüyorum, süs havuzuna giriyorum küçüklerimle birlikte, çimenlerde kaplumbağa gezdiriyorum, eve muhabbet kuşu alıyorum, sokaktan getirilen köpeğe onay verecek miyiz diye kocamla tartışıyorum, kızıma mezuniyet giysileri tasarlıyorum, oğlumun yüzünü tuttuğu takım renklerine boyamasına yardım ediyorum, dördümüz yemeğe oturuyoruz balkonda, oğluma azıcık rakı koyuyor babası, elin kızı üzmüş, gözleri nemli nemli. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425505146300488178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tEL1xLWfI/AAAAAAAAAMk/h2jDzjwmxLc/s320/868.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425502883107593602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tCIGt8XYI/AAAAAAAAAL8/8gpHKuz2Elw/s320/737.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Kızımla ben bir içli şarkı söylüyoruz ona.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Hayal gücüm geri geldi, anneliğin sihirli deyneği deydi bana. Sayısala ilişkin en büyük hayalim zorlasam 2 trilyonda kalırdı, hayal gücümün sınırı 4 katrilyona yetmezdi. Şimdi kocaman ufkum; madem ki hem ikizim olacak, hem de bir kızım bir oğlum, artık dünyada sınır yok bize, hayallerimize.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Korkum yok gelecekten; çünkü o kadar kocaman ki içimdeki aşk; herşeye karşı koruyacak onları.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Şu yaşadığımız kin dalgasından bile. Onlar anne ve babaları gibi olacak biliyorum; ırk nedir bilmeyecekler, insan olacak özneleri, sevmeyi öğreteceğim onlara, bir avuç topraktan daha çok insanı ve memleketi sevmeyi.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Benim bebeklerime çok yakışacak rengarenk giysiler, sadece kan kırmızısı sevenlere inat, dillerine türkü yakışacak her dilde, bir kez bile olsa kına yakacağım kızımın eline, kokusunu bilsin diye, tepkisiz olmayacaklar, ne denilirse inanmayacaklar, güdülmeyecek bebeklerim, benim kanatlarımdan bile güçlü olacaklar.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Anne olmak bir acaip şey; şimdiden beşer hayat yaşadım ikisi için, biner kere üzülüp biner kere sevinip ağladım, kendime ömür biçtim onbin kez, yetmedi, doğmamış bebeklerime doyamadım ne 50 ne 60 senede.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;em&gt;Hala bir garip gelse de anne oldum ben, gözlerimin arada uzaklara dalmasından belli.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;08.09.2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6749774959928690297?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6749774959928690297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6749774959928690297' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6749774959928690297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6749774959928690297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/empati-telepati-vesaire-vesaire.html' title='Empati Telepati vesaire vesaire'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0tAWO_PpSI/AAAAAAAAAK0/b7OULwl-q2M/s72-c/ikiz.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7237601333216760559</id><published>2010-01-09T23:53:00.003+02:00</published><updated>2010-01-10T00:54:15.329+02:00</updated><title type='text'>Abartı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0kIXLtNjwI/AAAAAAAAAKk/vLLezaGX490/s1600-h/abarti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424876420516908802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 211px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0kIXLtNjwI/AAAAAAAAAKk/vLLezaGX490/s320/abarti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;İş görüşmelerine sorulan en kıl sorudur; insanı kendi kendinin ispiyoncusu yapar ya da ego patlaması yaşatır; "kendinizde en beğenmediğiniz özellik nedir?"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Malımdır ben, vurun kafama alın ağzımdan lokmayı" mı diyeceksin yoksa "sümme haşa fiziken ve zihnen mükemmelim" mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Benim cevabım şudur ki " ben herşeyin bokunu çıkarırım" Benim birşeyin dozunu ayarlayabildiğim olmamıştır. Öfkeyse kudururum, sevinçse çıldırırım, birşey alınacaksa kıl kırk yarılacaktır, bilinmeyense hakkında bin sayfadan az olmayan araştırma yapılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evlenmeden önce İzmir' de 3 lokanta sayamazken, düğün tarihi aldıktan sadece 15 gün sonra İzmir' de evlilik rehberi yazabilecek birikimim ve küçük bir gece çantasına sığamayacak adette mekan kartvizitim vardı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nerede oturacağımıza karar vermemiz gereken İzmir ve İstanbul aşamalarında, fiyat ve sokak belirttiğinizde hurriyetemlak' taki bir ilanın tüm özelliklerini aklımdan sayabiliyordum. "1300'e Gayrettepe" deyin mesela; "ama 3 aylık peşin istiyor bir de kot farkından arka taraftan giriş kat oluyor" diye cevap verebiliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Araba alalım dediğimiz ilk gün tek diyebileceğim "ay renkli bişiy olsun" ken 1 hafta sonra beygir gücüne göre kıyaslama yapabiliyor ve kredi seçeneklerini ay sayısına göre ödenecek taksit tutarı olarak kafadan özetleyebiliyordum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocuk mu istiyoruz; benim ki çift oluyor.Hamilelik sürecim hakkında o kadar abartılı bilgi ediniyorum ki, kaç aylık diye kerhen soranlara "19. hafta; bu haftadan itibaren vernix caseosa" üretmeye başladım, bebeği koruyan beyaz sıvı hani" diyebiliyordum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erdem de farklı değil, Amerikan tıp fakültelerinin tezlerini çıktı alıp eve getirdiğini bilirim ikiz gebelik hakkında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durum böyle olunca, genetik bilimine saygıyla belirtmek isterim ki, Nisan ve Güney de abartının daniskası oldular. Kolik ağlaması komşu delirtir düzeydeydi, ayaklandılar mı çok zor denilen dönemde ben bütün doğum kilolarımı verdim koşarken, iki yaş krizleri ağır bir menapoz kıvamında seyretti, çocuğun sorgulama yaşı denilen 3-4 yaş dönemi de dakikaya düşen 3 soru ile bizi bizden aldı, şimdi de muhalefet dönemi yaşıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan' a geçen gün taç aldım, başa takılanlardan. Üstelik sevdiği bütün unsurlar da var taçta. Bir kere pembe, hem de ponponlu... İlk on dakika mutluluktan bayılayazdı; 11. dakikada ani bir sessizlik, kaş çatma ve bir anda bana döndü "neden aldın ki bunu bana sormadan?" dedi. hediye aldım ama dedim, hediye sorularak alınmaz ki? "hiç de ihtiyacım yoktu, almadan önce sorsaydın belki gene bunu isterdim ama en azından bana sormuş olurdun" diye azarı da yedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney ise daha erkeksi, daha düz bir muhalif.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Arabada giderken kendi kendine jingle bells söylemeye çalışıyor, bu arada Erdem eskaza Nisan'a "kızım senin yüzün ne kadar huzur verici, ne kadar güzel" diyecek oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney; "cingıl bells cingıl bells ovvatfayn isturayt ne? nesi huzur? yok Nisan'da huzur, hiç güzel değil yüzü, ne biçim yüz o öyle, ne biçim bence? iğrenç mi ne?" diye başladı saydırmaya.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben ne edeceğim ergenliklerinde?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eden bulur diye diye dövüyorum dizlerimi hergün...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424874529762357730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0kGpIGMseI/AAAAAAAAAKc/sHDUjv-ETrw/s320/855.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7237601333216760559?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7237601333216760559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7237601333216760559' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7237601333216760559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7237601333216760559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/abart.html' title='Abartı'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/S0kIXLtNjwI/AAAAAAAAAKk/vLLezaGX490/s72-c/abarti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7204028755771758769</id><published>2010-01-09T20:52:00.004+02:00</published><updated>2010-01-09T22:41:17.492+02:00</updated><title type='text'>Benzemez kimse sana</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0jatvnhV_I/AAAAAAAAAeo/Ww3KG6iaeJk/s1600-h/DSCN3471.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424826230578960370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0jatvnhV_I/AAAAAAAAAeo/Ww3KG6iaeJk/s320/DSCN3471.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0jXNNyF0DI/AAAAAAAAAeg/i9bVt-WK48A/s1600-h/DSC06851.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424822373205790770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0jXNNyF0DI/AAAAAAAAAeg/i9bVt-WK48A/s320/DSC06851.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İlginç bir ikiz profilimiz var. Alabildiğine ilgisizler. Kaş-göz-tarz-huy hiçbir şey benzeşmiyor Nisan'la Güney'de. Lakin Güney babadan, Nisan anneden hık demiş, her yönüyle. İnsan klonlamayı nasıl başarırız diye uğraşıyorlar; biz tesadüfen bulduk klonlanmayı.&lt;br /&gt;Güney'le çekildiğimiz resim, yaklaşık 2,5 yıllık. İzmir'de yaşarken Özdilek Alışveriş Merkezi'nin birbirine en çok benzeyen baba-oğul yarışması için çekmiştik. Şaşırırken daha çok benzediğimizi farkettik. Kasten ağzı açık poz verdik, ki gün içinde ikimizin de böyle şaşalak anı var bayağı.&lt;br /&gt;Karakter benzeşmesi daha ilginç. Güney'le beraber en sevdiğimiz yemek barbunya. İçinde yüzecek kadar çok seviyoruz. Ayşen'le Nisan'ın anlam vermez bakışları altında yoğurda tapıyoruz. Delice gıdıklanıyoruz. Sabah mutlu, gece uykumuz gelince huysuz oluyoruz. İkimiz de "r" harfini söylemenin yakınından dahi geçemiyoruz. Kahvaltıda birer bardak çay dolduruyoruz, dörder yudum dahi alınmamış biçimde lavaboya dökülüyor öğün sonunda ikisi de. İsimlerimiz büyük ünlü uyumuna uyuyor. Kuraldışı ya da sıra dışı değiliz, düz adamız. Matematik falan severiz işte.&lt;br /&gt;Diğer taraftan kızlar çaya tapıyor. İkisinde de dehşet bir sözel yetenek, inanılmaz hikayeler anlatıyorlar. Doğuştan tiyatrocular. Doğaçlama şarkı sözü uydurur ikisi de. Ama inandırırlar da o sözün o an yazılmadığına. Nisan da Ayşen de gece insanı mesela. Uykuları gelince daha bir tatlanıyorlar. Nisan'ın gülüşünde Ayşen'i görürüm. Çaylarını içerek kıkırdaşırlar karşılıklı. Sinirlendiklerinde yüzlerinin aynı kasları gerilir. Saç renkleri, kaş eğimleri tıpkısıdır.&lt;br /&gt;Ülkemizdeki tüm çocukların kabusu olan "Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?" sorusundan kurtulalı çok olmadan, yeni versiyonuna tabi olmaya başladım. "Nisan mı Güney mi?"&lt;br /&gt;Ustalıkla geçiştirebiliyorum, soranı pişman edebiliyorum. Lakin burada biz bizeyken şunu diyeceğim. Güney benim ta kendim. Kendimi görüyorum. 3 yaşımdan beri çoğu anımı net anımsıyorum ve Güney'in her hareketini çok iyi anlıyorum. Beyin hücrelerindeki her molekülün maksadından haberdarım. Güney benim geçmişim, nostaljim. İki kafadarız biz onunla.&lt;br /&gt;Nisan ise benim aşkım. Çocukluğun bittiği yaşlarda tanıdığım Ayşen'in, göremediğim çocukluğunu Nisan sayesinde keşfediyorum. O benim kayıp anahtarım, eksik parçam. Anlayamıyorum, çözemiyorum ama baktıkça büyüleniyorum. Her hareketine tekrar aşık oluyorum. Kendimi ona beğendirmeye çalışıyorum, tavlamak istiyorum.&lt;br /&gt;Birisi kendim, diğeri hayatım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7204028755771758769?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7204028755771758769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7204028755771758769' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7204028755771758769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7204028755771758769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/benzemez-kimse-sana.html' title='Benzemez kimse sana'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0jatvnhV_I/AAAAAAAAAeo/Ww3KG6iaeJk/s72-c/DSCN3471.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5578904970342337178</id><published>2010-01-07T16:07:00.009+02:00</published><updated>2010-01-07T17:18:22.207+02:00</updated><title type='text'>Erkek erkeğe</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0X31POeEjI/AAAAAAAAAeI/cCQs4-pQ0Ug/s1600-h/Capture.JPG" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 170px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0X31POeEjI/AAAAAAAAAeI/cCQs4-pQ0Ug/s320/Capture.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424013820229980722" /&gt;&lt;/a&gt;Nisan öksürüyor gibiydi, Ayşen de üstüste bir kaç günün yorgunluğundan bitap düşmüş halde. Güney ise yalnız olmayınca istediği gibi davranamıyor. Paylaşmak, sıra beklemek, iki çocuğa göre tasarlanmış bir planın parçası olmak basıyor çocuğa. Kendisi gibi davranamıyor. Dedi ki "Baba, bugün biz ikimiz seninle bir yere gidelim, anneyle de Nisan gitsin. Olur mu?"&lt;div&gt;İkiz çocuğun yoruculuğundan bahsettim sıkça. Geçen bir arkadaş "haklısınız ya" dedi, "siz sürekli tek kişi tek çocuk büyütüyor gibisiniz". Nerdee, tek kişi-tek çocuk şeklinde bölününce biz normalin dörtte biri kadar falan yoruluyoruz. Huzur-dinginlik doluyoruz. İkiz çocukta, sürekli bir kaos, koşturmaca, yetişememe, ikisi iki yöne koşsun, biri uyumuşken öbürü uyanır dengesizliği var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan'la Ayşen'i eve bırakıp çıktık Güney'le dışarı. Hasbelkader, akşamımızın içeriği de pek bir maskulen gelişti. İlk durak "Santra Erkek Kuaförü". Yanyana iki koltukta traş olduk. "Benim de enseyi aç iyice" tarifi verdik. Hiç de bilmediğim bir dizi var, Ezel. Berberde Show Haber açıktı. Ezel'le Eyşan İstiklal'de öpüşmüş, bunu gördük. Bir de Ramiz Dayı fenomenine şahit olduk. Berberdeki tüm mürettebat "Kardeşşş..Bana öyle yapma.." "Yeğen, fön makinasını uzat yeğen.." tadında eğleniyordu. Biz de katıldık "yeğen" muhabbetine. Eğlendik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O sırada arabayı "Tellak Oto Yıkama"ya teslim ettik. Otopark kahyasının kulübesinde iki dakika ayak üstü muhabbet. Güney dikkatle izlemede. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;E acıktık tabi. Haydi "Şirvan Kebap Salonu"na. Ustacım bize bir mercimek çorbası. İki de lahmacun az acılı. Baba-oğul lahmacuna soğan yaymanın zevki. Kafa kafaya :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir yandan oradan oraya ufak yürümeler, hava serin elimiz montların cebinde. Saçlar jöleli, yakıyoruz ortalığı. Güney "Baba" dedi. "Saçlarım çok güzel oldu ya, artık bütün kızlar etrafıma toplanır de mi?" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0X6cgFbRmI/AAAAAAAAAeY/Cn9vm34ZxoE/s320/dsc_0306.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424016693793605218" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Toplanır" oğlum dedim. Öylesine kusursuz bir yüzü var ki, saçları düzgün olmasa da toplanmalı. Ya da bana öyle geliyor :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yemeği de yedik, Güney marketten sakız almak istedi. Gitti iki tane yuvarlak, hani şu göz yaşartan sulugözlerden aldı cebine koydu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra tatlıcının önünden geçiyoruz. "Baba be, tatlı alıp yesek mi?" Almaz mıyız olum? İki erkek çıkmışız, takılıyoruz. Ne tatlısı yiyecez, şüphesiz kerane tatlısı. Aldık halkalarımızı, ağzımız dolu homur homur muhabbet ediyoruz. Saat de geç oluyor. "Bilader" yaşantısı iyi de, neticede süt içip, dokuz'da yatan arkadaşlarımız var aramızda :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gittik, yıkamadan arabamızı aldık. Koltuğa otururken Güney, "Baba" dedi.."O kadar mutlu şeyler yaşadık ki...Bugünü hiç unutmayacağım..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de unutmayacağım be dostum, kaç senedir senin gibi bir erkek arkadaş arıyorum biliyo musun? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eve girdik, Ayşen özlemiş, biz onu özlemişiz. Sarılmalar, kucaklaşmalar. Güney aradan sıyrılıp, heyecanla içeri fırladı. Salonda uzanmış çizgi film izleyen Nisan'a doğru koşuyor...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Kardeeeş, bak sana topiş sakız aldım."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öylece kaldık yeğen....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5578904970342337178?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5578904970342337178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5578904970342337178' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5578904970342337178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5578904970342337178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/erkek-erkege.html' title='Erkek erkeğe'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/S0X31POeEjI/AAAAAAAAAeI/cCQs4-pQ0Ug/s72-c/Capture.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5735181174522591192</id><published>2010-01-05T14:00:00.002+02:00</published><updated>2010-01-05T14:37:38.587+02:00</updated><title type='text'>Bir ilk</title><content type='html'>&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3251/4054023555_b99ef4f041.jpg" /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İzlemeyen kalmamış sanırım Avatar'ı. En azından geçen hafta sonu ve dün akşamdan sonra kalmadığına inandım. İstanbul konvoy olmuş Avatar'a akıyor, hiç bir sinema hiç bir seansta kolay yer bulunamıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki seneyi tamamladığımız bakıcısız hayatımızda; nadir aile ziyaretlerindeki anneanne-babaanne yedeklemesini; Fransa'ya master'a gidene kadarki teyze desteğini saymaz isek (ki iki yıldaki toplamı iki basamaklı bir sayıya varmayabilir) Nisan ve Güney'e hep biz baktık. Yedek güç yok, çocuklar ya okulda ya ikimizden birine emanet. Karı-koca başbaşa dışarı çıkmadık, ya çocukla gidilebilecek yerlere gittik ya da hiç gitmedik. Pişman mıyım, değilim anasını satayım. Bir yere gittiysem gözüm hiç arkada kalmadı, bildim ki anneleriyle güvende ve mutlular. Ben de Ayşen'imin az da olsa dışarı çıkabildiği anlarda gözünün arkada kalmamasını sağladım sanırım. Güzel bir huzur...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii, iş böyle olunca çocuklarla gidilesi yerler konusunda ihtisas yaptık. Kendimizi aştık. İki yılda izlemediğimiz çocuk filmi kalmadı sanırsam. Karşılığında bir tek  başbaşa gittiğimiz bir Şener Şen'in Kabadayı'sını hatırlıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinemaya sırayla gideriz. Zaten sinemanın (öncesinde ve sonrasında yapılabilecek sosyalleşmeleri saymazsan) tek kişilik bir aktivite olduğuna hatta, tek başına yapılabilecek en iyi aktivite olduğuna inanırım. Niye sinemaya kafile halinde gidilir anlamam. O salon sosyalleşmek için değil, tam da tek başına bir birey için bence. Git bir başına izle ve çık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eskiden oturduğumuz ev Darüşşafaka TİM Sineması'na 3 dakika mesafede idi. Ben 18:45'te sinemaya gider 19:00 ve 21:00 seanslarına birer bilet alırdım. 19:00'da filmi izler, 20:53'te filmden çıkar. 20:56'da eve girer biletini Ayşen'e verirdim. O da 21:00 seansını izler. 23:00 gibi eve gelince, çocuklar da uyumuşken film üzerine konuşur; sinemadan sonra ne yapılabilirse onu yapardık. Ne şiş yanardı, ne kebap. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haziran'dan beri oturduğumuz yeni evde bu mesafede bir sinema yok. Sinema için alışveriş merkezine gidiyoruz. Birisi çocuklarla gezerken diğeri film izliyor, ya da Cumartesi birimiz "iki film birden" yapıyor, pazar diğerimiz. Lafı gelmişken Soul Kitchen da bomba prodüksiyon, izlenesi ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün de, aynı dönüşümle Avatar yapalım istedik. Film uzun malumunuz. 18:00'de birimiz girer, diğer üçlü İstinye Park'ta sürter. 21:00'de çocuklar devir teslim olur, filmi izleyen Nisan-Güney'le beraber eve. Diğeri sinemaya. Aklımıza yattı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam bilet alırken (mybilet'in internet bilet satışındaki hizmet bedeli neden kiosk'takinden daha fazla? internetten almayın bileti son dakikaya bırakın. biz hangi seansta satışlar nasıl gidiyor bilemeyelim, insanlar gelsin kiosk'a abansın, kuyruk olsun bilet alamayanlar "mına goyam" deyip mutsuzca eve gitsin isteniyor sanırım...Bu biletçiler gerçekten çok kötü. Al biletix'i vur mybilet'e) Ayşen'in -ve benim tabii- ofisten arkadaşları Seda-Umay ve Özlem "aaa, siz birlikte gitsenize, biz bakarız çocuklara, oyalanırız birlikte" dediler. Hadi canım?! :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnanamadık, yarım saatlik bir teorik &lt;b&gt;Nisan Güney 101&lt;/b&gt; dersinden sonra hep bir okul çıkışına gittik çocukların. Ve inanılmaz, 17:45 itibariyle biz gubidik üç boyutlu gözlükleri takmış halde sinemadayız, çocuklar da yeni arkadaşlarıyla dolanıyorlar çocuk parkında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avatar da Avatarmış kardeşim. Allah var üç saat boyunca pek de başka bir şey düşünmeye fırsat olmadı. Gözüm zaten arkada kalmamıştı, ki üç boyut dalınca sinema perdesinden hepten ayıramaz oldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çıkışta bir baktık. Mutlu bir Nisan ve Güney, eğlenmiş bir Seda ve Umay. İşin ilginci Nisan ve Güney direk arkadaş olmuşlar kızlarla. Aradan bizi çıkarmışlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Umaycım bigün bize yatmaya gelsene:)))"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Sedacım kucağına oturabilir miyim?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun laf oldu, kısası şu. Bir ilki başardık, ya da bizim dostlar başardı. Nisan ve Güney "arkadaşlarıyla" üç saat geçirdi, biz de film izledik. Gecenin sonunda hepimiz maviş Avatar gibin haykırıyorduk sevinçle. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buradan kuru bir teşekkür Seda-Umay ve Özlem'e. Lakin, kuru teşekkür kesmez. Nisan'la Güney'in yeni kankalarını bir yemeğe götürmeli. Ve onun için de Nisan ve Güney'le 2-3 saatliğine ilgilenecek birileri gerekiyor, anladınız siz. Saadet zinciri başlasın o halde ;)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5735181174522591192?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5735181174522591192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5735181174522591192' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5735181174522591192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5735181174522591192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2010/01/bir-ilk.html' title='Bir ilk'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3251/4054023555_b99ef4f041_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8614652074266365971</id><published>2009-12-29T09:49:00.002+02:00</published><updated>2009-12-29T16:51:03.741+02:00</updated><title type='text'>7 Çok Geç</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;img src="http://photos-f.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v1937/199/51/715223014/n715223014_1311453_6915.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şimdi bizde böyle bangır bangır kampanya yapılıyorsa bilin ki altyapısı yoktur. Domuz Gribi aşısı derler, güvenliği belli değildir. Trafik Canavarını Durdur derler, yolların kendisi canavardır. Kordon Kanı lafı çıkar, neye faydası olacağı belirsizdir. Tümünün amacı vatandaşa "Sen düşün ve tedbirini al" mesajı vermek. Eyvallah güzel söylüyorsun, ama uygulamak için gerekli şartlar yoksa memlekette bu kampanya temenniden öteye geçmez ki be babacım. Hah işte 7 çok geç de böylesi bir kampanya. &lt;div&gt;Sana diyor ki "Okul öncesi eğitim çok önemli."; evet çok önemli. Bence de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"O yüzden çocuğu erken ve en doğru yaşta doğru okula göndermek gerekir". Süper ya, bal akıyor ağzından.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ama devlet olarak biz okul öncesi eğitimle ilgili bir faaliyette bulunmuyor, fiili bir destekte bulunmuyor hatta denetlemiyoruz. Yerse."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durum bu maalesef. Detaylara girmeye çalışayım. Mümkün olduğunca örnekli ve destekli giderek bu çelişkiyi anlatmaya çalışacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde İsveçli bir arkadaşla konuşuyoruz. Kadının 1,5 yaşında oğlu varmış. İşte bebek, çocuk konuları falan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Peki Türkiye'de doğum izni ne kadar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Doğum öncesi ve sonrası toplam 16 hafta. Normal şartlarda yarısı doğum sonrasında kullanılıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Yani anneler 8.haftada işe dönmek zorunda?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Evet&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Peki, çocuklara kim bakıyor? (Bu sorunun yanıtını bugüne kadar hiç bir devlet yetkilisi, Çalışma Bakanı, Kadın ve Aileden sorumlu devlet bakanı düşünmedi sanırım. İşsizlik rekoru kıran bir ülke yahu burası)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- İşte anneanne falan varsa...Yoksa bakıcı. Sizde nasıl durum?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çocuk 1,5 yaşına gelene kadar anne izin alabiliyor. Gerçi bir süre sonra maaşından bir miktar kesinti olsa da, yetebilecek bir maaş veriyorlar. Devletin çocuk bakım evleri de 1,5 yaşından itibaren alıyor çocukları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Ağlamak istiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakıcılardan yana neler yaşadığımızı bir ara anlatmalıyım. Zor ve sonunda annenin işini bırakmak zorunda kalmasıyla neticelenen bir seneydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan ve Güney; uzmanların o yöndeki fikirleri ve bizim de düşüncemiz doğrultusunda 3 yaşını doldurunca okula başladılar. O zaman İstinye tarafında oturuyoruz. Emirgan'dan Sarıyer'e  çocukların gidebileceği yaklaşık 20 anaokulunu gezdik fikir almak için. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;En başta dediğim gibi konunun devletle uzak yakın ilgisi yok. Tamamı özel anaokulu ve kreşler. Kimisi Sosyal Hizmetler Kurumu'nun denetimine tabi; kimisi Milli Eğitim'in. Fiilen ise olmayan bir denetim. Tamamen, kurumun ve yetkililerinin iyi niyetine tabisin aslında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu okul araştırmalarımızın özeti şunu söylüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1. Okul öncesi eğitim veren kurumların verdiği hizmet, saat açısından genellikle çalışan bir anne-baba için yeterli değil. İlave bir bakıcı ya da anneanne/babaanne desteği gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2. Okul öncesi eğitim kurumları, devletten bir destek görmezlerse kendi yağlarıyla kavrulmaları zor. Ya üst segment özel okullar gibi yüksek fiyat çekmek zorunda kalıyor(ki bu da insanların ödeme gücünü düşününce kar etmiyor) ; o sebeple hizmet kalitesini düşürüyor ya da batıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;[Büyük özel okulların anaokullarını ele alalım mesela yıllık ücret açısından; ortalama 15 bin TL'den bahsetmek mümkün. (Bir de bu tek çocuğun sadece okul ücreti...Ekstraları varın siz düşünün)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11914884&amp;amp;yazarid=18"&gt;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11914884&amp;amp;yazarid=18&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki çocuk için yıllık 30 bin lira okul ücreti, yemek ve servisle 40 bin'i geçer. Ama bir de bakıcı gerekiyor zira okulun eğitim saatleri bizim iş günümüzü kapsayamıyor. Herkese göre değişir elbet, ama bu bizim için büyük para.]&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O zaman, İstanbul'da yüzlerce bulunan küçük ve bağımsız anaokullarına yönelmek gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onların da çoğu eğitimle az buçuk ilgili bir girişimcinin (genelde kendi çocukları da okulun öğrencisi, zamanında çocuklarıyla ilgili bir çözüm bulamamış insanların alternatif çözümü :)  3-4 anaokulu öğretmeni, 1-2 görevliyle müstakil bir evi kreşe dönüştürerek faaliyet gösteren yerler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi bunlara mahalle mektebi diyelim, ilk kategorinin de adı Şemsi Efendi Mektebi olsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan'la Güney; hiçbirisi bizden kaynaklanmayan sebeplerle eğitimlerinin ikinci yılına üçüncü mahalle mektebinde başladılar. Allahtan uyumlu çocuklar da, bu değişikliklerden karlı ayrılıyorlar. Travma yaşamak şöyle dursun, her değişikliği bir kazanıma-yeni bir çevreye dönüştürmekteler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dediğim gibi bu anaokulları genelde maddi sebepler yüzünden istikrar yakalayamıyor. Ki, "Şemsi Efendi Mektepleri" de günün sonunda ticari birer kuruluş olduğu için farklı çap ve ebatta istikrar sorunları yaşıyordur eminim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ki çocukları Şemsi Efendi Mektepleri'ne göndermek konusunda da ciddi çekincelerimiz var. Bu yaş grubunda devlete ait alternatif bir eğitim çözümü olmadığı için buraya para ödemeyi sorgulayamıyoruz. Ama yıllarca "Parasız Eğitim" mücadelesi yürütmüş bir anne-baba olarak; özel okullardan yetişen insan profilinin genelini (olumlu binlerce örneğin varlığından eminim, genelleme yapıyorum) başarısız, tüketici ve itici bulan bir kişi olarak "özel okul" kavramını da çok derinden sorguluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısacası, evet abicim bence de 7 çok geç. Lakin ne devlet, ne özel kurumlar ailenin ve çocuğun yararına olabilecek bir çözüm kurgulayamamışlar. Biz de tüm toplumun domuz gribi aşısı karşısında düştüğü çaresizliğin bir benzerini yaşamaktayız. Okul konusuna devam edeceğim...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8614652074266365971?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8614652074266365971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8614652074266365971' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8614652074266365971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8614652074266365971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/12/7-cok-gec.html' title='7 Çok Geç'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2646774667020851049</id><published>2009-12-28T09:59:00.002+02:00</published><updated>2009-12-28T11:11:10.466+02:00</updated><title type='text'>Yabancı Dil</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/Szh2GKuCZlI/AAAAAAAAAeA/_kGKagiw2do/s1600-h/404761_8059.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 147px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/Szh2GKuCZlI/AAAAAAAAAeA/_kGKagiw2do/s320/404761_8059.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420211999869134418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nisan'la Güney okula başlayalı bir sene oldu, boru değil yaşadıkları günün dörtte birine denk geliyor. Toplam eğitim hayatlarının %5'ine tekabül etmez gerçi. Ben 19 sene civarı okudum, yeni nesil daha erken başlayıp daha geç bitiriyor. Her neyse, okul maceraları bir sonraki iletide. &lt;div&gt;Okul seçerken, ya da bir veli olarak (laf aramızda her şeye alıştım da; veli olmaya alışamadım. Her halde "veli" olmak, "kamil" olmaya giden yolda bir kilometre taşı..) bir sürü şeye dikkat ediyor insan. Lakin, günün sonunda bahçede top oynayan evladının arkasına havlu koyan ebeveyn pimpirikliliğine düştüğünü itiraf etmemek için; dışarıya çaktırmıyor çok fazla. Herkes ayrı hususları kafaya takmış olsa da, kimi sanata kimi matematiğe kimi sosyalleşmeye yahut güvenliğe meyletse de; hemfikir olunan tek nokta var. "Yabancı dil eğitimi önemli..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İngilizce'yi 10 yaşında, devrin en yüksek puanla öğrenci alan; herhalde ki İngilizce eğitimi de fena olmayan Bornova Anadolu Lisesi'nde öğrenmeye başladım. 20 sene oldu tam öğrenemedim. Sınav performansım fena değil açıkçası, TOEFL falan. Ama altyazısız film izleyemem hala. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sebeple ki; insan çocuğu daha erken öğrensin istiyor İngilizce'yi. Çevremde çocuğuna İngilizce bilen bakıcı tutan, anne ve babadan birisi çocukla paso İngilizce konuşan, ya da iletişimin sadece İngilizce yapıldığı okullara gönderen bir sürü aile var. El kadar çocuktan "mayneymis Güney" cümlesini duymak ilginç bir deneyim. Öte yandan itiraf edeyim ki, çocuğumla İngilizce konuşmak yapabileceğim bir iş değil. Duygularımı mı tam ifade edemiyorum, öyle bir şey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de İngilizce; anne-baba olarak bizim şifre dilimiz. Çocukların anlamasını istemediğimiz bir konuyu Mistır Füçırtens lehçesinde bir İngilizce konuşuyoruz aramızda. Mesela "Ayşen, it is late I think we should make them sleep slowly slowly."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arabada giderken "Benim &lt;b&gt;smoke&lt;/b&gt;um bitmiş, şurdan &lt;b&gt;one package&lt;/b&gt; alayım.." gibi örnekler hayat kurtarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da meşhur "Çocuğa karşı davranışlarınızda ana-baba olarak tutarlı olun" dalgası vardır ya. Hani anne-babadan birisi bir şeyi engellemeye yeltenirken,  öbürü izin vermiş olmasın; çelişmesin hesabı. Kimi zaman anlık bir tepki vereceğin zaman hemen uyarı gelir eşten, "Erdem don't...". &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney de kapmış bu işi. Geçen tam Nisan yemekte oyuncağını masaya donk donk vurarak kafa şişiriyordu; oyuncağı almak için hamle yaptım. Döndü "Baba dont dont eheheeh.."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dağıttım konuyu farkındayım. Geriye doğru toplamaya çalışıyorum. Çocuğun İngilizce öğrenmesi fena bir şey değil, kabul. Lakin üç yaşındaki bir çocuk için bir nevi kariyer planı çizip, bu minvalde İngilizce'yi bu güzergaha dahil etmek hiç bir şey değilse ağır geliyor bana. Hele ki, çocuğunla anadilin dışında konuşmaya çalışırken gerçekten samimi olamıyorum. Olan vardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım, çocuğu onlu yaşlarda İngilizce öğrenmişken, Kuşadası'nda turist görünce arkasından itekleyip "Oğlum konuşsana niye çekiniyorsun, sor bakalım ne iş yapıyorlarmış..." diyesi bir baba modeli var içimde kimselere söyleyemediğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de rasyonel davranmakta fayda var. İngilizce'yi hangi ilköğretim okuluna-liseye giderse gitsin; en geçi üniversitede öğrenebiliyor çocuk artık. İlla erken yaşlarda bir dil öğrenecekse isterim ki bu Fransızca falan olsun. Hem 20'li yaşlara geldiğinde iki dil garanti olmuş olur, hem bizim şifreli lisanımız bozulmaz. Hele ki bizim Bornova Anadolu'da da zamanında Almanca bölümünün puanı daha düşüktü ama daha bir keyifli, daha bir makara idiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan'la Güney, yeni bir okula geçtiler bir kaç gündür. Ayrı hikaye. O okulda İngilizce eğitimi daha yoğun, bir üst sınıfta tüm eğitim İngilizce. Öğretmen "Honeey, let us take out our shoesss" gibi iletişim kuruyor. Şaşırtıcı biçimde hoşuma da gitti. " Wait in the lounge" modundayız, bakalım neler olacak. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2646774667020851049?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2646774667020851049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2646774667020851049' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2646774667020851049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2646774667020851049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/12/yabanc-dil.html' title='Yabancı Dil'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/Szh2GKuCZlI/AAAAAAAAAeA/_kGKagiw2do/s72-c/404761_8059.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-661717915408241375</id><published>2009-12-22T16:06:00.002+02:00</published><updated>2009-12-22T16:18:27.962+02:00</updated><title type='text'>Diya...Monolog</title><content type='html'>Güney: Ben bugün Handan Hanım'ın(okul müdürü) odasına gittim, şeker verdi bana.&lt;div&gt;Nisan: Bana ne...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney: Ama hiç yemediğim çok güzel bir şekerdi, mmmf...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan: (Bağırarak) Ben şeker sevmiyorum. Şu an şekerle ilgilenmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney: Yarın bi daha vercekmiş bana o şekerden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan: İğrenç bi kere o şeker.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney: Sen benim şekerime iğrenç miğrenç diyemezsin tamam mı!! (Sinirle) Eve gidince ben napçam biliyor musun kılıcımı alıcam seni kesicem. [Bu anlarda korkuyor insan bir bebekten bir katil mi yaratmaktayız, nerede hata yapıyoruz? Hayır normalde de dünyanın en barışçıl en sevgi dolu insanı. Herhalde adam öldürmeyi de Bre Güney, oyun sandı...]&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan: Peki o zaman  anneyle baba televizyonda haberler izlerken sıkılmayacak mısın? Kiminle oynayacaksın?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney: Sek sek oynarım kendi başıma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan: Beni hiç özlemeyecek misin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney: Derim ki "Boşveer Nisan beni sevmiyordu...". Evde tek başıma kalınca, incem yataktan gitçem bakkala domates alcam, yumurta alcam. Yumurtaları çatlatacağım tavanın içine, sonra hapuy hupuy yiyeceğim. (Derken aklına harbiden Nisan'sız kalma fikri gelir; duygulanır. Nisan'a kur yapmaya başlar. İşler gelişir...)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-661717915408241375?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/661717915408241375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=661717915408241375' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/661717915408241375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/661717915408241375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/12/diyamonolog.html' title='Diya...Monolog'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2097002818742263011</id><published>2009-12-22T00:00:00.004+02:00</published><updated>2009-12-22T00:47:12.472+02:00</updated><title type='text'>Disiplin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.yeniresimler.com/data/media/3/selamduranasker.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;Günün birinde disiplin lehtarı bir şeyler yazacağımı beklemiyordum. 20'li yaşlara kadar disiplin, Fatih Terim'in tarzını saymazsak; lisede bir kuruldu benim için. Diğer üyeleri kimdi tam hatırlamasam da, saçının önünde bir tutam beyaz saç olan müdür baş yardımcısı Hayrettin Bey'in bu kurulun başı olduğunu "kurul"a gerçekleştirdiğim yedi ziyarette aklıma kazımışım. Çoğu siyasi sebepleydi. Manisalı Gençler'le ilgili okulda eylem yapmak, KESK'in iş bırakma eylemi için boykot tertiplemek, bildiri dağıtmak  gibi onurla taşıdığım dosyalarımın yanısıra; 15 sene sonra bakınca komik gelen bir kaç disiplin ziyaretim de var. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bornova'da bira içip okula alkollü gelmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Derse şortla girmek (üst taraf gömlek kravat)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Boş derste batak oynamak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nasıl oldu bilmiyorum bir biçimde bu kuruldan bir ceza çıkmadı aleyhime. Uyarı, kınama bile almadım. Herhangi bir ceza aldığımda kafama taktığım en büyük etkisi, üniversiteye gidince Kredi-Yurtlar'dan yurt veya burs hizmeti alamamak olacaktı. Ceza alsaydım Cevizlibağ Atatürk Öğrenci Yurdu'ndaki bir aylık "müthiş" barınma deneyiminden mahrum kalacak, hala 1,5 milyar faiz borcu kalan (zamanında da pek bir hayrını görmediğim) Yurt-Kur kredisinden istifade edememiş olacaktım. Ceza alsam da olurmuş sanki buradan bakınca, racon yapardık hiç değilse. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Disiplin, sonraları hayatıma bende zerresi olmayan "self-discipline" kavramıyla girdi. Okul zamanı hiç tutamadığım "Hacı bu dönem ben bütün derslere giriyom artık" yeminleri, iş hayatında bugünün işini hep öbürgüne bırakmalarım, hatta çok sevdiğim bu blogu bile istikrarla yürütemeyişim...Bende disiplin yok, bu kesin. Hayrettin Bey bir ceza vereymiş zamanında, nush ile uslanırmışım belki. Sanırım artık geç biraz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi ise,  başına buyruk davranmayı meslek edinmiş 4 yaşındaki iki arkadaşı disipline etmek zorundayım. Tam da otoriteyi kabul etmeyen, disiplinli davranmayı bilmeyen bir babaya göre bir iş. Yandık kara kara.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğdukları günden beri özgürlük/disiplin terazisi açık ara özgürlükten yana basan Nisan ve Güney büyüdü artık. Yavaş yavaş kurallara uymayı öğrenmek zorundalar. Toplum hayatı bunu gerektiriyor. Evde idare ediyoruz hadi, biz yokken okulda da pek iyiler. Ama beraberce dışarı çıkınca bir yerlere tırmanmalarını, atlamalarını, sokakta yerlerde yuvarlanmalarını, döküp saçmalarını bir miktar kontrol altına almak gerekiyor. Yoksa yıpranıyor insan. Misal markete girdiğimizde birisi market arabasına tırmanıyor, diğeri boy itibariyle önünü göremediği arabayı sarhoş bir şöför gibi sürüyor; biz de koridor boyunca yıkılan raflardan dökülenleri toplamak, birilerine çarpmamalarını ya da arabayı devirip bir kaza yaşamamalarını sağlamakla mükellefiz. Ha doğru, aslında alışverişe gelmiştik, bir şeyler de almamız gerekiyor fırsat olursa.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baktık olmayacak, ki zamanında ilk gittikleri ana okulunun psikolog müdürü dediklerini anımsadık "Siz Nisan ve Güney'le çok iyi arkadaşsınız sizi anne-baba olarak görmüyor; otoritenizi tanımıyorlar."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En son, bir oyuncakçının altını üstüne getirdikleri için çocuklara olmaması gerektiği gibi bir tepki veren tezgahtar kızla kavga ettikten sonra karar verdik. Evet tezgahtar kız denyo idi, ama bizimkiler de kural tanımayı öğrenmeliydi. Dönüşte arabada başladık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Artık biz de kızan anne baba olacağız. Siz güzellikle söylenenden anlamıyorsunuz. Bir şeyi bir kere söylediğimizde yapmazsanız, kızacağız. Hala dinlemiyorsanız, ağlamaya-bağırmaya-kendi aranızda kavga etmeye-söz dinlememeye devam ederseniz uslanana kadar sizinle konuşmayacağız."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dördüncü dakikada Güney havadan bir konuya ısrar edip Nisan'a bağırmaya başlayınca; ilk konuşma boykotu başladı. Boykotun ikinci dakikasında Sezercik'in ses tonuyla, 80'lerde duvarlara astığımız ağlayan erkek çocuğu posterindeki bir simayla;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Anneciğim, babacığım neden benimle konuşmuyorsunuz? Ne yaptım ki size, hı ne yaptım? Bari dinleyin, bir şey anlatmaya çalışıyorum. Yazık değil mi bana?" cümleleriyle içimizi dağlıyordu. Ölmek var, dönmek yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir-iki günlük geçiş döneminde her yaşananı anlatmadan sadede geliyorum. Zannedersem Nisan'la Güney'in tek eksiği onları keskin biçimde sınırlayacak bir anne ve baba imiş. Bir haftanın sonunda hayatlarının en mutlu ve uslu dönemlerini yaşıyorlar. "Tamam" demeyi, "peki" demeyi öğrendiler. Renklerindeki canlılığı söndürüyor muyuz bilmiyorum; ama bizim gözlerimizdeki renklerin sönmemesi adına büyük bir adım oldu. Disiplin şart diyor, bu disiplini kendime de uygulayarak blogu düzenli biçimde güncelleme kararı alıyor; Hayrettin Ok'a korkuyla karışık bazı duygular sunarak şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2097002818742263011?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2097002818742263011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2097002818742263011' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2097002818742263011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2097002818742263011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/12/disiplin.html' title='Disiplin'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1202169956701625760</id><published>2009-08-18T23:36:00.004+03:00</published><updated>2009-08-19T15:27:04.550+03:00</updated><title type='text'>Siz doğduğunuzda</title><content type='html'>&lt;a href="http://medya.zaman.com.tr/2009/02/21/kolbasti01.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 440px; CURSOR: hand; HEIGHT: 293px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://medya.zaman.com.tr/2009/02/21/kolbasti01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gece uyumadık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İzmir'e kar yağmıştı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'ın henüz sadece 15 şampiyonluğu vardı (Fener 16, Beşiktaş'ın karışık o işler, Trabzon hep 6)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babam ve Oğlum yeni bir filmdi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orhan Pamuk Nobel almamıştı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanıydı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yılmaz Özdil Sabah'ta yazıyordu (Tırttı o zaman da..)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vodafone Telsim'di&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maç önü köftesi iki YTL idi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yirmialtı yaşındaydım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kolbastı yoktu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kol düğmem yoktu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ailton Beşiktaş'tan ayrılalı bir gün olmuştu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayal gücüm dardı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnızmışız, bilmiyormuşuz...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1202169956701625760?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1202169956701625760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1202169956701625760' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1202169956701625760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1202169956701625760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/08/siz-dogdugunuzda.html' title='Siz doğduğunuzda'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7109235846834187894</id><published>2009-08-18T22:55:00.004+03:00</published><updated>2009-08-18T23:32:23.818+03:00</updated><title type='text'>Öyle bir geçer zaman ki</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SosOaik5ClI/AAAAAAAAAdY/JV86-Do92qA/s1600-h/1179339_86664939.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371402829690374738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 306px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SosOaik5ClI/AAAAAAAAAdY/JV86-Do92qA/s320/1179339_86664939.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem de su gibi. Yaz(a)mayalı ne kadar olmuş, ne çabuk geçmişsiniz siz ikiniz iki metreyi, hangi ara "moralim bozuldu" demeyi öğrenmişsiniz. "Nasıl büyüdünüz anlayamadım" diyeceğim günün birinde, demem sanar artistiğim boşuna. Baba halimle yuttuğum, eskiye dair tüm genco tükürükler gibi bunu da yutarız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir sene geçmiş üzerinden, bir diplomam fazla olsun diye finans kitapları arasında koşulmuş bir sene. Çok laf, çok arkadaş, çok sigara, çok fotokopi. Adam 9 saniye 58'de yüz metre koşmuş. O hızda koşulmuş bir sene. Kaç kilometre ediyorsa o kadar koşmuş, o kadar yol gitmişiz. (329.185 kilometre, 803 metre 76 santimetre ediyor. Toplasan o öğütleri -neredeyse- buradan Ay'a yol olur.) Nisan'la Güney 12 santim uzamış toplamda. 12 santimin kaçmış bazı milimetreleri var, içim yanıyor. Aya gitmeye değmez. Neil Armstrong gitti Ay'a, bir mevzu yok diyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaman fena geçiyor. Hiç bitmeyen 21 yaşını falan düşününce; amanın nerelere geldik etmez mi insan. Dur ulan zaman, gitmeyiveririz tatile icabında. Bir daha kendi bebeğni kucaklayamaycak bir baba olarak, içim gidiyor geçen anlara. Kim çocuğuna doymuş ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazmayı unutmuşum, kesin. En baştan beri sözü burayı getireyim istiyordum; daldan dala toplayamadık. (Sanki) Sinan Cemgil'in annesinin ağzındanmışçasına(ymışçasına). Grup Yorum'un Marşlarımız kasedinden. Oğlunun en son yirmilerindeki halini bilmek nasıl bir acıdır? Hiç bir şey bu kadar etkilemez beni hayatta, bu şiir kadar. Sinan Cemgil'in kendisi de çok etkiler ama bu şiir daha bir...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"...Sen ne zaman büyüdün de&lt;br /&gt;Ne zaman kaptırdın gönlünü o Nurhaklar’a?..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaman çok fena geçiyor...Bak salı oldu, ayın 18'i. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://fizy.com/s/116q8u"&gt;http://fizy.com/s/116q8u&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eski duvar diplerinde karanlık sular&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ay vurmuş gölgelenmiş kuytular&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım oğul, güzel yiğit, al gel kanlı gömleğini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sana nasıl kıydılar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu yürek yarasını bir gece Elbistan’da duymuştum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşamlar bir karakuş gibi sağılıp inerdi tenha yollara&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıldızlar dut kokardı, iğdeler ay kokardı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öflez ışıkları yol boylarında Osmanlı karakolları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tilkiler üşüşünce akşam yıldızıyla bağlara&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kelepçemin karasına bir ak güvercin-nazlı nazlı canım yiğit, süzüm süzüm&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım oğul- gelip konardı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu yürek yarasını bir gece Elbistan’da duymuştum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya nasıl yadsıyayım o ishaklı selvilerdeki ay ışığını&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya bu kanlı gömleği ben kime giydireyim?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen ne zaman büyüdün de&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne zaman kaptırdın gönlünü o Nurhaklar’a?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen daha bebek bebek, sen daha baba baba&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım oğul, o kıraç topraklarımın yaban gülü, yiğidim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen ne zaman büyüdün de düştün yollara?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yolunu mavi kumrulardan, taylardan sorar oldum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hala duruyor mu telefon tellerinde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O mavi kargaları Maraş topraklarının?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O karanlık çalıları, o çoban döşekleri, o müslüman kayalar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beni sordun mu gözüm&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kanlı toprakların menekşeli sabahlarından?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çıkınımda kara zeytin bile yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara alman kelepçesi bileklerimde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bileklerim -canım oğul- yeni yeni başladı sızlamaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen büyüdün de demek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düştün demek o damar damar kınalı topraklara&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüketmişim yirmi yılı -canım yiğit-&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir salkım üzüm gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım oğul, güzel yiğit&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son söz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar zaman demişken, zamanı değilse de saati durdurma adına okumalı yaz bitmeden...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.saatsizulke.com/"&gt;http://www.saatsizulke.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7109235846834187894?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7109235846834187894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7109235846834187894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7109235846834187894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7109235846834187894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/08/oyle-bir-gecer-zaman-ki.html' title='Öyle bir geçer zaman ki'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SosOaik5ClI/AAAAAAAAAdY/JV86-Do92qA/s72-c/1179339_86664939.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6585776161837222778</id><published>2009-05-02T22:40:00.003+03:00</published><updated>2009-05-02T23:14:57.019+03:00</updated><title type='text'>Bize Hergün 23 Nisan</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt; Geçen sene 23 Nisan' da çocuklara 23 Nisan' ın çocuk bayramı oldugunu anlatmaya çalıştım bir süre. Tahmin ettiginiz gibi işte, bu bayramda her yerde çocuklara eglenceler hazırlanır, okula giden çocuklar tatil yapar, gösteriler hazırlar vesaire vesaire&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  Sessizce dinlemişlerdi önce, sonra "biz bi şey konuşcaz" deyip salona gitmişlerdi. 5 dakika sonra mutfaga geri gelip kararlarını bildirmişlerdi. "Bu bayramın adı yirmiüç nisan ve yirmi üç güney olsun"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Aradan geçen bir senede o kadar çok şey degişti ki, Nisan ve Güney okullu oldu anne gene emekçilige döndü. İş hayatı ve okul anıları girdi eskiden evin demirbaşı olan bu üçlünün hayatına. Baba bile okula başladı, yüksek lisansla birlikte evde sürekli bir okul lafı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Erdem' in okulu hazırlıkları yetiştirip sahneleyemedi ama Nisan ve Güney 23 Nisan gösterisini yetiştirdiler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bu gösteri için birer Atatürk şiiri ezberlemişler, bir masal aktivitesi, bir dans gösterisi, bir de tabi orta grup ve büyük grubun benzer aktiviteleri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Gösteriye damga vuran Nisan' ın bitmek bilmeyen masal girizgahı " bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalnur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşigini tıngır mıngır dallar iken, bir tane çok güzel ülke bu ülkede çook güzel saçları olan çook güzel bir prenses yaşarmış...."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve Güney' in Atatürk şiiri oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan ve Güney gösteriden bir gün önce prova yaptılar. Sanırım orada Güney, "mikrofon görünce şiire giricem"şeklinde bir kayıt yapmış kafaya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olay şöyle gelişti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okul müdürü anons ediyor; Şimdi gösteriden önce bütün çocuklarımızı sizi selamlamaları için sahneye çagırıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuklar önünde alçacık bir mikrafon bulunan sahneye dalar dalmaz Güney aradan sıyrılıp mikrafona yapışıyor ve "Atatürk yoktu, düşman çoktu" diye giriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kolundan çekiştirilip götürülüyor, seyirci yıkılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okul müdürü anons ediyor; "Şimdi de küçük grup sizlere masal anlatacak. Güney mikrofona koşup "Atatürk..." diyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Miniklerin dans gösterisi anons ediliyor ve tahmin edilen üzere Güney simli parlak dans pantalonu ile mikrofona Atatürk deyip kaçıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lütfen bu satırları okurken aklınıza Züğürt Ağa' da Şener Şen' in ilk patates sattıgı anı getiriniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kısık, çekingen "papatiz" diyen sesi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lütfen ilgili resimleri aşagıda eklenmiş bulunuz. ( İş hayatı, please find the related pictures enclosed below' dan istem dışı tam çevirtti. alternatif cümle bulamadım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331321865400521922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/Sfyo_XJ4lMI/AAAAAAAAAKM/dDvCdxTj6TM/s320/IMG_0410.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331321871710035970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/Sfyo_uqMIAI/AAAAAAAAAKU/W9-HWaq2b30/s320/IMG_0411.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331321856723875298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/Sfyo-21NdeI/AAAAAAAAAKE/bD80wSaRrG4/s320/IMG_0404.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331321852879140114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/Sfyo-ogjdRI/AAAAAAAAAJ8/GBSATsGeFos/s320/IMG_0384.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6585776161837222778?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6585776161837222778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6585776161837222778' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6585776161837222778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6585776161837222778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/05/bize-hergun-23-nisan.html' title='Bize Hergün 23 Nisan'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/Sfyo_XJ4lMI/AAAAAAAAAKM/dDvCdxTj6TM/s72-c/IMG_0410.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4319246541941130834</id><published>2009-05-02T22:14:00.002+03:00</published><updated>2009-05-02T22:40:52.730+03:00</updated><title type='text'>Geyik Muhabbeti</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SfyhobVtfuI/AAAAAAAAAJ0/5_Q3HTGRk5Q/s1600-h/24-26+Ay+011.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331313774805483234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SfyhobVtfuI/AAAAAAAAAJ0/5_Q3HTGRk5Q/s320/24-26+Ay+011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3 yaşında iki delinin dialogudur;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- Anne, Güney biliyor musunuz ben büyükken denizler prensesiydim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney-ya ben? ya ben? ben de denizler korsanıydım hem de papaganlı olanlardan&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- Bizim bir gemimiz vardı. Kaza yaptı çok kötü. Biz denize düştük.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- Yaralandınız mı? Kanadı mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- Çok kötü yaralandık. Kanlar fışkırdı. Benim kafam kanadı. Bütün tayfalar miçolar yaralandı. Denize düştük, bogulcak gibi olduk. Bütün deniz hayvanları bize yardım etti. Mesela fok balıgı, mesela deniz anası mesela deniz domuzu ama pembe.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- Ya ben? ya ben? Ben de yardım ettim, biz iyi korsanlar bütün köpek balıklarını dövmedik mi sanki? Kürekle vurmadık mı kafalarına? Sizi biz almadık mı gemimize? Biz de kurtardık sizi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- Evet, tamam. Siz kurtardınız ama bizi deniz kaplumbagaları götürdü hastaneye, çok muayne olduk biz, çok tedavi olduk, günlerce&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- İgne de yaptılar mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- çok yaptılar, popumuza yaptılar, kolumuzdan kan aldılar, serum bagladılar bize.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney-Yara bandı yapıştırdılar mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan- Bissürü yapıştırdılar. Heryerimize yapıştırdılar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney-Çorba içirdiler mi size, hasta çorbası?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan-İçirdiler tabi, ben hepsini içtim çabucak iyileştim, saçlarım hemen belime kadar uzadı tabi&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney-Peki ya fındık?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan-Fındık?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- Evet evet fındık yedirdiler mi size?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan -Yedirmediler?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- Aaa neden ki?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan-Bilmem ki Güney, belki akıllarına gelmemiştir. Kimin aklına hastaya fındık yedirmek gelir ki?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney- Öyle deme ama, fındık çok yararlı bi şey hem de çok saglıklı!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne diyim ben? Hayatta da kafası bu kadar güzel iki insan daha tanımadım, bu yaştan sonra da tanıyacagımı sanmam.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Resim temsilidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4319246541941130834?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4319246541941130834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4319246541941130834' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4319246541941130834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4319246541941130834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/05/geyik-muhabbeti.html' title='Geyik Muhabbeti'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SfyhobVtfuI/AAAAAAAAAJ0/5_Q3HTGRk5Q/s72-c/24-26+Ay+011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2750742045052169636</id><published>2009-02-18T08:38:00.003+02:00</published><updated>2009-02-18T09:28:47.859+02:00</updated><title type='text'>Kuş çıkacak</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SZutFObjnpI/AAAAAAAAAc0/YTNrSyld9kY/s1600-h/DSCN3245.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304023291443519122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SZutFObjnpI/AAAAAAAAAc0/YTNrSyld9kY/s320/DSCN3245.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Üç yaşıma kadar taş çatlasa 10 fotoğrafım var, kat'a 11 değildir. Nisan ve Güney'in ise bu periyoddaki arşivi 50 gigabyte. Elmayla armut gibi dursa da bilgisayarlarını yeni açan izleyicilerimiz için bir küçük dip not, 50 gigabyte'lık en üstün teknolojili bellek bile; 36'lık fotoğraf albümünden ağır çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, 2006 Ocak doğumlu Nisan ve Güney'den bayağı bir önce başlamıştı dijital fotoğraf makinası serüvenimiz. Bilgisayarın olduğu sürece (ki var); Kodak bayisine tab ettirmeye gitmeye üşendiğin sürece (ki üşeniyorum) dijital fotoğraf makinesinden özge yar olur mu? Fotoğraf başına  para vermiyorsun, sınırsız çekiyorsun, negatifini kaybetme stresi yok. Megapixel desen gırla gidiyor. Helehoyt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki bebek hayatımıza girmeden önce bir halt sanıyorduk bu üstün teknolojili aygıtları. Biz karı koca poz veriyoruz, bir arkadaş ya da kafedeki garson çekiyor. Şlaks, arkada İstanbul Boğazı falan. Vaooovv..Fotoğraftan zerre anlamıyorum, anlamak istemiyorum. fotoğrafçı olacak birisi değilim. Ona rağmen nefis hatıralar arşivleyen böyle kurgulu bir hayatta sorun çıkarmayan bu cihaza diyorduk, vay bre bre nasıl teknoloji. Bak 3.2 megapiksel.  Memory Stick çok mu doldu, sonlara doğru VGA çekiyorduk falan. Çözmüşüz olayı. Ne zaman ki hareketlerini bizim koordine edemediğimiz bünyelerle (Nisan ve Güney) yüzleşti, o bit kadar kırmızı ışık 4 kere yanıp sönene kadar hareketsiz durmayı sevmeyen gençlerin karşısına çıktı bu Sony'nin, Nikon'un sözde teknolojileri ; ahan da orada cortlayıverdiler. Yukarıya koyduğum resme bak allaşkına, gül yüzlü iki çocuğu Lost'taki kara duman gibi çekmişsin Nikon, bu nasıl iş? 50 gigabyte resmin 47 gigabyte'ı resim değil bir muamma, bir kaos.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittik iyisini aldık, yok dostum yok. Tüketim toplumu her seferinde dikildi karşımıza "Daha iyisini al, optik zum, kontakt lens, titreşim önleyici, SLR, Cybershot..." Anacım çoluğumun çocuğumun albüme konulacak 20-30 resmi olsun, gigabayt'ta değilim ama titremesin, harbiden fotoğraf olsun pause'a basılmış video karesi gibi görükmesin istedik, olmadı. SLR dediler, tripot dediler. Yahu bir boku da uzmanı olmadan yapsak, idare edecek kadar be ya.. Beginner level, you got it?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asrın mucizesi diye sattınız o dalgaları bana, Nikon-Sony-Canon bilmem ne; babayaro 50 gigabayt resmi nereye saklayacağız hiç demediniz? Bilgisayara koyuyoruz, back-up al diyorlar çöker; taşınabilir hard-disk'e koyuyoruz ama hard-diskin de bir yere düşmelik ömrü var iki çocuğun olduğu evde kaç gün dayanır; dvd'ye yazıyoruz dvd 40 sene dayanır mı belli değil. E anamla babam benim 10 resmimi kapağında bebek resmi olan bir albüme koymuşlardı, yangın çıkmadığı sürece o evde ebediyen yaşayacağını biliyorum. Yangın çıktı mı zaten ilk o hard-diskler tırtlar, yangına can mı dayanır? Hadisene len Kobayashi (şair burada Nikon'un CEO'suna sesleniyor) anlatsana nerde saklıycaz bu resimleri 30 sene? Haşa bastır, tab et deme; el birliğiyle batırdığınız Agfa'nın, Fuji'nin hıncıyla tartaklarım seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ikincisi hayatımızı kolaylaştırıyordu, filmi bitmiyordu bu dijital dalganın. Bilider, filmi bitmese de pili bitiyor. Ve öyle tırt tasarlamışsınız ki benim bakkaldan aldığım hi-tek, anpil gibi dandik marka pillerle çalışmıyor bu teknoloji harikası. Senden pilin biteceğini bir gün önce öngörüp şarj etmeni istiyor. Vay bana bana. Ayarla amperini mamperini bunu tasarlarken artık her şeyi de ben söylemeyeyim, gezide turda pilsiz kalan vatandaşım alsın bakkalından panasonic pilini, hayatına devam etsin magapiksel megapiksel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası, çocukların 50 gigabayt resmine karşılık, şu üç yılın en nadide arşivi Sıraselviler Zümrüt'te gidip çektirdiğimiz 40 tanesine bir dijital makine parası verdiğimiz kağıda basılı fotoğraflar. Öbür 50 gigabayt'tan toplasan 40 tane adam gibi resim çıkmaz. Öyle bir gaza gelmişim ki, dün çocukların daha net resmini çekmek (ışığında isosunda zumunda değilim) sadece hareket eden iki çocuğu karelemeyi becerme amacıyla diye şu önü döndürülen, içinden objektifler çıkan lensler giren dijital ama eski tip görünümlü, çok bin dolarlık  makinelerden almak üzere buldum kendimi. Şirket yılbaşı primi yatırsaydı alacaktım öyle de bir Erol Atar olmuştum. Primler limon oldu, kendime geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası dijitalden tiksindim ki nasıl tiksinmek. Karar şu, seneden seneye 1 Mart'ta gideriz Zümrüt'te çektiririz abi. Şıkır şıkır, üstümüz pak olur.  Koyarız albüme durur. Mis. Zaten prim de alamamışız, hey ki hey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2750742045052169636?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2750742045052169636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2750742045052169636' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2750742045052169636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2750742045052169636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/02/kus-ckacak.html' title='Kuş çıkacak'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SZutFObjnpI/AAAAAAAAAc0/YTNrSyld9kY/s72-c/DSCN3245.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-7522831202427392377</id><published>2009-01-31T23:32:00.011+02:00</published><updated>2009-02-01T09:32:46.996+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuklu tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göze'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munzur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çemişgezek'/><title type='text'>Uzundur Bu Yollar Giderim Gözüm Kara # 2</title><content type='html'>4 kişilik bir aile olarak, güç bela da olsa mobil olabileceğimizi test edip onaylamıştık. Hem İsviçreli bilim adamları da çocuklarla gezmenin gayet de mümkün olduğu sonucuna ulaşmışlardı. Tabi "Sizin memleketin insanı soğukkanlı oluyor. Çocuklarınız da maşşallah pilli bebek gibi, düğmesine basınca susuyor, isteyince uyuyor" denmiyor elin bilim insanına. Biz de hayattaki pek çok laf gibi bunu da kıçından anladık ve gayet akdeniz insanı olan iki kaplan yavrusuyla biz, mobilin daniskasıyız diyerek teee Çemişgezek' e gitmeye karar verdik. Erdem Çemişgezekli. Talihin de bir oyunu mudur nedir tanıştığımız 10 insandan biri de Çemişgezekli çıkıyordu zaten. Herşey bir yana benim kütük gitti Çemişgezek'e, ben bizzat gidememişim hiç olur mu? Bir tatil haftası Yaşar dede Çemişgezek' e Babaannemizi ziyarete gitti. Biz de geliyoruz dedik.&lt;br /&gt;O zamana kadar Nisan ve Güney konformistin önde gideni. Küçük popolar arabalar için olan bebek koltuğundan başka yer görmemiş, toplu taşımanın yanından geçmemiş, kafayı kaldırıp da uçağa bakmamış. İşte bu gezi vesilesi ile 1,5 yaşındayken taşıtlar ünitesinin doktorasını verdiler. 2007 yılının ağustosundan bir sabahta, ahir ömürlerinde ilk kez uyandırıldılar. Şaşkınlaştılar. Taksiye bindiler, oradan büyüklüğüne inanamadıkları Havaş otobüsüne, Ankara uçağına, oradan Elazığ uçağına, Elazığ' da şehir merkezine giden panelvana, Elazığ' dan Çemişgezek minibüsüne, Kayıkbaşı' ndan feribota...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297603281141582162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeHcVjSVI/AAAAAAAAAGc/77MhYjoLi7M/s320/%C3%A7emisgezek+034.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297603275212219730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeHGP4ZVI/AAAAAAAAAGU/4Oh20cvnXiM/s320/%C3%A7emisgezek+032.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297603287563662770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeH0QsdbI/AAAAAAAAAGk/RK0TDPpRAj8/s320/%C3%A7emisgezek+035.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Şunca yıldır şeklim hamilelik dışında değişmemişti. Erdem üniversitede bile saçlarını en fazla Nihat Doğan kadar uzatmıştı. Ama ne hikmetse Çemişgezek' e giderken, Erdem at kuyruklu ve küpeli idi ben ise saçlarımı turuncuya boyatmıştım. "Haaa kızıl yani" demeyin. Şu ders çalışırken önemli yerleri çizdiğimiz kalın uçlu keçelilerin turuncusuna boyattım. Fosforlu. 27 yaş krizi. Hala deliyim lağn haykırışı. Nisan ve Güney zaten karikatür. Çemişgezek' i sallayacağız diye korkuyorum, bilmiyorum ki Çemişgezek bir nevi Alaçatıdır, Çeşmedir, Kuşadasıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uçakta skylife dergisinin resimlerini o kadar uzun uzun ve yeniden yeniden anlattım ki çocuklara, şu an bile aklımdadır o renkli peynir topları, Kapadokya otelleri. Ama çıtlarını çıkarmadan, sadece meyve suyu dökerek, yemek tabağını yere atarak, yastıklara ayakla basarak, yani sakıncasız afacanlıklarla geçirdiler yolculuğu. Kayabaşı'nda feribota bindik. Güney feribotta bir abinin kucağına gitti kendiliğinden. İlk oluyordu bu. Tamam arkadaşlarımızı seviyorlardı, insana alışıktılar ama ilk kez kendi isteği ile, durduk yere, çağrılmadan gitti. Abi de direk, " Sen Güney misin? Erdem' in oğlan mısın?" dedi. Merhaba Çemişgezek dedim. Herkesin herkesi bildiği, her gelenin yolunun gözlendiği, bu yoldan gidenlerin varabileceği tek durak Çemişgezek. Her insanın her insanı tanıyor olmasının güveni, unuttuğumuz hemşerilik huzuru merhaba.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben sanırdım ki, Çemişgezek iki üç katlı betonarme evlerden ibarettir. Bir ağaçlık park vardır ve genç erkekler volta atmaktadır orada. Bizler ev gezmelerine gideceğiz ve akrabalarla tanışacağızdır. Oysa şunca yer gezdim, şunca insan, insanca ağırladı beni ama böylesini görmemiştim, tatmamıştım. Ben göze nedir bilmezdim, akarsuda yalınayak yürümemiştim. Çocuğumu bir başkasının kucağına verip de bir kadeh rakı içmemiştim daha.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çemişgezekte bir ev bile bildiğim evlerden değildi. Kimi medreseydi, kimi yalı, kimi Safranbolu gibiydi, kimisi Birgi konağı. Gözlerimi alamadım medresenin televizyon ışığı yansıyan pencerelerinden. Babaanne evi de ayrı bir derya idi. Parlatılmış kavak ağacından bembeyaz merdivenler, parka bakan cam önünde sert yastıklar, oda içinde odalar, odalar, çok odalar. Duvarda nişler, niş içinde babaanne şekerlikleri, gümüşlükte torunların düğün resimleri. Çemişgezekte bir fincana sırtını dayamış bana gülen 23 yaşındaki Ayşen ve Erdem.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ev parka bakıyordu. Parkta kocaman salıncaklar, ikili, tekli. Boy boy kaydıraklar. Kocaman park. Geceleri dolup dolup boşalıyor. Vardiyalı gibi misafirleri. Büyükler banklarda oturup laflıyor, çocuklar neşeli ve sanki çocuk gelişimi kitabının örnek resmi gibi tutarlı, mantıklı. Kendini yere atan, sümüğü yüzünün tozunda iz yapan yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297607058669140258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYThjUuTeSI/AAAAAAAAAH8/rc1TWRoKI9Y/s320/%C3%A7emisgezek+089.jpg" border="0" /&gt; Hemen parka çıktık ayağımızın tozuyla. Herkes tanıyor beni. Annemi soruyorlar. Tayini çıktı mı diyorlar. Benim akrabalarım. Özendiğim o geniş aile. Mahalleliler, babaannemizin ektiği komşuluğu biçiyorum. Çocuklar geliyor; o an ilk kez tanışıyorum. 10-12 yaşlarındalar. "Yenge, ben şunun gelininin kızıyım, bu da amcamın oğlu. Biz azıcık eğletelim mi sizin çocukları, izin verir misin? Hem sen azıcık oturup dinlenirsin." diyorlar. 1,5 senede bu cümleyi en olması gerektiği gibi kuran ilk kahraman onlar. Olur diyorum. Ve gerçekten öyle güzel eğletiyorlar ki çocukları, kahkaları çınlıyor. İçim rahat, kaydıraktan tutarak kaydırıyorlar, salıncağı usul usul sallıyorlar, cee eee yapıyorlar, ayı, yıldızı, kaydırağı söyletmeye, abla, abi dedirtmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gece, ay ışığında, beyaz sabun kokulu çarşafta, panzer zincirinin takırtısına rağmen, huzurla uyuyoruz. Kahvaltıya Yaşar dede Yağlı ekmek diye benden 3 michelin yıldızı alan bir ekmek getiriyor fırından. İçine tereyağ sürüyoruz, köy peyniri koyuyoruz, halis bal yediriyorum çocuklara. Doğal yumurta amma da büyükmüş şaşıyorum, yumurtanın gerçek boyutunu unutmuş olmama daha çok şaşıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Baba ( Yaşar Dedesi Nisanla Güney' in) bize Çemişgezek turu yaptırıyor. İn deliklerini gösteriyor, Erdem' in merdiveninden düştüğü eski evi, ilk görev yaptıkları okul, anneannemizin evi, her evden birileri hoşgeldiniz diyor, bize de gelin diyor, gidiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297605520339432578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTgJx_69II/AAAAAAAAAHc/rAWNUr28D_I/s320/%C3%A7emisgezek+064.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297605516419137938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTgJjZQAZI/AAAAAAAAAHU/jN8UBgHdkzQ/s320/%C3%A7emisgezek+059.jpg" border="0" /&gt;Araba ayarlamış baba, gıdik etinden güveç yaptırmış fırına, babaanneyi, güveci alıp çaybağına gidiyoruz. Bir tanıdığın bağ evinin önündeki banka çöküyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297605507149290274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTgJA3JWyI/AAAAAAAAAG8/SnVpamBdd2I/s320/%C3%A7emisgezek+046.jpg" border="0" /&gt; Gıdik dediğin keçi. Ama bu et, güveçte öyle lezzetli ki, biberi, domatesi o kadar pişmeye rağmen hala mis gibi kokuyor. Ekmeğimiz kofti ekmek değil, mis gibi köy ekmeği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben hiç göze görmemiştim. Çayın kaynağı göze, suyun topraktan çıktığı yer. Suyun en temiz en saf hali. Öyle de lezzetli ki bir ömür daha da ne kola sürersin ağzına ne bira, evin o gözenin yanında olsa. Öyle piknikte üşenecek ne var? Tabak mı kirlendi? Sok çaya yıka, su pırıl pırıl. Susadın mı bardağı daldır gözeye iç. Ben sekiyorum yosunlu taşlarda uzun eteğimle, elimde su şişesi ile, baba ardımdan "bakın hele benim güzel kızıma" diyor. Kayınbabam, babam o an gurur duyuyor benimle, anlıyorum. Babaanneme bakışından okuyorum " işte benim gelinim anne" der gibi bakıyor. Düşmüyorum şükür ben. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297603301886686770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeIpnkdjI/AAAAAAAAAG0/S5Xd6h8LDH4/s320/%C3%A7emisgezek+045.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297610798151474130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTk8_YXm9I/AAAAAAAAAI0/1iT4ZMEfjsc/s320/%C3%A7emisgezek+120.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocukları soyuyoruz, altlarında bez sadece. Ellerine taş veriyoruz. Saatlerce taş atıyorlar suya. "Deddeee daaaş daaaaş" Çocuklarım konuşmayı öğreniyor Çaybağında. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297603298283038610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeIcMZJ5I/AAAAAAAAAGs/SmKhh4DDFtM/s320/%C3%A7emisgezek+041.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gitmeye yakın çöpümüzü yakıp temizlemek istiyoruz ama elimizde taşı olmayan bir çakmak bir de gazı olmayan çakmak var. Başaramıyoruz. Bağ evinin camsız penceresinden uzun dallar sokup küçük tüpü kenara yaklaştırıp oradan ateş yakmayı tam başarıyoruz ki, bu ne açıdan bakarsanız acaip görünen çabamızın tam neticesini alacakken, bağevinin sahibi Sami Abiler geliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimse niyeti sorgulamıyor Çemişgezekte. Çay koyuyor bize Yenge. Torunları İrem 5-6 yaşlarında. Alıyor çocuklarımı, kumluk alana eğletmeye götürüyor. Keklikleri gösteriyor Nisan ve Güney'e. Nisan ve Güney çamur ve toz içinde. Memişlerine kadar karpuz suyu iz yapmış tozlu vücutlarında yol yol. Miniş ayaklar kırışmış suyun içinde, ha keza eller de. Saçlar kum içinde. Ama mutluluktan bayılmak üzereler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297605511740106738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTgJR9rp_I/AAAAAAAAAHM/2gMIF9L9agM/s320/%C3%A7emisgezek+052.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297605513775521394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTgJZi9nnI/AAAAAAAAAHE/FKGCG-hpnf0/s320/%C3%A7emisgezek+051.jpg" border="0" /&gt; Akşam babaannenin kurnalı banyosunda bol suyla yuğuyorum ikisini, paklıyorum.Yine parka çıkmak istiyorlar. Dedeleri, sapından tutup ittirince çıngır mıngır yapan tekerleklerden almış. Çocuklarla paylaşıyorlar oyuncaklarını. Amma çok ilke sebep oldu burası diyorum kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akşam herkes uyuyunca, o parka bakan camın önünde, kahve yapıyorum kocama, birlikte kahve sigara keyfi yapalım diye. Cam ikinci katta, alçakta, yere oturunca göğüs hizasına geliyor insanın. Sokaktan geçeni görmek için eğilmeye gerek yok, ama sokaktan geçen seni görmek için kafayı bayağı bir kaldırmak zorunda. İşte ben kahveyi uzatmak için eğilince dışarıda bir adamın kafasını görüyorum ve donuyorum. Adamı o kadar net görmek için adamın 3 metre boyunda olması lazım. Sonra panzerin ucunu görüyorum elimin değeceği mesefade. Adam "iyi geceler, Fatma Abla'ya selamlar" diyor, panzer gidiyor. Daha 1 saat önce askılı bluz giymiş kızlarla, şortlu gençler karışık gruplar halinde geziyordu dışarıda, kadınkadına tempolu yürüyüş yapanlar, birkaç aile birlikte aheste gezenler vardı bu yolda. Daha demin burası Bodrum çarşısı gibiydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayat ne garip, insan hep aynı aslında. Hani mesela Filistin' de insanlar ölüyor ya, biz itiraf etmesek de sanıyoruz ki onlar yakın olduğunu biliyor ölüme, hani bir anne çocuk doğururken erken öleceğini bilerek doğuruyor, bir nefer daha yetiştirmek adına. Değil aslında. Her ana aynı aşkla seviyor çocuğunu ve nerede olursa olsun hep keyif alabilmek için yaşıyor insanlar. Aşk da oluyor mermi vızıltısında, doğum da, saz da söz de. Olmazsa zaten yaşamak için mücadele etmek anlamsız. Mayın üstünde yatsan da, ölüm hep aynı uzaklıkta sanıyor insan, ipek yatakta yatana olduğu kadar uzakta sanıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayat panzere rağmen güzel, alışılmış, keyifli Çemişgezek' te. Huzurlu, ılık, ağaç kokulu, ayışığı, kahkaha sesi dolu gecelere uyuyor, taptaze sabahlara uyanıyoruz en alaca aydınlık saatlerde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ertesi gün Oğuz Abi davet ediyor bizi, sabahı gezerek geçiriyoruz. Kader Ablalara gidiyoruz. Nefise Abla da orada.Çocuklar gene kucaktan kucağa. Bir tek Çemişgezekte insanlar sıraya giriyor çocuklara bakmak için. Bir amaç onları sevmekse diğeri de bizi dinlendirmek ve doğruya doğru en çok da Çemişgezekte dinleniyorum. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297725234600600274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYVNCEX94tI/AAAAAAAAAJc/hCKrL7ArZkw/s320/%C3%A7emisgezek+061.jpg" border="0" /&gt;Öğleden sonra evden araba ile aldırıyor bizi Oğuz Abi. Ben kendimi valiyi ziyarete giden kardeş şehir belediye başkanı gibi hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizi cennete götürüyor Oğuz Abi, Santral denen yerdeyiz. Bağ altında, çayın kenarındayız. Etraf yemyeşil, yeşil suya yansıyor. Su tarihi bir köprünün altından akıyor. Ve ben bu manzarayı ne avrupa manzaralı takvimlerde, ne de doğadan yağlıboya resimler kataloğunda görmedim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297607045262931026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYThiiyA9FI/AAAAAAAAAHk/XaWwUagaXCo/s320/%C3%A7emisgezek+069.jpg" border="0" /&gt; Bir de hiç o günkü kadar çok mangalda et yemedim. Yenge bir masa kurmuş ki o kadar olur. Mezeleri tatsam doyacağım, tatmasam meraktan çatlayacağım. Rakının suyu da gözeden ki, tadına doyulmuyor. Çemişgezekte herkesin yanında, çocuklardan uzakta olmak kaydıyla gelinler sigara ve rakı içebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297607052214893986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYThi8rffaI/AAAAAAAAAHs/aKC7nGaFFpo/s320/%C3%A7emisgezek+071.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben diyorum ki, "Abi ben kenarda çocukların yanında oturayım ki, onları yedireyim, oynatayım." Oğuz Abi diyor ki " Yengeciğim, sen şu manzarada ağız tadıyla yemeğini yiyip rakını içemezsen ben ne anlarım seni ağırlamaktan. Sen gel benim oğlanlar ilgilenir onlarla." Nerede görülmüş 13 ve 19 yaşında iki erkek 1,5 yaşında ikiz çocuk oyalayabilsin? Çemişgezek' te görüldü. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297607055056724994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYThjHRCZAI/AAAAAAAAAH0/xZluQotVLoM/s320/%C3%A7emisgezek+083.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve bu kadın da ayağını soktu çayın buz gibi suyuna, telledi sigarasını, dikti sek rakısını, perperine ekmek bandı, pirzola sıyırdı, kocasına sarıldı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akşam bizi meydana bıraktılar. Şansımıza şenlik vardı o gün. Urfa' dan sıra gecesine gelmişlerdi. Bir de baktık Nefise Abla, kızları, oğlu. Hooop çocuklar gene kucaktan kucağa. Tam Güney Nefise Abla' nın kucağında gazoz şişesi ile oynarken Anne aradı. O ara İstanbul' da büyükdede rahatsız, onun yanında. Geçmiş olsuna misafirler gelmiş. Telefonu kucağında annemin torunu olan Nefise Abla' ya veriyorum, telefonun öbür ucunda da anne, Nefise Abla' nın torununu tutuyor kucağında. Kilometrelerin ne anlamı var ki o saniyede? Kaç kere yaşanır o an, 4 farklı şehirde yaşayan 4 farklı aile arasında?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son günümüzde İsmet Abi ki Kardelen kasabının sahibi kendisi, bizi öyle bir yere pikniğe götürüyor ki, görünce diyorum " dünya burada bitiyor sanki" Dağın taşın bittiği yer orası. Böyle tırmansan dağa, ardına baksan uzayı göreceksin sanki.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297608728596035506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTjEhr5t7I/AAAAAAAAAIU/r2AuzmkGKF8/s320/%C3%A7emisgezek+102.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297608723717110642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTjEPgrO3I/AAAAAAAAAIM/jFsUYEXI45Q/s320/%C3%A7emisgezek+099.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Araba girmez yollardan yürüyoruz ulaşabilmek için. Çaya girip çıkıyoruz. Yol boyu koca bir leğen taşıyor İsmet Abi. Bir bildiği vardır diye sormuyorum. Çayın iki kola ayrıldığı, aslında o çayın asıl başladığı yere varıyoruz. Ben dünyanın bittiği yerdeyiz sanırken yakınlardan bağlama ve davul zurna sesi geliyor. Nasıl oluyorsa hafta içi ya da sonu farketmiyor. çay boyunca hep birileri piknikte. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297610799079295154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTk9C1lCLI/AAAAAAAAAI8/zEwgMySgm20/s320/%C3%A7emisgezek+124.jpg" border="0" /&gt; O leğen çocuklar içinmiş. Dolduruyoruz suyla. Çocuklar çimiyor içinde, suya taş atıyorlar, şişeye su dolduruyorlar.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297608738734019202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTjFHc_EoI/AAAAAAAAAIs/fLGaXb1nQvQ/s320/%C3%A7emisgezek+107.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297607062693024578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYThjjtrE0I/AAAAAAAAAIE/pHmwqNTqlBY/s320/%C3%A7emisgezek+097.jpg" border="0" /&gt; Sonra İsmet abi, taşlar arasında bir ateş yakıp, üzerinde sadece kekik dökülmüş bir et pişiriyor. Et pişmaniye kıvamında dağılıyor ağızda. Çocuklar Erdem' in elinin iki katı büyüklüğünde et yiyiyorlar, ben ise yediğimi söylemeye utanıyorum. Petek bal getirmiş İsmet Abi, Bir koca peteği de hiç ediyoruz 3 kişi. Ben o güne dek bal yememişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ertesi gün, Erdem' i askere uğurladığım günden sonra ilk kez ağlıyorum bir vedada. Babaanneye sıkı sıkı sarılıyorum. Eve dönüp dönüp bir daha bakıyorum. Bir daha gelmek isterim ama hiçbir ziyaret bu denli güzel olmayacak biliyorum. İlkler hep güzeldir, özeldir&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297608736379362594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTjE-rl3SI/AAAAAAAAAIk/VGyg5Ci-mb4/s320/%C3%A7emisgezek+115.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dönüşte, uçakta başıma ağrı giriyor. Üzüldüm sanırım. Erdem ikizleri yanına alıyor. Yemek yediriyor. Susmadan masal anlatıyor, müzik dinletiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Havaalanında bir adam durduruyor bizi inince.&lt;br /&gt;Erdem' e diyor ki " Beyefendi rahatsız ediyorum ama, ben de iki çocuk babasıyım ama sizin gibisini hiç görmedim. Siz benim gördüğüm en ilgili, en sabırlı babasınız. Benim olamayacağım kadar iyisiniz. Tebrik etmek istedim" diyor. El sıkışıyorlar. Hepimizin gözü doluyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayşe Arman gibi olacak ama, sevgilimi seviyorum. Aileme aşığım. Yaşadığım coğrafyayı, kütüğümü, yeni akrabalarımı seviyorum. Çocuklarıma "biliyor musunuz siz 1,5 yaşındayken biz Çemişgezek' e gittik, çayda çimdik, yüzdük" diyebilecek olmayı seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297610810467450530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTk9tQufqI/AAAAAAAAAJU/PXFlYalLA6s/s320/%C3%A7emisgezek+113.jpg" border="0" /&gt;Yaşar Babamın yüzündeki o mutluluk ve huzur ifadesini görmüş olmayı seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297610802940365890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTk9ROITEI/AAAAAAAAAJM/AHjX21PFlNc/s320/%C3%A7emisgezek+141.jpg" border="0" /&gt;O Çemişgezek' ten yeni nesil bir Aksakal Ailesi geçti demek isterdim ama o denli bir hayal ülkesiydi ki Çemişgezek, bizim hayatımızdan bir Çemişgezek rüyası geçti diyebiliyorum en çok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz şarkısı yok artık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçinde Munzur aşkı geçen her şarkı var, şu Dersim' in dağlarına yazılan türküler var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297610800952047874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTk9J0E-QI/AAAAAAAAAJE/g7GZEslxKss/s320/%C3%A7emisgezek+125.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Acı Not: Bir Müfit Amca vardı. Erdem' in büyük amcası. Dedesinin kardeşi. Çemişgezek gezisinin en renkli insanı idi. Öperim öperim derdi, iki eliyle el sallardı, yolumuza çıkıp "size döner dürüm yaptıram" derdi. Neşesi, güleryüzü, o yaşında o enerjisi anlatılamazdı. Anlatamadım zaten. Kaybettik Müfit Amca' yı. Onu yazamadım. Elim varmadı. Ama anmadan geçmek de Çemişgezek'e ayıptı. O hep Çemişgezek' te kalsın istedim. Kameraya çekmişim de bir resmini çekmemişim Müfit Amca' nın. O renkli sima, satır arasında siyah renkli bir cümle olarak kalmasın dedim. Rahat uyusun. Gülücüğü hepimize bulaşsın, o yaşımıza değin dilerim bizi bırakmasın.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-7522831202427392377?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/7522831202427392377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=7522831202427392377' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7522831202427392377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/7522831202427392377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/01/uzundur-bu-yollar-giderim-gozum-kara-2.html' title='Uzundur Bu Yollar Giderim Gözüm Kara # 2'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SYTeHcVjSVI/AAAAAAAAAGc/77MhYjoLi7M/s72-c/%C3%A7emisgezek+034.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8961724239540953670</id><published>2009-01-14T11:28:00.002+02:00</published><updated>2009-01-14T11:53:56.440+02:00</updated><title type='text'>Betonite</title><content type='html'>İkiz çocuklarımız olacağını, hele de bir kız bir erkek olacağını öğrendiğimiz andan itibaren seçilmiş insanlar olduğumuzu sandık. Daha iyisi olamazdı. Mucizeyse, evet buydu. Sağdan soldan gelen "Ayy sizin de işiniz zor"cuları savuşturuyorduk. Nedir ki, daha ötesi bir mutluluk mu var niye manyak gibi kötümserleşiyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyalogların üzerinden aşağı yukarı 3,5 sene geçti. Bu 3,5 senenin pek azında, çocuklarımdan birisiyle dingin başbaşa bir vakit geçirebildim. İki şehir, on bakıcı, bolca telaş, hep kaos arasında anne ve/veya babasıyla başbaşa kalıp zevkten mayışan bir çocuk figürü pek az göründü. Ve anladım ki, birbuçuk milyon güzel yönüne rağmen ikizeşi olmak (Nisan ve Güney doğduğu gün öğrenmiştim bu kelimeyi. Doktor, raporunda çocukların herbirini  ikizeşi sıfatıyla betimliyordu) çocuk için biraz da şanssızlık. Anne başta olmak üzere herşeyi paylaşmak, başbaşa kalmak, yalnızlık yok hayatında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bitmeyen hareketin, kaosun ve kalabalığın hayatımızdaki ana etkisi de şu oldu arkadaşım. Yapmak istediklerimiz, çocukların yapmak istedikleri ve yapılması gerekenlere yetişemedik. Gücümüz, birisi oyun hamuru oynamak isterken öbürü yatak odasındaki battaniyeleri getirip çadır kurmak isteyen ve bunları yaparken evi deli gibi dağıtmaktan zevk alan iki çocuk+ birisi çocuklara bir kitaptan masal okumak isterken öbürü parmak boyası yaptırmak isteyen ama çocukların özgürce evde takılmalarına mani olmak istemeyen anne baba + pek sağlıklı ürünler almak üzere gidilmesi gereken market, pişmesi gereken bol vitaminli yemek, toplanıp huzurlu hale getirilmesi gereken zıvanadan çıkmış bir ev'in tümüne yetemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle anne çocuğuyla başbaşa bir alışverişe gitsin, baba sakince çocuğunu salıncakta sallasın olmadı. Yerine gözlerimi bukalemun gibi ikisi iki ayrı yöne bakacak biçimde belertmeyi öğrendim, iki kucakta iki çocuk varken market arabası sürmeyi başardım, iki kulağımla iki ayrı monoloğu dinleyip beynimin bir lobuyla ona bir lobuyla öbürüne yanıt hazırladım. Özgür ruhlu olsunlar istedik,  paylaşmak zorunda oldukları için hiç bir şeyden mahrum kalmasınlar,  her sorularına fazlasıyla doyurucu yanıt alsınlar, çocukların genelinden fazla haklara sahip olsunlar istedik.  Bu sefer de, o özgür ruh-o anarşist tavır geldi karşısındaki tek otorite olan bizi vurdu iyi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek zekiler tü tü tü maşallah, biliyorlar-yapıyorlar-diziyorlar-kuruyorlar. Ama nereden bilelim verdiğimiz "sözle ikna" sanatının gelip bizi vuracağını. Hareket, heyecan, macera gırla bizim evde. Ama otorite yok. Yani anne-baba otoritesi yok. Tek hakim Nisan ve Güney, şikayet değil kat'a, gizli bir gurur hatta. Ama durum ne derseniz beton gibi otorite görüyorum çocuklarımdan, anam babamdan görmediğim bir hakimiyet. Yine de insaflılar canım,  Ayşen'le iki kelime konuştuğumuz oluyor akşamları falan. Betonite betonite betonite bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8961724239540953670?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8961724239540953670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8961724239540953670' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8961724239540953670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8961724239540953670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2009/01/betonite.html' title='Betonite'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1572986819197034406</id><published>2008-12-16T23:03:00.003+02:00</published><updated>2008-12-16T23:24:25.204+02:00</updated><title type='text'>Asi Gençlik ve Titreşim</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-322373ce430c0914" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v12.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D322373ce430c0914%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D46836C6C3715057B9EB4A5314B8CE0FA335E8360.5EFDB50D954A82E88F40B74C998E3F5BED191D4C%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D322373ce430c0914%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dudt8oGALZg67Cl25qwRAuwbuPfY&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v12.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D322373ce430c0914%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D46836C6C3715057B9EB4A5314B8CE0FA335E8360.5EFDB50D954A82E88F40B74C998E3F5BED191D4C%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D322373ce430c0914%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dudt8oGALZg67Cl25qwRAuwbuPfY&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1572986819197034406?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=322373ce430c0914&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1572986819197034406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1572986819197034406' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1572986819197034406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1572986819197034406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/12/asi-genlik-ve-titreim.html' title='Asi Gençlik ve Titreşim'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6219754441931476379</id><published>2008-12-16T21:41:00.005+02:00</published><updated>2008-12-16T22:24:23.007+02:00</updated><title type='text'>Değer mi?</title><content type='html'>Geçenlerde arkadaşlarla oturuyoruz. Halimize acıma durumundaydı yine herkes. Vah bize vahlar bize. İnsan ister istemez kendini savunma durumunda buluveriyor. Ben de anlatıyorum en davalı avukatı halimle; "öyle demeyin ama, vizyon filmlerinin yüzde altmışına gidiyoruz. Ha sırayla gidiyoruz ama gidiyoruz işte. Taksim' e çıkıp iki tek atalı daha 10 gün olmadı vesaire vesaire" Dedi ki arkadaş; "Ama gülüm biz anlattıklarını hergün yapıyoruz. Yani rutinimiz o be canım" Hımm, dedim. Bunu düşüneyim bir. Arkadaşın arkadaşı da dedi ki; "bunca sıkıntıya nesi değiyor çocuk yapmanın?" Bunu soran da arkadaş olamaz zaten en fazla arkadaşın arkadaşı olur. O an farkettim ki, insanın çocuğuna duyduğu sevginin pek tasviri mümkün değil. İkamesi yok bir kere. İnsan hayatta başka neyi severken dişlerini sıkar ki, ısırmamak için? En efsane aşklara şehvet denen tuhaf his karışır, bencillik bulaşır. Ama bu başka birşey, çok saf, çok tutkulu, art niyetsiz, çıkarsız, karşılıksız, taparcasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzusunu kucağına alan ve seven bir anne ya da baba figürüne dikkat ediniz, gıdıdan öperken yavrusunu, elleri tombişlikleri sıkmakla acıtmamak arası en hassas çizgide profesyonelce kiltlenmiştir. Burun delikleri o güzelim kokuyu içine çekmek için kocaman açılmıştır. Ve muhakkak kendini tutmanın sıkıntısı vardır yüzünde bir yerde. Tutmasa insan kendini, ısırır minik dirsek çukurunu, gıdıdaki boğum arası çizgiyi öperken kızartır, avuç içi kadar popoyu parmak izi yapar. O his tarifi imkansız bir duygudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenliklerine kadar, bizi sorgulama yaşına gelene kadar yani, bir kraliçe gibi hissedeceğim kendimi. Audrey Hepburn' um sanki, Sharon Stone' um bir nevi, Adile Naşit' im, türk kahvesiyim, nutellayım, Beyoğlu' yum, ışıklı bir köprü manzarasıyım, Rus sirkiyim, define adasıyım. Yani onlar için ben vazgeçilmez olanım. Bütün hatalarıma, bağırmalarıma, sıkılmalarıma, telaşıma, mutfak mesaime, ev toparlama gerginliğime, elektrik süpürgesi sesine rağmen, onlar için ben, vazgeçilmez olanım, güven kelimesinin anlamıyım, özenilenim, beğenilenim, hedefim, amacım. Kim hayatta tek bir hareketle alabilmiş ki bu sıfatların birini bile?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kızsam da "hayıy, anne getircek suyumu" cümlesinde içim gururla , "ne güzel kokmuşsun aşkım" dediklerinde gözlerim yaşla doluyor. Güney uyurken saçlarımı okşadığında, tüm şampuan reklamlarında sadece ben varım. Nisan t-shirtümü giymek istediğinde Tiffany' de kahvaltıyı çekiyorum ve tüm gardolaplardayım o sahnedeki halimle. "Anne okusun masalı" dediklerinde Adile Naşit' im ben, adını saymayı unuttuğum kuzucuklar ağlıyor sanki yatmadan önce. Ve koşup koşup kocaman sarılıp dudağımdan öptüklerinde, hem de her seferinde, sanki hiç yokmuşum önceden, hiç varolmamışım da tam o an hayatın anlamının tam ortasında açmışım gözümü sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey arkadaşın arkadaşı, değiyor her anına evet. Ki daha yaşattıkları 3 senelik bir heyecan ve tutku. Daha bunun harçlıkları ile ilk kez kendilerinin alacağı müzik cd' sinin ne olacağının merakı, havaya atılacak kepleri, omuzumda dindirilecek aşk acıları, pişirecekleri ilk makarnanın tadı, bardağımı uzattığımda buz atacak olmaları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden değdi, İlk kucağıma aldığımdaki kokuya bile değmişti. Bunlar hep ikramiyesi, bonusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat boyu habire büyük ikramiye çıkacak desem, oynamaz mısın bu kumarı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280485666865139666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SUgNvJ8Jz9I/AAAAAAAAAGM/2-krDGVtS64/s320/DSCN3619.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280485154877408370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SUgNRWoxBHI/AAAAAAAAAGE/cBCr4FlXE2o/s320/DSCN3548.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6219754441931476379?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6219754441931476379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6219754441931476379' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6219754441931476379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6219754441931476379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/12/deer-mi.html' title='Değer mi?'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SUgNvJ8Jz9I/AAAAAAAAAGM/2-krDGVtS64/s72-c/DSCN3619.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8692203629819830803</id><published>2008-12-14T22:03:00.003+02:00</published><updated>2008-12-15T16:17:50.693+02:00</updated><title type='text'>Bir Dengesizlik İşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SUVm7EDRVzI/AAAAAAAAAbw/eJi3PP6C5GA/s1600-h/tahteravalli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5279739303047550770" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 400px; height: 300px; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SUVm7EDRVzI/AAAAAAAAAbw/eJi3PP6C5GA/s400/tahteravalli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İkizlerimiz olacağını öğrendikten kısa bir süre sonraydı rutin muayenede doktorumuzun ultrason görüntülerine bakıp, kısa bir sessizliğin ardından "Biraz daha bekleyip görelim." deyişi. Anne karnında Nisan ve Güney arasındaki ağırlık dengesi Güney lehine bozulmuştu. Orada bahsetti sonradan saygımızın katlanarak artacağı Kadın-Doğum Uzmanımız Levent Ağabey ilk kez "Bazı ikiz gebeliklerde bir bebek diğerinden daha rahat beslenir, hatta kardeşinin besininden bile çalar." Tabii fazla pimpirikli anne baba adayları ve internet işbirliği ile bir kaç gün içinde Şikago üniversitesi mi neresi tam hatırlamıyorum Tıp fakültesinin ikiz gebeliklerdeki semptomlar üzerine doçentlik tezleri okurken buldum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç hafta sonra rahatlattı Levent Ağabey bizi, "İkisinin de sağlığını etkileyecek bir durum yok ama oğlunuz fazla obur. Kızınız zor besleniyor. Anne karnındaki bu durum karakterlerini de etkiler, oğlan açgözlü olacak. Kız ise zorluklara daha dirençli, daha fedakar bir karakterde olur. Bakın görün." Tek bilinmeyenli denklemlere inandığımız günlerdi, bir biçimde aklımıza kazındı bu cümle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar geçti, Nisan ve Güney dünyalı oldu. Hep aklımızda bu sözler ya, gerçekten de hayat doğruluyor gibi bu durumu. Sırayla emzirirken Ayşen, Nisan ve Güney'i; Güney sabırsızlanıyor. Bekleyemiyor sırasını, Nisan'sa hakkını kardeşine veriyor, sessizce bekliyor vardiyasını, boncuk boncuk bakıyor aç karnına. Vay be dedik, öyleymiş demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden bilelim bu tahteravallinin hiç dengede kalmayacağını, bir aşağı bir yukarı çalışacağını hep. Karakterleri, birbirlerine göre tavırları, ilişkileri hep değişken oldu. Üç senenin sonunda şunu diyebilirim. Her ateşli hastalıktan sonra çocuğun huyu bir tur değişiyor. Sinirli çocuk sakinliyor iyileşince, ya da tam tersi. Eskiler biliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk haftalar Nisan hep vericiydi, Güney ise doyumsuz. Daha küçük doğan, daha aciz olan Nisan'a hep pozitif ayrımcılık yaptık, Güney hakkını kendisi fazlasıyla alıyordu nasıl olsa. Yanyana yatırdığımızda Nisan Güney'e uzanıyordu sevgiyle, Güney kendi alemindeyken. Güney akça bir çocuktu, gören bakmadan sevmeden geçemiyordu.  Kendisini sevdirmeyi biliyordu. Nisan ise daha kırılgan ve narindi, merhamet duyuyordu insan ister istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorların "ne hastalığı bu bulamadım" demeye utanarak isim koyduğu "Beşinci Hastalık" ve "Altıncı Hastalık" deneyimlerinden sonra, altı ay civarı, ilk yazlarındayken Nisan daha dişli bir karaktere büründü. Güney tipik bir erkek çocuk saflığındayken Nisan işini bilir oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve o sıralar farkettik, Nisan ve Güney bir tahteravallide idi. Karakterlerini tek başına belirleme lüksleri yoktu. Birbirlerine göre belirleniyordu pozisyonları, kaynakları kısıtlıydı. Paylaşmak zorunda oldukları anneleri, babaları, ilgileri, oyuncakları vardı. İkisi birden üstte olamıyordu tahteravallide. Birisi girişkenken diğeri pasif, birisi yırtıcıyken diğeri dingin olmalıydı. Biri anneci, öbürü babacı oluyordu dönem dönem. Denklemin çözümü de buydu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç tur döndü. Bir Nisan Güney'siz yapamaz oldu, Güney tınmazken. Ya da Nisan talepkarlaştı, şımardı, agresifleşti; Güney anlayışın doruklarına çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Nisan'ın hükümdarlığı sürülüyor evde. Herkesi yönetiyor. Tahtı Olimpos'un tepesinde haspamın. Kimseyi tanımıyor. Güney ise Nisan'dan korkuyor ama delicesine seviyor. Geçen gün Nisan uyurken annesine gitmiş "Nisan'ı sevelim mi, çok güzel...Ama uyandırmayalım yoksa bize kızar." demiş, ki uyansaydı kızardı. Nisan yoksa bile oyuncağını ellemez, "Nisan oynamama izin vermez" der, bakkala gitse Nisansız önce Nisan'ın sevdiği şekeri aldırır. Platonik bir aşık gibi, bazen Nisan'a çok kızar ama deyip diyebileceği "Ben Nisan'ı sevmiyorum" dur. Öyle büyük ki Nisan'a sevgisi, ondan mahrum bırakmanın en büyük ceza olduğunun farkında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki evre ise Nisan'ın durup durup "Güney dansedelim mi?", "Aşkım sarılalım mı?" dediği günlerdi. Güney'in cool bir erkek umursamazlığında oyun hamuru yoğurmaya devam etmesiyle yanıtlanırdı bu girişimler. Bir mevsim geçti böyle oldu. Resmen kışa girmedik henüz, 21 Aralık'a bir hafta var. Yeni sezonu heyecanla bekliyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8692203629819830803?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8692203629819830803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8692203629819830803' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8692203629819830803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8692203629819830803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/12/bir-dengesizlik-ii.html' title='Bir Dengesizlik İşi'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SUVm7EDRVzI/AAAAAAAAAbw/eJi3PP6C5GA/s72-c/tahteravalli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6079840736380267245</id><published>2008-12-01T22:49:00.002+02:00</published><updated>2008-12-01T23:13:38.026+02:00</updated><title type='text'>Bizde bize biz derler</title><content type='html'>Dün-bugün hayatımıza girmiş çıkmış ya da çıkmamış olan, ilginç telaffuzlar, kişisel tarzlar, lehçeler, diyelekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çeçiç:&lt;/strong&gt; Çiçek (1 yaş)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nenne:&lt;/strong&gt; Zeytin (1,5 yaş)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bi Suyu:&lt;/strong&gt; Meyve Suyu (Bilerek söylüyorlarmış, meyve demek zor geliyormuş)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oburtmak:&lt;/strong&gt; Oturmak (Memnunlar bu söylemden, değiştirme arzuları yok)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çüknü:&lt;/strong&gt; Çünkü&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Senin Karın:&lt;/strong&gt; Anne (Passive voice)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Onnamumumu&lt;/strong&gt;: Oyun hamuru (Post modern söylem)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayakkabı: &lt;/strong&gt;Abakka (Her çocuk böyle söylüyor nasıl oluyorsa, Türkiye'nin teki)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fenerbahçe: &lt;/strong&gt;Fenerbahçe (Nasıl oluyorsa kusursuz söylüyorlar :)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Teteskop: &lt;/strong&gt;Steteskop (Bir yaklaşık sonuç)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6079840736380267245?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6079840736380267245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6079840736380267245' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6079840736380267245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6079840736380267245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/12/bizde-bize-biz-derler.html' title='Bizde bize biz derler'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2194810188066465318</id><published>2008-11-30T21:55:00.005+02:00</published><updated>2008-11-30T23:08:25.495+02:00</updated><title type='text'>Hijyen</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/STL7RRU-56I/AAAAAAAAAbo/9hmZk0TGe4Q/s1600-h/FSCN3389.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274554387732031394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/STL7RRU-56I/AAAAAAAAAbo/9hmZk0TGe4Q/s400/FSCN3389.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hiç bir zaman temizliği çok önemseyen birisi olamadım. Daha doğrusu şu, herkes kadar temizimdir sanırım ama pislik, toz ya da mikrop beni çok germedi. Yere düşen bir şeyi alıp, üfleyip yiyenlerden; lokantada çatalım yere düştüğünde değiştirmeye gelen garsonu, düşmüş çatalı alırken "Sağol hocam gerek yok" diye refüze edenlerdenim. İnsan dışında cümle mahlukat yerden sokaktan yiyor mikrop kapmıyor da biz miyiz bu alemin en zayıf bünyesi diye de feveran ederim. Konumuz tam bu değil ama bir girizgah gerekiyordu ve yaptık, her neyse. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274554369919170690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/STL7QO-EOII/AAAAAAAAAbg/3ZXVG9XPhoU/s400/DSCN3272.JPG" border="0" /&gt; Güney bir temizlik delisi. O yaş grubunda örneği olmayacak kadar uç noktada ama. Kıyafetine su içerken, yemek yerken bir damla bir şey damlamayacak, eskeza damladıysa anında değişecek. Yemek yerken her lokmadan sonra ağzı ıslak mendille silinecek. Şu sıra hasta biraz, burnu silmekten kıpkırmızı oldu. Hala da huzurlu değil, çıldırıyor çocuk burnunun akma fikrine karşı. Aklına geldikçe siliyor. Parka gidiyoruz, zemheri kış her taraf. Ayakkabısının içine bir kum tanesi mi kaçıyor, üşenmiyor ayakabıyı çorabı komple çıkarıp temizliyor. Gece uykusunda terliyor ve çok huzursuz oluyor bundan. Gayri ihtiyari gece uyanmalarında, gözü dahi açık değilken panikle çenesinin altını (gıdı) kontrol ediyor şuursuzca. Terlemediyse rahatlayıp uykusuna dönüyor. Terlediyse şayet anında değişecek tüm üst baş. Günlük ortalaması yaklaşık 10 kat kıyafet değişimi. Sonra Ayşen gece 2'lere kadar ütü yapsın, ah bu çocuklar. Ebeveynliğin raconu bu, ağlayıp dert yanacaksın evladından. &lt;div&gt;Kısacası, bu titizliğe şaşıyorum arkadaş ben. Üç yaşında bile değilsin, neyin hijyenidir diye kendimizi yiyip bitiriyoruz. Bunların ağzından halının üstüne dökülen kırıntıları yiyebilecek kadar hijyene uzak bir kişinin oğlu bu ya :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böylesi bir ortamda, Tema vakfı umarım eve protestoya falan gelmez, günlük ıslak mendil ve peçete tüketimimiz Selpak'ın bilançosunu etkileyecek kadar ciddi. Kabaca hesaplıyorum, doğdukları ilk bir iki hafta çok küçüklerdi. Tuvalet sonrası temizliklerini pamuk ve ılık suyla yapıyorduk. Onu geçersen bir aylıktan bezi terkettikleri iki yaş sonrasına kadarki iki sene boyunca günde ortalama 1-2 paket ıslak mendil tükendi bu evde. Nisan ve Güney doğmadan önce bebek alışverişi yaparken Bübchen marka bir ıslak mendil ittirdilerdi bize, 2005'in parasıyla 12 milyondu 72'lik paketi. Biz de evladiyelik bir şey sanarak aldık herhalde onu, çocuklar bir kaç aylıkken ziyadesiyle farkettik ıslak mendilin kontrolsüz alınırsa bütçeyi sarsabilecek bir yeteneği olduğuna. Dalin-Bebedor-Huggies mütevazılığında geçtik genelde, tabi Dalin'in üç al iki öde kampanyalarına ve Mendix markalı jananlı paketi olan 1,59 YTL'lik nefis fiyatı olan kaliteli mendilimsine saygılarımı sunmadan geçmem, geçemem.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçemem demişken, Hürriyet'te Tüketicinin Erkan Abisi'nde mi, Ekonomi köşesinde mi yıllar önce bir haber vardı. Şu an hiç hatırlayamadığım dandik bir ıslak mendil markasının patronu çıkmış "Piyasadaki ıslak mendillerin yüzde bilmemkaçı kanserojendir" diye açıklama yapıyordu. Hayatımda bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Ulen şerefsiz moruk madem böyle bir tezin var gideceksin Sağlık Bakanlığı'na ihbar edeceksin. Hürriyet Gazetesi'nde kendi ürününün resminin altında "Benim malım dışındakilerin alayı kanserojen" iması verip de bu kanser fobisini kendine yontmak da neyin nesi? Sen öyle dersen moruk, ben de piyasadaki ıslak mendil üreticilerinin patronlarının yüzde 10'u şerefsizdir derim, demesi bedava ya.. Dilerim kimya mühendislerin yanlış test yapmışlardır da her gün kendi poponu sildiğin mendil kanserojendir, yetmişinden sonra popo kanseri olursun. Demeden geçemeyeceğim. Ölümüne üzülmeyeceğim az sayıdaki insandan birisi olabilir şu dünyada. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dönelim bizim Güney'e. Arkadaş silinedursun ıslak mendille. Bir tane çekti mi paketten yüz tane geliyor seriye bağlamış halde. Peçeteleri avcunda olmadan uyuyamıyor. Siliniyor da siliniyor. Elini sabunluyor, parfüm sıkınıyor, kötü kokuya tahammülü yok. Cif reklamı gibi. Nisan'la da bir milyar tane genimden üç tanesi ortaksa en fazla, ikisi buradaki genlerdir. Yerden kurabiye kırıntılarını toplayıp yiye yiye Güney'i izliyoruz biz silinirken, Nisan'la beraber. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2194810188066465318?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2194810188066465318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2194810188066465318' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2194810188066465318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2194810188066465318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/11/hijyen.html' title='Hijyen'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/STL7RRU-56I/AAAAAAAAAbo/9hmZk0TGe4Q/s72-c/FSCN3389.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2774496153000570486</id><published>2008-11-19T01:26:00.005+02:00</published><updated>2008-11-19T02:04:35.299+02:00</updated><title type='text'>Soylu bir çocuk</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSNXAyk0qPI/AAAAAAAAAbQ/4kKj62JYYwg/s1600-h/kapakze1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270151660041447666" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 314px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSNXAyk0qPI/AAAAAAAAAbQ/4kKj62JYYwg/s400/kapakze1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Ölümden korkmaya başlayalı çok oldu. Bir de dünyaya iki çocuk getirmiş olmanın her hisse kattığı kuvvetlendirici etkiyi düşünün . Babam başta olmak üzere bütün babaları tebrik ediyorum buradan. Nasıl başarmışlar ağız birliği etmişcesine "Babalar hiç bir şeyden korkmaz" mitini yerleştirmeyi. Erkeklere has bir beceri sanırım, aynı yalandan ağız birliğini "Ben çok kral askerlik yaptım." tavrında da koruyoruz. Hepimiz birbirimizin sırdaşıyız değil mi? Halbuki korkmayı baba olduğum gün öğrendim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Issız Adam'ı izledikten sonra niyetlendik iki yıldır cesaret edemediğimiz Babam ve Oğlum'un CD'sinin jelatinini yırtmaya. Üç sene önce, ilk izleyişimde babasını çiğneyip geçen solcu genç karakterinde buluyordum kendimi, babama yaptıklarımı sorguluyordum sinemada ağlarken. Üç sene sonra atletle gezen oğlunu bırakıp giden, "Ne hakla?" ölen adamın yerine koyduğumu farkettim. Gittim uyuyan Güney'le Nisan'ı sevmeye kalktım beceriksizce. Ama uyansalar o anda ağlamamı gizlemeyi başarırdım, buna eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereye geleceğim. Balıkesir'e deplasmana giderken, benzincinin pompalı tüfekle öldürdüğü Karşıyakalı Özgür Soylu paramparça etti beni. Başbakanımızın pompalı tüfeği teşvik edişine, deplasmana giden 21 yaşındaki çocukları tribün teröristiymiş gibi gösteren medyaya, Özgür'ün ruhuna karşı omuz omuza veren Karşıyaka-Göztepe-Altay-Buca-İzmirspor tribünleri özelinde İzmir'in asaletine dair konuşabilirim sabaha kadar. Ama ben Özgür'ün değil, babasının yerine koyarken buldum kendimi, çok değil 5 ay öncesinde Özgür'ün son yolculuğunu yaptığına benzer bir Mercedes 303 içinde bira içerek Kocaeli'ne gittiğim dumanaltı bir Karşıyaka deplasman otobüsünde, bir koltukta oturmuşluğum olmasına karşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzbir tane kimliğim var, dönem dönem birisi baskın hale gelir Sevgili olurum, öğrenci, çalışan, İzmirli, Çemişgezekli, Karşıyakalı, Galatasaraylı olurum, muhalif, tutucu, BAL'lı, facebook'ta bir profil. Ama baba olduğun günden beri, en çok babasın. Hep babasın. Tesadüf değil, alfabenin ilk iki harfinden mamul olması bu unvanın. En baştaki kimlik bu. Özgür, Kocaeli deplasmanına geldi mi bilmiyorum. Muhtemelen gelmiştir bilemeyiz. Ben 90-91'de Alsancak Stadı'nda Karşıyaka'yı izlerken 3 yaşındaymış ama. Biliyoruz bunu. Onun babası da günün birinde oğluyla maça gitmeye özenmiş midir acaba, ben oğlum ve kızımla maça gitmek için heyecanlanıyorum. 3 yaşındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür soylu bir çocukmuş, orası kesin. Kaçımız karşılıksız aşkının peşinden Balıkesir'lere, Giresun'lara gideriz ki? Ve kaçımızın aşkının türküsü rengarenk söylenir? Şu an damardan, oluk oluk üzülmek istiyorum. Dudaklarımı ısıra ısıra sinirlenmek, kadim dostum kadim Göztepeli Taylan'ı arayıp "Soylu"luklarına teşekkür etmek istiyorum. Pompalı tüfeğin hiç icat edilmemiş olmasını istiyorum. Özgür'ün kirli sakalına yeşil-kırmızı atkısını dolamış haliyle aramızda olmasını istiyorum. Uyuyorlar, uyanmasınlar istiyorum ama biliyorum ki, Nisan'la Güney uyanırsa gözyaşlarımı gizleyebileceğim, o kadarcık gücüm hep var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2774496153000570486?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2774496153000570486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2774496153000570486' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2774496153000570486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2774496153000570486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/11/soylu-bir-ocuk.html' title='Soylu bir çocuk'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSNXAyk0qPI/AAAAAAAAAbQ/4kKj62JYYwg/s72-c/kapakze1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4972588001407313075</id><published>2008-11-18T12:52:00.005+02:00</published><updated>2008-11-18T13:39:31.991+02:00</updated><title type='text'>Sınırı aşmamak</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSKm3d21h8I/AAAAAAAAAbI/LPaf3PWnyvM/s1600-h/Mind+the+Gap.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269957985814546370" style="WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSKm3d21h8I/AAAAAAAAAbI/LPaf3PWnyvM/s320/Mind+the+Gap.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan çocuğu melek zannediyor ama değiller. Yetişkinler kadar hatta genelde fazlasıyla sinirleniyorlar. Bizimkilerin sinirlendiği noktaları buraya listelesek, yarın öbürgün anaokulunda aynı sınıfa düşecekler, onlarla tanışacak kişiler, ne bileyim gelecekte Nisan ve Güney'le duygusal ilişki yaşayacaklar bilse baştan ona göre davransa.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan; masal başlangıcındaki "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" denmesine çok kızar. En keskin bıçak sırtıdır. "..ben dedemin beşiğini.." diye girilmesi gerektiği hususunda nettir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney; bir mantık çerçevesinde dizdiği oyuncaklarının ellenmemesini ister. Herhangi bir şeyi bir yere rastgele koymamıştır, aklında kesin bir gerekçe vardır. Sen dan diye onun düzenini bozarsan gerilir çocuk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan; söylediği bir şey anlaşılmadığında çok kızar, küplere biner. Dediği bir seferde anlaşılsın ister. Ağlar ses tonuyla"Çükknü ben senin kusun da değilim kusun da..ben senin kusunum." dediğinde "çünkü ben senin kuzun da değilim kuşun da. Ben senin kızınım" dediğinin bir seferde anlaşılmasını ister, tartışma istemez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney titizdir. Gömleğinin koluna bir damla su geldiğinde hemen değişmesini, parkta ayakkabısına kum kaçtığı vakit anında kumun ayakkabıdan tahliye edilmesini, bir şey yer veya içerken ağzının her lokma/yudumdan sonra itinayla silinmesini ister. Yapılmazsa iyi sinirlenir, ters çıkar, sert yapar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan; saç stiline müdahale ettirmez. Saçlar dağınık ve lüle lüle duracaktır, toka moka yalan şeylerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güney; kıyafet tarzına karıştırtmaz. Gömlek sever, kemer sevmez. Kotu asla akmayacaktır. (akmak: kemersiz pantolonun düşmesi) Çorabının ucundaki dikiş gergin ve her parmağa muntazaman oturacak, çorap gerilebildiği kadar çekilecektir yukarıya. Tarzını bozmaya çalışanı harcar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan, icat çıkarırsan gerilir. Hanfendi yatıyorsa yatacaktır, evde oynuyorsa oynayacaktır. Yok dışarı çıkalım, vay oyun oynayalıma gelmez. Kararı o verecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney unutmayı affetmez. Üç ay önce bile bir söz verdiysen unutmayacaksın, yemeyeceksin sözünü. Akşama parka gidilecekse gidilecektir. Asabını bozmayacaksın çocuğun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nisan statükocudur, bir oyun bir kere o koltukta oynandıysa; aynı oyunu başka koltukta oynamaz. Saklambaçın ebesi hep aynıdır, hep aynı şaka yapılacaktır. Rol değiştirmeye gelemez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney hijyeniktir, her yerde tuvalete girmez. Girse de yapmaz. İnatlaşırsan ağzına sıçar, yine de o alışveriş merkezinin tuvaletine sıçmaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4972588001407313075?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4972588001407313075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4972588001407313075' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4972588001407313075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4972588001407313075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/11/snr-amamak.html' title='Sınırı aşmamak'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SSKm3d21h8I/AAAAAAAAAbI/LPaf3PWnyvM/s72-c/Mind+the+Gap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-3826223586211655527</id><published>2008-11-11T09:12:00.003+02:00</published><updated>2008-11-11T09:21:07.340+02:00</updated><title type='text'>Günün Özeti</title><content type='html'>Baba eve yorgun ve mutsuz gelir. Zili çalar.&lt;br /&gt;İçeriden her zamanki sesler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben açıcam, anne sen dur. Ben ben..&lt;br /&gt;- Kızım dur, üstteki kiliti döndüreyim sen açarsın kapıyı.&lt;br /&gt;- Ben ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecanla açar Nisan kapıyı. "İzlemez olaydım" baba Lig TV'li bir kıraathaneden dönmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nooldu baba?&lt;br /&gt;- Yenildik aşkım Fener'e, dağıldık.&lt;br /&gt;- Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney gelir içeriden,&lt;br /&gt;- Hayıy, sen karıştırdın. Biiiz dağılmadık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-3826223586211655527?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/3826223586211655527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=3826223586211655527' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3826223586211655527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/3826223586211655527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/11/gnn-zeti.html' title='Günün Özeti'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5919024083913678990</id><published>2008-11-01T22:03:00.006+02:00</published><updated>2008-11-01T23:39:37.126+02:00</updated><title type='text'>Kupa kızı ve maça valesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SQzLS1cj7aI/AAAAAAAAAa4/9jnnXi3j77Q/s1600-h/104597_8_28_2008_12_21_50_PM_-_queen_Of_Hearts_4-17-08_large_queen_gif.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263805588934225314" style="WIDTH: 207px; CURSOR: hand; HEIGHT: 297px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SQzLS1cj7aI/AAAAAAAAAa4/9jnnXi3j77Q/s320/104597_8_28_2008_12_21_50_PM_-_queen_Of_Hearts_4-17-08_large_queen_gif.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SQzLTSCvD2I/AAAAAAAAAbA/uVNTRuQtKOA/s1600-h/jack-spades.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263805596610531170" style="WIDTH: 202px; CURSOR: hand; HEIGHT: 298px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SQzLTSCvD2I/AAAAAAAAAbA/uVNTRuQtKOA/s320/jack-spades.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney pilav sever, Nisan makarna;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney peçeteyle oynar, Nisan bezle;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney sarılır, Nisan öpücük atar;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney babaya benzer, Nisan anneye;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney olduğu gibi görünür, Nisan göründüğü gibi olur;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney dikkatle izler, Nisan heyecanla katılır;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney unutmaz, Nisan şaşırmaz;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney resim yapar, Nisan sayı sayar;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney hızlı koşar, Nisan iyi tırmanır;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney şarkı söyler, Nisan dans eder;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney Nisan'ı özler, Nisan Güney'e güvenir;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney samimidir, Nisan bilinçli;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney inanır, Nisan ikna eder;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney toplar, Nisan dağıtır;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney titiz, Nisan rahat;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney düşmez, Nisan kalkmaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5919024083913678990?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5919024083913678990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5919024083913678990' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5919024083913678990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5919024083913678990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/11/kupa-kz-ve-maa-valesi.html' title='Kupa kızı ve maça valesi'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SQzLS1cj7aI/AAAAAAAAAa4/9jnnXi3j77Q/s72-c/104597_8_28_2008_12_21_50_PM_-_queen_Of_Hearts_4-17-08_large_queen_gif.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-453185899901182943</id><published>2008-10-22T10:10:00.003+03:00</published><updated>2008-10-22T10:20:01.771+03:00</updated><title type='text'>Nisan ve Buzdolabı - Episode 2</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-9bdecb9820a63da2" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v7.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9bdecb9820a63da2%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7C3809BDD0D7ABD9EEAD7C17396F057596A88CC7.1B70164A5DE2305AA10F127134463F785B9A9943%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9bdecb9820a63da2%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DB45pKkiGnRm-mQ4TxoEtlVrkZhE&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v7.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9bdecb9820a63da2%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7C3809BDD0D7ABD9EEAD7C17396F057596A88CC7.1B70164A5DE2305AA10F127134463F785B9A9943%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9bdecb9820a63da2%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DB45pKkiGnRm-mQ4TxoEtlVrkZhE&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Sahne Nisan ve elinde Episode 1’un kahramanı, film sonunda döndürülen –öldü sanılan ama ölmeyen- vantuzlu fare ile açılır)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İiiyooo...Onun tombiş ayaklarını sevebilirsiniz. Bunun ayakları hiç pis değil.&lt;/strong&gt; (Oyuncak farenin yapıştırma vantuzunun yalanan bir şey olduğunun bilinciyle yalamaya başlar.)  &lt;strong&gt;Dilimle yalıyorum. Yalıyorum.&lt;/strong&gt; (Sandalyeden iner aşağı) &lt;strong&gt;O fırın kağıdı hala cebinde duruyor mu? Katlayalım, bakın. Oğlum bak, şöyle katla. Baba...yan. Benim .............&lt;/strong&gt;(anlaşılamadı) &lt;strong&gt;böyle katlayın dedi. Anladın mı oğlum? Böyle biraz katlıyosun, böyle katlıyorsun. Oğlum bunu ben senin cebine koyacam, istersen al istersen alma.&lt;/strong&gt; (Babanın cebine koyar) &lt;strong&gt;Hadi bu telefonu bitir de git. Annen burdan yere düşer gibi oluyor. &lt;/strong&gt;(bkz: episode 1 “Sen çok yaklaştığın için düştüm”) (Yalamaya başlar.) &lt;strong&gt;Neye güldün?&lt;/strong&gt; (Vantuzun hızla yapışması gerektiğini anımsar.) &lt;strong&gt;Çok hızlı.&lt;/strong&gt;(Çottanak...Patır kütür)&lt;strong&gt;Neye güldün? Saçmalama..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; * fırın kağıdı = elektrik faturası&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-453185899901182943?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/453185899901182943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=453185899901182943' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/453185899901182943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/453185899901182943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/10/nisan-ve-buzdolab-episode-2.html' title='Nisan ve Buzdolabı - Episode 2'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5098116875899143061</id><published>2008-10-19T23:16:00.005+03:00</published><updated>2008-10-19T23:42:27.118+03:00</updated><title type='text'>1001 gece masalı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPubWgA59GI/AAAAAAAAAW4/QmUP9Mu4vlk/s1600-h/DSCN3283.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258967800738346082" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPubWgA59GI/AAAAAAAAAW4/QmUP9Mu4vlk/s320/DSCN3283.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPuasaDKXOI/AAAAAAAAAWo/lrVxTBDZq88/s1600-h/DSCN3284.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258967077582691554" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPuasaDKXOI/AAAAAAAAAWo/lrVxTBDZq88/s320/DSCN3284.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPuassZTILI/AAAAAAAAAWw/pEYeMsmIqOU/s1600-h/DSCN3285.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sayılara fazlasıyla takılmış birisi olarak nasıl bu kadar geç keşfettim bilmiyorum. Neyse ki, bir süre önce ayıktım mevzuya, geç kalmadan. Bugün; 19 Ekim 2008; Nisan ve Güney'in dünyadaki 1000. günü. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Z-raporu, bir ara toplam alalım derim bu 1000 günde. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1000 günlük baba olmak demek, artık çocuğunun (çocukların) olmadığı zamanı bilmemek; en fazla hayal meyal hatırlamak demek. 5 sene önceki bir tatil anılarının sözü açıldığında, içinden "Allah allah Nisan ve Güney'i nereye bırakmışız da gitmişiz?" diye geçirmek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1000 günlük anne olmayı en güzel Ayşen anlatır, ama hakkını vermeli tekrardan. 1000 günlük ikiz çocuk annesi olmak demek bir kaç bin günlük anneliğin eforuna, tecrübesine bedel bence. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1000 gün demek (son 150 günü bezsiz desen) aşağı yukarı 10.000 kere alt değiştirmek; yani 10.000 adet Prima bez, kabataslak 1000 paket ıslak mendil demek. 10.000 kere beslemek; anne sütüyle, Aptamil-2 ile, ev yapımı yoğurtla, meyve ezmesiyle, patates kızartmasıyla, balıkla şununla bununla. Birkaç yüz bin kere "Hadi canım aç bakalım ağzını, büyüyemezsin yoksa" demek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1000 gün demek, 40 küsür santimlik, el kadar canlıların "Tapınak şeklindeki sürahiden su içelim, iyi fikir" diyebilmesini sağlayacak bir süre demek. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1000 gün demek, "Nefes alıyor mu?" diye kendi nefesini kesip elin göğsünde nefesini dinlemeye çalıştığın bin gece demek. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;1000 gün demek hatırlayabildiğin günlere geliyor olman demek. Su gibi geçen, farkına bile varmadığın sana ait 10 küsür bin günün üstüne, kendi çocuklarının hiç bir anını unutamadığın bin gününün muhasebesini çıkarmak demek.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5098116875899143061?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5098116875899143061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5098116875899143061' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5098116875899143061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5098116875899143061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/10/1001-gece-masal.html' title='1001 gece masalı'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SPubWgA59GI/AAAAAAAAAW4/QmUP9Mu4vlk/s72-c/DSCN3283.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8400356709844126261</id><published>2008-10-16T09:21:00.002+03:00</published><updated>2008-10-16T16:37:51.353+03:00</updated><title type='text'>Nisan ve buzdolabı - Bebek kafası</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-5c6fb3d88d918ecd" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5c6fb3d88d918ecd%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3DD5829A006F14147A0DB23C4624AC4F888DBFFDA.134957716AEDF0F4267CE5E7F21A0DDB6718B38B%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5c6fb3d88d918ecd%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHd0d1SHeYv_5V_nmgsrPci9flak&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5c6fb3d88d918ecd%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317805%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3DD5829A006F14147A0DB23C4624AC4F888DBFFDA.134957716AEDF0F4267CE5E7F21A0DDB6718B38B%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5c6fb3d88d918ecd%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DHd0d1SHeYv_5V_nmgsrPci9flak&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Magnetlerle oynarken magnetler yardımıyla tutturulan kağıtlar  düşer) Düştü kağıdım. Bak senin yüzünden oldu oğlum. Sen çok yaklaştığın için oldu...oğlum. Bi daha çok yaklaşma bu da senin suçun. Şunu taksana. Şunu almalıyım, şunu yerden almalıyım. Bu bir mıknatıs. Şunu taksana oğlum iş kağıdına..(dolaba yapışmış vantuzlu fare elinde kalır. donma anı) ...gerek var. Önce şunları düşerken almalısın. Şunu..ah. (Vantuza asılır ve buzdolabının dijital göstergesinin kapağı elinde kalır.) Şöyle oldu. Kırılcak gibi. Oynuyo yerinden. (Kapağı çıkmış dijital rakamlar daha bir parlak görünür). Oynuyo yerinde çıkçak gibi. (Yerine takma çabaları) ıh. Oğlum sen şunu düzeltsene,(fareyi ipinden tutup döndürmeye başlar) yapamadı anne. (Çılgın gibi döndürerek fareyi) Fotoğrafı..Fotoğraf mı çekiyosun bana? (Yerinden çıkan kapağı anımsar) Anne bu işi yapamadı, çok tehlikeli bir iş oldu. Kırılcak gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8400356709844126261?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=5c6fb3d88d918ecd&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8400356709844126261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8400356709844126261' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8400356709844126261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8400356709844126261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/10/nisan-ve-buzdolab-bebek-kafas.html' title='Nisan ve buzdolabı - Bebek kafası'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5838314800401046308</id><published>2008-10-06T14:01:00.005+03:00</published><updated>2008-10-06T16:00:17.187+03:00</updated><title type='text'>Bir Gün Herkes :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoK8JzdIII/AAAAAAAAAWg/j70mJTQSzDU/s1600-h/CIMG2643.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254023943821271170" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoK8JzdIII/AAAAAAAAAWg/j70mJTQSzDU/s320/CIMG2643.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Çocuklara takım angaje etme mevzusunu çetrefilli buluyorum. Genelde çocuk dayatılan takımı tutmadığı gibi, farklı takımı tutan yetişkinlerin girdiği rekabeti de komik buluyorum. Aslında yazmazdım da, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=nisan+ve+guney%2F%40azuth"&gt;ekşi sözlük'te azuth&lt;/a&gt; açmış bulununca konuyu, içimi dökesim geldi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Babam çok iyi bir Beşiktaşlı. Hatırlamadığım yaşlardan başlayıp 5 yaşına kadar süren bir "kerhen Beşiktaşlılık" ben de yaşadım. Beş yaşındayken Galatasaraylı olmak istedim. Galatasaray'ın adını-rengini-oyuncularını seviyordum. Ateş beni çağırıyordu. Babam muhtemelen bir şey istemiş olmamın mutluluğuyla asla köstek olmadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuklarımla kurduğum ilişkinin "takım boyutunda" babamın davranışını baz aldım. En az onun kadar esnek olmalı, özgür bırakmayı başarmalıydım çocuklarımı. (Önceki cümlede tırnak içindeki ifadeyi kaldırmak da mümkün.) Hiç istemediğim takımları tutmaları yahut bu mevzuya komple kayıtsız kalmaları ihtimalini göze almalıydım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öte yandan da, bu esnek ve özgür ortam hiç bir şey yapmamayı gerektirmiyordu. Çocukların özgür iradesini kabul ettiğim sürece makul düzeyde propaganda serbestti elbette. Ben de "Eylemde birlik, propaaganda ajitasyon serbest" ilkesi uyarınca sarı-kırmızı giysi de aldım çocuklarıma, Galatasaray maçına da götürdüm. Karşıma çıkan fırsatları da kullandım Galatasaray tarafına çekmek için. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJsBiuhhI/AAAAAAAAAWY/Xr1IXCtyauE/s1600-h/DSCN2591.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022567214089746" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJsBiuhhI/AAAAAAAAAWY/Xr1IXCtyauE/s320/DSCN2591.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güney, olanca hesaplanabilir tepkisiyle, babasına benzerliğiyle, daha bir haftalıkken üzerine geçirilen sarı kırmızı renklerin etkisiyle, her futbolcuya Hakan Şükür der haliyle Galatasaray'ı sevdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan Nisan 2. yaş gününden bir kaç hafta sonra; bir gün kendi kendine "Ben Beşiktaşlıyım" dedi, hiç sözü geçmezken. Ve evdeki en baskın taraftar rolünü oynamaya başladı. Baştan karışmayacağız dedik, karışmıyoruz. Hatta asilik hoşuma da gidiyor :)&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWHtXJEI/AAAAAAAAAVo/2mIQ_m0YC4g/s1600-h/DSC04523.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022190912185410" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWHtXJEI/AAAAAAAAAVo/2mIQ_m0YC4g/s320/DSC04523.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çoook geçmişte bir Fenerbahçe sempatizanlığı olan, son on yılda Fenerbahçe sempatisinin antipatiye dönüşmesi hariç takımlara olan mesafeyi eşit tutan Ayşen anneyi şirin kız numaralarıyla baştan çıkardı Nisan. Boynunu büküp "Annecim benim için Beşiktaşlı olur musun sen de?". Tuttu bu numara. Başarıdan sonra Nisan iyice cesaretlendi, Güney'le baba-oğul "Sarı-kırmızı-şampiyon-Cimbom" çekerken bana parmak sallayıp "Bundan sonra Şampiyon Beşiktaş diyeceksin, siyah-beyaz diyeceksin" der oldu. Bu kadarına da yok artık. Özgürlük dediysek :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7 ay kadar evde Kartallar ve Aslanlar biçiminde cepheleşmiştik ki; Nisan'ın 15 gün önce yine kendi başına bir karar alıp Galatasaray saflarına katıldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 yaşına erişmemiş iki çocuğun son kararı olması zor ihtimal bu seçimin. Öte yandan da, sanki pek gölgede kalmış gibi dursa da Cimbom 2 yıl 8 aylık ömürlerinde iki Galatasaray şampiyonluğu gördü bu çocuklar. 2006 kuşağı sarı-kırmızı demesin de ne desin :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWWFHtBI/AAAAAAAAAVw/V9OLOYPpbQs/s1600-h/DSC07271.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022194769933330" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWWFHtBI/AAAAAAAAAVw/V9OLOYPpbQs/s320/DSC07271.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJr3cP38I/AAAAAAAAAWQ/jZz2WPAaq3U/s1600-h/DSCN1629.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022564502560706" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJr3cP38I/AAAAAAAAAWQ/jZz2WPAaq3U/s320/DSCN1629.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWhxTK8I/AAAAAAAAAV4/kym7Abrnh2I/s1600-h/DSC07275.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022197908024258" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWhxTK8I/AAAAAAAAAV4/kym7Abrnh2I/s320/DSC07275.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWkKGjCI/AAAAAAAAAWA/43e0wjk4e0M/s1600-h/DSC07276.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022198548925474" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJWkKGjCI/AAAAAAAAAWA/43e0wjk4e0M/s320/DSC07276.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJW1f-09I/AAAAAAAAAWI/HzZLjCRBDFQ/s1600-h/DSCN1425.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254022203204096978" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoJW1f-09I/AAAAAAAAAWI/HzZLjCRBDFQ/s320/DSCN1425.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5838314800401046308?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5838314800401046308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5838314800401046308' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5838314800401046308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5838314800401046308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/10/bir-gn-herkes.html' title='Bir Gün Herkes :)'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SOoK8JzdIII/AAAAAAAAAWg/j70mJTQSzDU/s72-c/CIMG2643.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5207981587049790148</id><published>2008-09-26T10:11:00.005+03:00</published><updated>2008-09-26T10:43:55.573+03:00</updated><title type='text'>Beni görmek demek</title><content type='html'>12 Eylül darbesi olduğunda henüz 119 günlük bir bebek dahi olsam, doğum tarihim işimi hep kolaylaştırdı. 119 günün verdiği avantajla kendimi 12 Eylül kuşağı'nın dışında tutar oldum sohbetlerde. Daha bir rahat attım tuttum 12 Eylül'le ilgili. Ancak dürüst olalım. 12 Eylül elle tutulur bir gerçeklik olmadı benim için. Kitapların sobaya atıldığı, mahallede bize oyun oynatan İrfan Ağabey'in polislerce götürülüp geri getirilmediği anları bilfiil yaşamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve farkettim ki, elle tututlur olmayan çeşitli gerçeklikler vardı önümde. Bir önceki nesilden bana gelen, ama benim gerçeğim olmayan. 12 Eylül gibi. 12 Eylül'ün kendisi değil sonuçlarıydı benim gerçeğim. Tıpkı Öztürk Serengil'e asla gülemeyişim, Nuri Sesigüzel'in, Göksel Arsoy'un, Şenol ve Birol'un belki Hümeyra'nın anne ve babamların neslinde bıraktığı etkiyi idrak edemeyişim gibi. Kendimi bildim bileli bir Nuri Sesigüzel fenomeni vardı, ancak bana halihazırda fenomen olarak sunulan Sesigüzel'in bana sunduğu pratik onu fenomen olmanın yanına bile yaklaştırmıyordu. Ve Nuri Sesigüzel'i bir yıldız olarak kabul etmenin gerekliliği, bu ön kabul beni fazlasıyla rahatsız ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNyQpllB4UI/AAAAAAAAAVg/k2INgxfNLPw/s1600-h/nurisesigzelkapakeq8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250230309743616322" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNyQpllB4UI/AAAAAAAAAVg/k2INgxfNLPw/s400/nurisesigzelkapakeq8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba olunca anlarsın dediler, baba oldum ve anlamaktayım usul usul. Kendi fenomenlerimin çocuklarım tarafından anlaşılmayacağı ihtimali beni korkutuyor. Ya 13 yaşımdan beri onlar ileride okuyup da güler diye sakladığım Leman, Pişmiş Kelle, Penguen ve Uykusuz'larımı komik bulmazlarsa? Ya beni gülmekten yerlere çalan Cem Yılmaz onların gözünde benim Öztürk Serengil'e hissettiğim anlamsızlıkta gelirse? Ne anlatacağım onlara, 5 saat önceden sıraya girdiğim Bulutsuzluk Özlemi konserini mi? Ya Leman'a değil bana gülerlerse? Arsenal maçına "Ee derlerse?", benim neden abartıldığını bir türlü idrak edemediğim meşhur Macaristan maçına karşı takındığım kayıtsızlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur da bundan 20 sene sonra, illa beni anlar gibi görünmek isterlerse Nisan ve Güney 321 günlükken Nobel alan Orhan Pamuk'u bir fenomen gibi görüyormuşçasına davranırlar. Gibi yaparlar. En fazla o olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5207981587049790148?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5207981587049790148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5207981587049790148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5207981587049790148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5207981587049790148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/beni-grmek-demek.html' title='Beni görmek demek'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNyQpllB4UI/AAAAAAAAAVg/k2INgxfNLPw/s72-c/nurisesigzelkapakeq8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4548248048829116128</id><published>2008-09-25T15:03:00.000+03:00</published><updated>2008-09-25T15:40:10.035+03:00</updated><title type='text'>Nam-ı Diğer</title><content type='html'>Büyükler başkasına, çocuk kısmı kendisine lakap takmayı uygun görüyor. Çocuklar vahşi deriz hep ama yok aga, esas vahşi yetişkinler. Gücünün yettiğine başka türlü sesleniyor, kendine takılan lakabı beğenmiyorsun. Çocuk daha mert vallahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim ikizler konuşmaya başladığı günden beri kendilerine türlü türlü adlar taktılar. Bizim onlara yakıştırdıklarımızı beğenmediler, bize de (şimdilik) götelek gibisinden tuhaf unvanlar reva görmediler sağolsunlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küçük me:&lt;/strong&gt; Nisan kız olmasının etkisi var mı bilmiyorum ama, hep küçük olmaya özendi. Küçük oyuncakları sevdi, fiziken büyük her şey ona itici geldi. Daha yeni yeni edi-büdü bir şeyler gevelerken kendisinden "Küçük me" diye bahsederdi. Küçük kuzu anlamında. "Küçük me acıktı" falan derdi. Günlerden bir gün (cümleye böyle başlayınca konuyu bir biçimde Nasrettin Hoca'ya bağlamak icap ediyor sanki) Nisan "men kendimi çüçük me olarak nansediyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasıl yani küçük kuzular gibi mi dans ediyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayıy. Kendime çüçük me diyoyum ya, öyle nanse ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanse ediyormuş hanımefendi, kuzu lansmanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avcı&lt;/strong&gt;: Alabildiğine barışçıl kişiler olmaya çalışır, şiddetin-silahın zerresiyle muhatap etmez iken çocuklarımızı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'de Kraliçe'nin Pamuk'u katletmekle görevlendirdiği Avcı bizi ters köşe etti. Sen Güney git, Avcı'yı kendine idol belirle. Avcı geldi, avcı gitti diyor kendini anlatırken o günden beri. Neyse ki, çocuğun örnek aldığı avcı düzgün bir tip. Hümanist melekeleri gelişmiş, Pamuk'a kıyamamış birisi. Avcılar Federasyonu'nun kaale alıp bizden tekzip isteyeceğini sanmam.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Balerin: &lt;/strong&gt;Bu nereden girdi hayatımıza bilmiyorum. Ama neden erişkin sosyal hayatındaki yeri %1 olmayan balenin, çocukların dünyasındaki etkisini algılayabildim Nisan sayesinde. Kız çocuğu baleden bir haz duyuyor. Nisan konuşmaya başladığı andan itibaren balerin diye tarif etti kendini aylarca, yıllarca. Parmak uçlarında yürüdü. Hala da ara ara yürür, iki yaşındayken kreşleri arayıp "Bale kursuna en küçük hangi yaş grubunu alıyorsunuz?" deme sebebimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaramaz(a.k.a Nayamaz): &lt;/strong&gt;İsyanın ilk emareleri görüldüğünde ana babaya karşı, Güney kendisine yaramazlığı reva gördü. "Ben yaramazım, böyle kabullenirseniz sizin lehinize olur." tavrı yani. Yapma denileni yapmanın ön izahatıydı Güney için "Bakın nayamaz nerden atlıyo..ehe.." Çok sinirlendiğinde de babaya-anneye taktığı unvan oldu yaramaz. Kıyamazlar ona, kızdığında bile ben sana kızıyorum demez. "Yaramazsın sen" der en fazla, içi elvermez ileriye gitmeye. En kızdığında, on dakika dayanabilir küslüğe. Onuncu dakika dolmadan koşar içeriye, saçlar dağınık, her yeri gülüyor. "Baba, babacım. Avcıya bak ne kadar hızlı koşuyor."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4548248048829116128?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4548248048829116128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4548248048829116128' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4548248048829116128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4548248048829116128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/nam-dier.html' title='Nam-ı Diğer'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4785266982258722546</id><published>2008-09-16T13:57:00.009+03:00</published><updated>2008-09-18T12:29:23.892+03:00</updated><title type='text'>Bütün isteğim buydu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNH7feT1PCI/AAAAAAAAAUs/94kKhKoq3Ec/s1600-h/DSC05336.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SM-TNEVZDtI/AAAAAAAAAUc/9o30BNvF4H0/s1600-h/DSCN2949.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246573943620964050" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SM-TNEVZDtI/AAAAAAAAAUc/9o30BNvF4H0/s400/DSCN2949.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Her anne baba kadar, belki de fazlasıyla yakınıyoruz. "İki dakka durmuyorlar", "Evin altını üstüne getirdiler", "Bugün bir lokma yemek yemedi", "Bizimkilerin inadı tutmaya görsün" cümlelerini tekrarlıyoruz. Kimisi haklı, kimisi fazlasıyla öznel. Yorgunluk, çaresizlik ya da sinir anında öyle düşünüveriyor insan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Lakin, anne - baba olarak yalnız ve yalnız bir şeyden yakınma hakkımız olsa; şüphesiz uyku konusunu seçerdik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Nisan ve Güney'i beklerken çevreden sürekli "İkiz mi, ayy ne güzel" cümleleri duyuyorduk. Ve o kadar kolay farkediyorduk ki "ayy"ın içindeki gizli acıma duygusunu; kızıyorduk yer yer. "Ne gerek var canım böyle çok zor-üstesinden gelinmez bir şey gibi lanse etmeye?" Her neyse efendim, Nisan ve Güney 24 Ocak 2006 günü sabah 07:36 itibariyle doğdular. Ve tüm 24 Ocak'ımız, gelen tebrik telefonlarını yanıtlama, Ayşen'le ilgilenme, en önemlisi de Nisan'la Güney'i uyandırmaya çalışma çabası ile geçti. Uyuyorlardı, gelenlerin "Maşallah maşallah, uyusunlar uzak yoldan geldiler." nidaları arasında. Gece 2'ye kadar kah biz kah hemşireler çimdikledik minicik topuklarından, uyanıp iki ağız meme emsinler diye. Gece 2'de ağlayarak uyandılar. O uyanış, bu uyanış.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İlk dört ay salonda yaşadık Nisan ve Güney'le. Küçük beşikleri vardı. Biz koltuklarda uyuyorduk. Ayşen, anne kontenjanından devamlı salondaydı. Ben işe giden baba mecburiyetiyle arada yatak odasına gittiğimde, devamlı değişen bakıclardan birisi odasından salona geliyordu. Nisan, Ayşen, Güney ise uyumadılar. Hiç.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Burayı vurgulamalı. Eminim ki herkes çocuğunu büyütürken en az bizim kadar yorgun düşmüştür. Bizim tek farkımız, kayıt tutmamız oldu. Günlerin ve anların birbirinin aynı oluşundan mütevellit, dejavuyu engelleyelim kaygısıyla "Az önce kimin altını almıştık, Nisan'dı değil mi, emmiş miydi, hangi gündü o hani altını açtık da üzerimize işedi? Güney kaka yaptı mı bugün?" kargaşası son bulsun diye, an be an logfile'ını tuttuk çocukların. Ve gördük ki, Ayşen ilk 4 ay boyunca bir kere bile 3 saat uyuymamış kesintisiz, günde 25 kere emzirme 25 kere alt almaktan vakit bulup da.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dördüncü ayın sonunda, beşiğe sığmaz hale gelince bizim canlar, yataklarına geçtiler. Biz de telsiz sistemini kurup odamıza. O zaman da iki saatte bir uyanıyorlardı, gecede onlarca kez alıyorduk virajlı yatak odası-çocuk odası yolunu koşa koşa. Ancak esas sorun, uyuymamaları değildi, uykuya nasıl dalacakları idi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Beşiğin tıngırtısı iyiydi, ama bitti. Anne memesinde uyuyabiliyorlardı, ama bu paylaşılmayan bir anne durumunda anlamlı oluyordu. Biz de Avustralya yerlilerinin metodunu uygular olduk. Çocukları kanguruya koyup, masanın etrafında döne döne uyutuyorduk. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNHutlMWFFI/AAAAAAAAAUk/wHg22qd5EGI/s1600-h/DSC04465.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247237507708752978" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNHutlMWFFI/AAAAAAAAAUk/wHg22qd5EGI/s400/DSC04465.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanguru metodu iyiydi aslında, dinamik bir uyutma yöntemiydi. Lakin, çocuklar büyüdükçe iyice sıkışık biçimde yerleştikleri kangurudan inerken uyanmaya başladılar. Verimliliğini kaybetti. Biz de Alaybey Tansaş'ın karşısındaki bebe malzemeleri satan dükkanın kapısını çaldık. Salıncak konusu için.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Salıncaklar, ilk tatillerimizde yanımızda götüreceğimiz kadar faydalı oldu. Çocuklar bayağı bir müddet salıncakta daldılar uykularına. Hem keyifliydi, hem de bizi "ayakta sallama/battaniyede sallama" gibi aslalarımızı çiğnemeye zorlamayan ara bir yol oldu. Bayağı bir müddet de uykuya salıncakta gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNIJ0AHaCmI/AAAAAAAAAU0/IGfeoWpKHac/s1600-h/DSC05584.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247267304828963426" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SNIJ0AHaCmI/AAAAAAAAAU0/IGfeoWpKHac/s400/DSC05584.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Salıncakta uyuyup yataklarına giderlerdi. Ama ağlayarak, çığlık çığlığa gece uyanması hiç azalmadı. Etraftaki "Şükür bizimkini akşam on gibi yatağına koyuyoruz, sabah 8'e doğru uyanıyor" diyen ebeveynler azalmadığı gibi. Birbirlerini uyandıracaklar, uyumadılar, ateşi çıktı yazık derken bir de baktık ki yanımızda yatıyorlar. Dört kişi, iki küçük Da Vinci'nin meşhur grafiğindeki gibi açmış kolları bacakları, bir de düz çizgi şeklinde yatan anne-baba. Aylarca öyle yaşadık. Kötü falan değildi, gece yatarken yüzüne gelen minyatür bir elden ne kadar şikayet edebilir insan? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuk dediğin bokunu çıkarmaya muktedir. Bir gece yine bir gezi dönüşü baktık ki, Güney bir eliyle Ayşen'in saçını tutmuş öbür eliyle omzunu. Ayşen ise ayakta durup yatağa doğru eğilecek, aksi takdirde kımıldadığı an uyanıyor Güney, yeri göğü katıyor birbirine. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum, yeter dedim. Bu çocuk yatağında uyumayı öğrenecek tekrardan. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ferber_method"&gt;Ferber yöntemini&lt;/a&gt; duymuştum, uygulamanın vakti dedim. Ne kadar ağlarsa ağlasın. Koyduk yatağına. İlk deneme.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15. dakika ağlamanın sonunda daire kapısı tıkladı. Baktım alt komşu. Ya da alt komşunun eşi. Komşu lakabı hangi cinsiyete ait bilemedim, ama alt kattaki kadın geldi kısacası. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çok içli ağlıyor bir sorun mu var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Sağolun ilgilendiğiniz için, biz de ağlamasını istemiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çok içli ağlayınca...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Benim de bir baba olarak içim parçalanıyor tabi. Sizin tecrübeli bir anne olarak varsa bir fikriniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çok ağladı biz de..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Hanfendi siz merak ettiğiniz için mi buradasınız, rahatsız olduğunuz için mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(alt kattan komşu, ya da eşi, kısaca Burhan'ın sesi) - Rahatsız olduk Erdem Bey, sizin de çocukların da sesinden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Rahatsız olduysanız polis çağırın lütfen. İyi geceler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocuğunun ağlamasının üstüne gelen her yorum fazladır bir anne baba için. En azından bizim için. Bu olayın üstüne Burhan ismi marka oldu bizim evde, Burhan Altıntop'un da katkısıyla; çocukları korkutacak sanal, ceberrut alt komşu ismi hep Burhan kaldı. Benim küçüklüğümün Burhan'ı da Tayfur idi bu arada :) Ama Ferber metodu da bir süreliğine askıya alındı. Zaten pek de hazır değildik. Erteledik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bieberon devriydi, biberonda süt emerek uyumaya alıştı çocuklar. Bizim yatağa iki çocuk ve yarı dolu iki biberonla gidiyorduk. İkinci masalın ortasına doğru biberonlar bitiyor ve gözler kapanıyordu. Ama dedim ya, çocuk sınırları zorlar her zaman. Değişiyor, gelişiyor. Bir kaç hafta sonra çocuk başına yarım biberon, iki tam biberona çıktı. Masallar uzadı. Keloğlan'ın gezmediği ülke kalmadı ve gözler hala tam kapalı değildi. Bir müddet daha geçti. Ki bu bir müddetin içinde benim bir aylık yurtdışı iş seyahatim falan da vardı. Gece düzenli uyumayan iki çocukla, sürekli arıza yapan bakıcılarla ve gündüzleri 10 saatlik mesaisinde işiyle uğraşan Ayşen'i kurtarmak amacıyla benim de ısrarımla 2.Ferber devrini uygulamaya başladık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anne ve babanın uzlaşması çok önemli başlangıçta. Yöntem kısaca şu. Çocuğun uyku saati geldiğini anlamasını sağla. Banyosunu yaptır, pijamasını giydir. Masalını oku, öp ve "Canım şimdi uyku vakti, hadi sana iyi geceler. Korkmana gerek yok ben evdeyim." de, göz teması kurmadan aşırı bir merhamet göstermeden odadan çık. Muhtemelen ağlayacaktır çocuk, ve ne kadar ağlarsa ağlasın 3 dakika boyunca odaya girme. (Ki 3 dakikanın ne kadar uzun sürdüğünü tahmin edebilir herkes) 3 dakikanın sonunda ağlama devam ediyorsa odaya gir, kızmadan ama aşırı şefkat de göstermeden "Geç oldu hadi yatmalıyız" manasında bir sözle varlığını hissettir ve çık. Ağlama kesilmezse bunu 5-7-10 (maksimum 10) dakika aralara tekrarla. Çocuk uyuyacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapının önünde çocukların çığlıklarını dinlerken, "Nah uyuyacak" derken bitti bir biçimde üç dakika. İlk ziyareti yaptık. Bir şey değişmedi, ümitsizliğe kapılmak üzereyken....2. dakikada kesildi sesler. İnanılmaz. Ferber bizi diskoya götür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii ki çocuk gelişiminde hiç bir şey cetvel gibi dümdüz gitmiyor. Ancak o gün bugündür Nisan ve Güney kendi kendine uyumayı başarıyor. Uykuya dalmadan bizi 20 tur çağırıyorlar. "Başucuma süt-su-meyve suyu-peçete koyabiler misin?", "Dün aldığımız küçük balerinlerin olduğu kitabı okuyamıyorum, ışığı açabiler misin?". Ağlayarak uyanıp gördükleri korkulu rüyayı da anlattıkları oluyor, su istedikleri de. Ama Ferber'e bin selam olsun ki neredeyse 1,5 yıldır Nisan ve Güney'in ciddi bir uykuya dalma sorunları yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet az uyuyorlar, evet onlar uyuduktan sonra bize kalan zaman yetmiyor. Ve evet, kimi gün uyumaları için hala gözlerinin içine bakıyorsun. Ama öyle bir şey ki, aslında uykuya daldıktan 25 dakika sonra özlüyorsun. Sabah olsun da, mis gibi kokmuş boyundan, pembe yanaklardan öpeyim diye. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4785266982258722546?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4785266982258722546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4785266982258722546' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4785266982258722546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4785266982258722546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/btn-isteim-buydu.html' title='Bütün isteğim buydu'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SM-TNEVZDtI/AAAAAAAAAUc/9o30BNvF4H0/s72-c/DSCN2949.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6787448780813649990</id><published>2008-09-15T23:19:00.011+03:00</published><updated>2008-09-16T01:22:01.212+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marmaris'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barba my friend'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuklu seyahat'/><title type='text'>Uzundur bu yollar, giderim gözüm kara # 1</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246368734158566434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YkTg8tCI/AAAAAAAAAFY/mVyPNHbfTck/s320/DSC01035.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Yerinde duramaz, seyahatperver bir insansanız; çocuklu hayat mobilize yaşamın bir süreliğine stabil hale gelmesidir bilesiniz. Bir kere "40' ı çıkmak" diye bir terim var. İlk kırk gün doktor dışında bir yere pek gidilmiyor. Anne zaten lohusada, memeler süte alışmaya çalışıyor. Çocuklar el kadar, bizim eller acemi. Huyunu suyunu bilmediğimiz iki insancık, üşür mü, terler mi, daralır mı, araba mı tutar? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366941303948066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7W78nGQyI/AAAAAAAAAEI/jM84KsT2UyM/s320/DSC04217.JPG" border="0" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;O ilk 40 gün pek de insanın aklına sokaklar düşmüyor aslında. Ev zaten olmuş Harlem, bir dünya insan, her kafa bir ses, bezler, battaniyeler, dereceler, emzirme sütyeni, kocaman göbek, gelen giden ve getirdikleri çeyrekler, çocukların ödemi atıp kilo vermesi, emmeye başlayıp kilo alması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk 40 gün bir şekil geçiyor hatta ilk 2 ay, 3 ay nispeten rahat. Babaanne ve Hala ziyaretleri dışında çocuklarla ilk kez dışarı çıkışımız Bostanlı sahile inmemizdi. İkisi de durmadan ağlamışlar, iki kucakta iki bebek, ayaklarla da bebek arabalarını ittire ittire otomobilimize dönmeye çalışmıştık. Ve evde kara kara düşünmeler. Ne edeceğiz bundan sonra?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366944955447298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7W8KNruAI/AAAAAAAAAEQ/TflND1plNPY/s320/DSC04501.JPG" border="0" /&gt;Çocuklarla ilgili her olumsuzluk gibi bu da çabuk unutuldu ve büyükanneye gitmeyi denedik.Anneannem Manisa' nın Saruhanlı ilçesinde yani aslında 1 saat sürmeyen bir mesafede ama biz bunu da şehirlerarası saydık. Ocak 24 de doğan Nisan ve Güney' i nisan ayının ilk günlerinde büyükannelerine götürdük. Bahar havası, bahçeli evin tatlı esintisi çarptı çocukları ve 2 aylık ömürlerinde hiç olmadığı kadar uyudular pusetlerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246368140666684290" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YBwldQ4I/AAAAAAAAAFI/JyIDbkkjIbw/s320/ads%C4%B1z.JPG" border="0" /&gt; Ve bu gezinin de motivasyonu ile 3,5 aylık ikizlerimizle, o zamanlar Marmaris' te yaşayan anneannelerine gitmeye karar verdik. Biz eski biz olsak heheeeyt, açardık camları, açardık müziğin volumünü, tek bir molada yer içer, türk kahvemizi de eksik etmez, 2-3 saatte girerdik Marmarise. O zamanlar tatlı bir VW Polomuz var, bir de hırsız olduğu sonradan tescillenecek olan tombiş bir bakıcı kızımız. Araba ağzına kadar dolu, çocukları salıncakta uyutuyoruz o sıralar. Risk alamadık, salıncakları da demonte edip attık arabaya, bezler, ıslak mendiller, 5 güne ellibeş kat giysi, giysi dediğimiz el kadar tulumlar. İki puseti arka iki koltuğa bağlıyoruz, ortaya bakıcımız geçiyor. Kızın ( çalıp çırpmasa kızcağız derdim) kıçı zor sığıyor, yanları morardı dar alanda. O dar alana girebilmek için bir de ön iki koltuğun arasından atlamak gerekiyor. Bir o, bir ben devralıyorum nöbeti. Bir süre 15 dakikada bir, sonra yarım saatte bir mola vererek uzun bir yolculuk sonu varıyoruz Marmaris' e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben bakıcının "sığamadım" dediği alanda bebek emziriyorum sırayla, bir Polo ön koltuğunda alt açma bezi sermiş alt alıyorum, puset terletiyor, arabayı sağa çekip, o dar alanda daha kafayı doğru dürüst tutamayan kuzuların üstüne değişiyorum. Ve hiçbirşeyi atlamıyoruz bakımda, pişik kremini de sürüyoruz, d vitaminini de veriyoruz çocuklara.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Marmaris' vardığımızda kuzular gecenin ve arabanın verdiği sersemlikle uyumuşlardı. Annemle babam iki tekli koltuğu birleştirip yatak yapmışlar, onunda yanına ikili kanepeyi dayamışlar; iki adet aşırı korunaklı yatak elde etmişler. Hatta anneanne ve dede olmanın da coşkusu ile abartmışlar, koltukların dibine pamuk yataklar serilmiş, benim ve kardeşimin bebeklik çarşafları, pikeleri serilmiş, marmaris' te edindikleri arkadaşlardan oyuncaklar anakucağı ödünç alınmış. Çocukları yatırıp, annemin şımartma menüsü zeytinyağlılarını atıştırıp, şükürlerle yatağa atıyoruz kendimizi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246368507873516402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YXIiY23I/AAAAAAAAAFQ/Oc0a4bP0Sds/s320/DSC04777.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246368129789296034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YBIEFfaI/AAAAAAAAAEw/X3k36TdNnFc/s320/DSC04763.JPG" border="0" /&gt; İnsan ne zaman plan yapmaz, beklentiye girmez ise şans o zaman gülüyor. Bu benim tezim ve sanırım Murphy' nin de. Yani arasın diye bekledikleriniz aramaz ama ne zaman ki aklınızda "evde jöle kalmadı"fikri ve günün gazetesi ile tuvalete girseniz çalar telefon. Ya da dinlenmek için gidilen her çocuklu tatil yorgunluktan bayıltırken, anneannesi ya da babaannesi mutlu olsun diye çıkılan tatiller ilaç gibi gelir insana . Bu da öyle oldu. Bizim çocukları annemlere ya da bakıcıya bırakma gibi bir fikrimiz katiyen yoktu. Aklımıza bile gelmemişti bu olasılık. Ama tatilin ilk sabahı, Marmaris' te rahat gezebilmek için ve bütün yaz lazım olacağını düşünerek bir ikiz arabası almak için çarşıya çıkalım dedik. İki adet tekli bebek arabamız vardı ama bir hesap hatası sonucu bagaja kesinlikle sığmıyorlar, kritik açı ile sığdırabildiğimizde de bagaja fazladan bir mendil bile girmiyordu. O sebeple o arabalarla ilişkimiz başlamadan bitti. Mesela bir fotoğraf koyayım dedim ama bir tane bile bulamadım. Neticede niyetimiz hepbir çarşıya gitmek, bir araba alıp onunla eve dönebilmek. Annem dedi ki; bu sıcakta çocukları çıkarmayalım, yeni emzirdin nasıl olsa, 2 saat sonra uyuyacaklar. Biz oyalarız, acıkırlarsa mama veririz. Siz sakin sakin alıp gelin. Ahanda! 3,5 ay sonra kollarımı sallayarak dışarı mı çıkacağım? Çocuklar ağlamaktan fıtık olurlar, annem aklını kaybeder, bakıcı annemleri soyar çocukları kaçırır ve aslında bütün bunları söylersem bana terapist aranmaya başlanır. O sebeple birşey demedim. Olur dedim, içim pır pır, koşar adımlarla Marmaris çarşıya yöneldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk bulduğumuz ikiz arabası hoş ve ucuzdu ama bize nasıl yapıldığını öğretmek için dükkan sahibi arabayı kapattı ve bir daha da açamadı. Gene de bir ümit 1 saate yakın orada uğraştık. En sonunda adamcağız " ya bu olmayacak, zaten ola ki açtık, siz bu şeyi nasıl kullanacaksınız?" dedi ve biz 2 katı parayı biraz düşünerek chicco' daki ikiz arabasına verdik. Ki koca seçimimden sonraki en doğru kararımdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366953482219938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7W8p-n8aI/AAAAAAAAAEg/4ZpGp3qYVwk/s320/DSC04744.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eve taksi ile döndük. Delice çarpıyor kalbim. Bir de baktık, kuzu kuzu uyumuş kuzular. Annem bir plastik havuz şişiriyor.Uyanınca çocukları salonun ortasında içine sokacağız. Evin içine soktuk arabayı. Denedik salonun ortasında. Çocuklar uyandı. Özlemiştim iki saatte. Emzirdim, yıkadık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;, oynadık, bebek arabası ile dışarı çıkardık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246368136200535442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YBf8pPZI/AAAAAAAAAE4/JnCEdvNPrfs/s320/DSC04767.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çınar mıydı adı oksijen deposu bir yere götürdü annemler bizi. Çocuklar sanki bir İsveç çocuğu, bir Amerikan evladı, tık demediler. Öyle huzurlu, şaşkın, mutluydular.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366962447884210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7W9LYNH7I/AAAAAAAAAEo/r5R3CN8KZ4g/s320/DSC04756.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eve döndük yorulmadan, yıpranmadan, bir ara babam kaybolmuştu biz evde çocukları uyuturken. Bir de baktım taze balık, soğuk rakı, soğuk mezeler. telsizler kuruldu, ilk emzirme 3 saat sonra filan olur iyimserliği ile iki yudum rakı içtim. Çocuklar 21.00 de uyudu ve 01.30 a kadar mık demediler. O zamana kadar ki en iyi skordu bu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366950464272402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7W8evFuBI/AAAAAAAAAEY/xbvh1laNanY/s320/DSC04739.JPG" border="0" /&gt;Ertesi akşam, annem -yüce insan- dedi ki, "haydi çocukları emzir, biz uyutalım da siz karı koca başbaşa bir çıkın gezin, kaç aydır hapsoldunuz eve." İnanamadım bu fikre. Olur mu olur. Koşarak gittik gene çarşıya, çok da yer aramakla vakit kaybetmedik. Barba my friend diye bir Yunan lokantasına oturduk. Masmavi tahta sandalyeler, balık ağlarından dekor, inanılmaz güzel bir müzik, taze balık, deniz börülcesi, kalamar, yeşil efe. Birbirimizin gözlerine bakmaya vakit bulamamışız aylardır, bütün seni seviyorumları çocuklarımıza kullanmışız, iltifatlar hep bebeklerin kilo alışına harcanmış, o gece hasret giderdik aşkla. İki kişi olduğumuzu hatırladık herşey gaz ve toz bulutuyken daha, aşk bize sığmadığı için, taşanlar ziyan olmasın diye çocuk yaptığımızı anımsattık birbirimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O gece, bu ilişkinin ve çocuklu hayatın en az 5 ayının redbull' u oldu. Ve aklıma "keşke fotoğraf makinasını da alsaydık" cümlesi gelmeyen anısını kağıda aktaramadığım nadir anlardan da biri olarak kaldı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ertesi gün öğlen uykusu zamanı, annemden bu sefer de "siz koşa koşa bir denize girip gelin, bir daha fırsat olur ya da olmaz, bir ıslanmadan dönmeyin" fikri ile geldi. Ama Marmaris sahil pek iç açıcı değil, her yer ingiliz, sahil hepten cafe-bar. Bir gün önce gözümüze ilişen bir aquaparkta bulduk kendimizi. Çantayı kenara atıp, koştuk kaydıraklara. Durup dinlenmeden, n tane basamağı çıkıp koyveriyoruz kendimizi aşağıya, sonra 7 yaş coşkusu ile bir daha kaydırağa, sonra bir daha. Takribi 1 saat kadar sonra, kaydırak başında, simitleri tutan görevli genco dedi ki "abi bişey soracam, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? ben sizi izlerken öldüm yorgunluktan" lafa tutma kardeş dedik, yarım saatimiz kaldı, 15 kere daha kayıp hemen kaçmamız lazım, çocuklar uyanacak ve memeleri klordan arındırmamız lazım.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;O tatil, kocaman bir "başardık" hissidir. Çocukları evde bırakıp da dışarı çıktığımız ilk ve son tatildir. Aklımda tek bir tasa anısı bırakmayan nadir tatillerdendir. Daha da güzellerini yaşayacağımıza dair umut dopingidir. Şu güne kadar sayısız kez, uçağa, hızlı feribota, normal feribota, dolmuşa, otobüse,metroya, her marka arabaya çocuk bindirebilmemizin mihenk taşıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246373191621884834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7cnw3BO6I/AAAAAAAAAFg/yd1se6rSX8k/s320/marmaris.jpg" border="0" /&gt; Marmaris ile ilgili aklıma gelenler o güne kadar "English breakfast, Steak with mushrooms 25 €, Gucci, Armani, Dolce Gabbana t shirts 3 for 10 $" iken şimdi hep fonda Yunanca bir şarkı, Hanımeli kokusu, ışıklı liman görüntüsü, kızarmış ekmek kokusu ve en yakın arkadaşım en büyük aşkım çıkarsamasıdır.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246373196528735186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7coDI509I/AAAAAAAAAFo/Fi4OwUiyoBQ/s320/marmaris_liman-gece.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Barba my friend, Güney' in rakısına buz atacağım, Nisan' ın boynuna tezgahtan gümüş nazarlık takacağım günlere kadar varolman dileğimle. Bir resim kadar renkli ve kulaklığımda çalan bir müzik kadar canlı ve fişsizsin hala anılarımda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6787448780813649990?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6787448780813649990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6787448780813649990' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6787448780813649990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6787448780813649990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/uzundur-bu-yollar-giderim-gzm-kara-1.html' title='Uzundur bu yollar, giderim gözüm kara # 1'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SM7YkTg8tCI/AAAAAAAAAFY/mVyPNHbfTck/s72-c/DSC01035.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8117706387988983399</id><published>2008-09-11T23:53:00.004+03:00</published><updated>2008-09-12T00:55:30.173+03:00</updated><title type='text'>AnneM</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmSkAyGHrI/AAAAAAAAADU/bRvjYB-88Vs/s1600-h/DSC03592.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244884388432715442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmSkAyGHrI/AAAAAAAAADU/bRvjYB-88Vs/s320/DSC03592.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben annemi hiç ağlarken görmedim. Sert mizaçlı filan değildir. Neşelidir, enerjiktir ve herşeyin ötesinde her zaman mantıklıdır. Rahman ve rahim olandır bir nevi. Her şeyi bilir, hisseder ve ancak talep edilirse müdahale eder. Hayatı kolaylaştırandır. Ama tam da bu sebeplerden, ne zaman hasretle yandığını, ne zaman üzüldüğünü anlayamam. Üzüntüden ağlatmadım pek annemi. Üniversiteyi kazandığımda, 4500 kişilik karma yurda beni bırakıp gittiklerinde, teyzem telefon edip ağlamıştı hatta annemin yerine de. "Annen ağlayamaz birtanem ama ben perişanım, nasıl yapacaksın oralarda bir başına" diye. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan annesini ağlatmak ister mi? Ben içten içe istemiştim zaman zaman. Mutluluktan ağlasın istedim, beni çok özlediği için ağlasın. Ki ben annemin sevgisini içim acıyana kadar hissedeyim. Öyle bir an yaşayalım ki, ben hatırladıkça gözlerim nemlensin, içimde bir yerler tırnak izi gibi çizilsin. Okulu bitiriyorum 4 senede dedim, çok sevindi ama mantıklıca dedi ki; "Kendini üzme, yıpratma bitsin diye. Çok güzeldir öğrencilik, acele etme. 1 sene daha gücüm yeter seni okutmaya, bunun için çalışıyorum ben" İş buldum. İlk işim. Annem atladı geldi. Kendimi iyi hissedeyim diye yemek ısmarlattı kendine, kızının ilk maaşıyla ve bana takım elbise, gömlek hediye etti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evlendim, kına gecesi filan istemedim. Oldum olası hazzetmem adetlerden. Her memleketinki bin türlü. Hem insanın enerjisi kalmıyor sonra düğüne. Kuafördü, fotografçıydı uğraştık, annem "biz evde olacağız, eve gelin oradan konvoy yapar gideriz isterseniz" demişti. Benim bekar evime bir döndük ki, sevdiğim herkes orada, bütün akrabalar, arkadaşlar, Erdem' in tüm akrabaları. Şimdi ağlar dedim gelin arabasına binip evden tekrar çıkarken, baktım balkonda neşeyle el sallıyor bir yandan da eliyle saçın çok güzel olmuş işaretleri yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hamileyim dedim telefonda, nutku tutuldu. Sesini iyice anlayabilmek için kulağımı ahizeye yapıştırdım; titriyor mu diye. "Çok sevindim, bu ne güzel süpriz. Dilim tutuldu. Dur babana söyleyeyim, sakinleşince ararım seni geri" dedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama hiçbir anne kızını hayalkırıklığına uğratmıyormuş bunu öğrendim. Daha ikibuçuk senelik anneyim, tek bir kelime değilmiş annelik bunu öğrendim. Onun yaşadığı bir koca hayat kendinin, bir koca hayat da benim. Hiç bensiz olmadı ki doğdum doğalı. Ne çektimse aynını yaşadı. Çoğunda benden de güçlü olmaya çalışarak, bendeki yaşımdan gelen mantık eksiğini, beni üzmeden kapatmaya çalışarak, arabuluculuklara soyunarak, mutluluğuma giden yolları bulmaya çalışarak, beni benden çok sorgulayarak ve sakınarak, uzak bile olsa yanımda hissedebilmem için çabalayarak. Ve ben şimdi kalkıp bir tutamam kendimi onun 30 senelik emeği ile.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben daha onun bana yaşattığı şu mutluluğu çocuklarıma yaşatmadan kendimi onunla kıyaslayamam. İşte ömrümün sonuna kadar aklıma kazıdığım işbu resimdedir o mutluluğum. Annemi ağlattığım andır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244885173973428802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmTRvJmKkI/AAAAAAAAADk/oeDZciOZnhU/s400/DSCN3833.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk torunlarını kucaına sağsalim verdiğim an. Ve annemin gözlerinde gördüğüm; benim sağlıklı olmamın rahatlaması, anneanne olmanın inanılmazlığı, kucağındaki torununun küçücüklüğünün şaşkınlığı, yeni bir hayata başlamanın heyecanı, 27 yıllık emeğin en elle tutulası neticesini kokluyor olmanın hissi, annemin annelik sınavının son kertesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ağlamadan bakamadığım tek fotoğraftır; onun gözyaşlarını tutmaya çalıştığı anların en başarısızı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimdeki tırnak izi acısıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;AnneMdir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8117706387988983399?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8117706387988983399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8117706387988983399' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8117706387988983399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8117706387988983399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/annem.html' title='AnneM'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmSkAyGHrI/AAAAAAAAADU/bRvjYB-88Vs/s72-c/DSC03592.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2228709698383165037</id><published>2008-09-07T22:52:00.007+03:00</published><updated>2008-09-08T01:21:05.156+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hamilelikte çatlaklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lohusa depresyonu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hamilelik'/><title type='text'>Değiş Tonton</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROE0b3E7I/AAAAAAAAACk/FawkkIdyNdM/s1600-h/DSC03664.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Hamilelik acaip bir şey. Bazen erkekler için üzülüyorum böyle bir şeyi ıskaladıklarından dolayı. Sonra hemen geçiyor gerçi üzüntüm. O da eksik kalıversin. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243400833135414562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMRNRuoGDSI/AAAAAAAAACc/yBfuzi3JC_E/s320/DSC03660.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçinde ve adında "anne, çocuk, ebeveyn" geçen bütün dergilerde hamilelik hep yüce ve mucizevi bir his olarak tanımlanıyor. Cidden öyle. Ama pek çok kadın da hamilelik üzerine düşündükçe dehşete düşüyor. Şöyle ki; içimizde bir canlı yaşıyor. Hayatı tamamen bize bağlı. Öylesine bağlı ki, markette düşüncesizce kaldırılan bir deterjan paketi, içilen bir kadeh alkol, bırakılamayan sigara o içimizdeki mucizenin ve bizim geleceğimizi tamamen karartabiliyor. Hayatı özgür yaşamaya alışan bir kadın için doktorun ilk günden koyduğu yasaklar da travma yaratıyor. İçki, sigara, sakatat, midye ve deniz böcekleri, konserve, donmuş gıda, ketçap mayonez gibi katkılı gıdalar, asitli içecekler, sucuk, sosis muhteviyatı yiyecekler, güvenilirliği kesin olmayan lokantada yenen yemekler vesaire vesaire yasak. Ne zamana kadar ve nasıl sevişileceğini doktora danışmak gerekiyor. Yavaş yaşamaya alışmak gerekiyor, herşey yavaşlamalı. İstemeye alışmak gerekiyor. "Bana bir bardak su getirir misin anne?" "Canım, belime bir yastık daha koyar mısın?" Bu isteme hali tercih edilebilir bir nazlanma ve şımartılma hali olarak lanse ediliyor. Oysa benim gibi "ele iş buyurup 10 dakika tarif edeceğime, kendim hallederim iki saniyede" ekolünden bir kadın için gerçekten ızdıraba dönüşebiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan hayal dünyası alıp başını gidiyor insanın. Yepyeni bir insan çıkacak ortaya. Aşık olduğumuz insan ile puzzle yaparken bile zevk alıyorken, ortaya çıkacak bu eserde ise hem ondan hem bizden ortak bir şeyler olacak. Ve bu "çekme"ler hep süprizle girecek hayatımıza. Doğduğunda babaya benzeyen burun, ilkokula başlarken annesinin tıpkısına dönüşecek. Çocukluğu babasının iştahsızlığında geçerken, ergenliği annesinin ekşi yeme sevdasına dönecek. Hiçbirşey belli değil. Ama her olasılık gülümsetiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doktor bebeğin kalp atışlarını ilk dinlettiğinde anne-baba oluyor insan. Elinden gelse pamuklara sarar insan o koca göbeğini, yeter ki kuzucuğa bir zarar gelmesin. Sonra ilk kıpırtılar başlıyor. Bu kıpırtıları doğru mu hissediyorum diye herkese soruyordum. "Nasıl bir hareket bekliyoruz ilk?" En güzel ve gerçeğe en yakın cevap anneannemden gelmişti. "Kuzum, böyle biri içinde gözlerini açıp kapatıyor da, kirpikleri içinde bir yere değiyor gibi ya da kelebek yavaş uçarken kanatları değiyor gibi" Son aylarda iyice belirginleşiyor hareketler, dışarıdan bile görünüyor. Ben bizimkilerin dirseklerini üç parmağımın ucu ile tutabiliyordum karnımın dışından. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan, hamileliğin nasıl geçeceğini % 50 fiziksel özellikler ( acı eşiğinin yüksekliği, bulantı yaşanmaması, sorunlu gebelik olmaması vs) % 50 sini de baba adayı belirliyor. Kadın olmaktan öte, hangi insanın vücudunu 9 ay gibi kısa bir sürede tanınmaz hale getirirseniz getirin travma yaşanması kaçınılmazdır. Hatta vücuttaki değişimlerin bazısının kalıcı olacağını da biliyorsunuz. Neden Angelina Jolie' nin, Gülben Ergen' in başına gelmiyor bilmiyorum ama kadınların çoğu bu süreçte çatır çatır çatlıyor. Karın, bel, basende yol yol izler oluşuyor.Göğüsler 3 bedene kadar büyüyebiliyor. O koca göbeği taşımak da represant çantası, laptop taşımaya benzemiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243400826457037794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMRNRVv2G-I/AAAAAAAAACU/QD7IUL_mlfg/s320/DSC03566.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son aylarda karnım o kadar büyümüştü ki, göbek deliğim bir çay tabağı şekline gelmişti. Derim inanılmaz parlak ve inceydi. Saydama yakın bir görüntüsü vardı. Doğuma yakın dönem sanki bir işe yarayacakmış gibi çatlak önleyici krem ve ovadril sürüyordum tüp tüp. Delice kaşınıyordu çünkü. Her an doğurabilirim diye maaile bizim evde yaşıyorduk. Babam ben krem sürerken bakamıyordu. Krem tüpünün köşesi değse balon gibi patlayacağımı düşünüyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243400825372188658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMRNRRtMn_I/AAAAAAAAACM/01BU7zhAHPA/s320/DSC03556.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bebek doğum kanalına inmeye başladığı dönemde kasıklarımdaki kemiklerin ( kitaplarda pelviste açılma diye geçer) ayrıldığını hissediyordum yattığım yerden. Karnımın çatlamasının sesini bile duyabiliyordum sanki. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243400819027576594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMRNQ6EhhxI/AAAAAAAAAB8/qHsPz25olwk/s320/DSC03467.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte baba burada gösteriyor babalığı, sevgililiğini. Minnettarım kocama çünkü aynalara inat hiç bir balon gibi hissettirmedi bana kendimi. Öyle içten ve tatlı yalan söylerdi ki, aynalara, basküllere değil ona inanırdım. "Yanakların ne tatlı oldu senin, ohh öptükçe öpesi geliyor insanın." "Doğumla beraber göbek gidecek sen rahat ol, bak kolların hala incecik" "o kadar güzel yürüyorsun ki badi badi, yorulacağından korkmasam sen yürü ben seyredeyim diyeceğim" " Saçların parlıyor resmen, çok yaradı hamilelik, o kadar güzelleştin ki" Bunlar aslında ay parçarçasısın ama dolunay demek ama çocuklar 1 yaşına geldiğinde hamilelik resimlerime bakarken ancak idrak edebildim o dönem dehşet bir şişko olduğuma. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243402153224313282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROekV0GcI/AAAAAAAAADM/PI-5Ps3-Dt0/s320/DSC03664.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lohusada yaşanan ağır depresyonda da eş faktörü, kadının anneliğe hazır olup olmaması kadar önemli bir etken bence.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğumdan sonra tebriğe gelenler henüz doğuma girmedim sanmışlardı. O göbek gitmedi. Hem de hiç gitmedi. Uzun bir dönem taşıdım. Hatta işe dönmeden önce kıyafet almaya gittiğimde satış görevlisi " fazla dar olmasın aman, bebeğe zarar gelmesin" demişti. Boğarım seni şıllık diyemedim tabi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243401716401028914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROFJDBvzI/AAAAAAAAAC0/KksK_hl2X4U/s320/DSC03766.JPG" border="0" /&gt; Bu dönemde de sevgilim hep yanımda, faydası çok sonra farkettiğim görünmez bir teselli abidesiydi. Normalde aramızda 30 santim boy ve bir 30 da kilo farkı olmasına rağmen doğumdan sonra onun şortlarına giremiyor, t-shirtlerini sündürüyordum. O ise buna "Tanrım benim t-shirtümü giymişsin, çok hoşuma gitti. Neden bunca sene bir kere bile giymemişsin ki! Çok seksi olmuş" tavrı ile yaklaşıyordu. 36 beden hiçbir kıyafetimi kaldırmama izin vermedi. "Şimdi kaldıracaksın, 2 ay sonra bir daha çıkaracağız, hiç uğraşma" diyordu. Ben de ayları saymadan inandım o 2 ay hikayesine. 44 beden bir kot aldık bana. "Ohh ve özlemişim sevgilimin böyle sportif hallerini" dedi. 44 beden bir kıçla ne kadar sportif göründüğümü sorgulamama fırsat bile vermedi. İşbu sebeplerle benim mahalleme uğramadı lohusa depresyonu. 2 kere karabasan gördüm, İkisinde de başucumda bekliyordu. Bir tufan değil de hafif bir meltem gibi geçti gitti lohusa. Ben onu sevdim o da beni. O kadar ki lohusalık dönemi 6 hafta sürer derler bende 3 ay kadar kaldı yatıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra cidden gitti kilolar, çatlaklar kaldı. Ama hala aynı sevgililik müessesi devam ettiği için, batman yumruklamış gibi olan göbeğimle ben, bikinimi çekip sahilde yürüyüşe çıkabiliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hamilelik bana hiç koymadı. Dehşete düşmedim aslında hiç. Çok hazırdım o zaman anneliğe, çok istemiştim, milyarlarca hayalim vardı. Ne ağrısı sızısı ne ameliyatı büyüdü gözümde. 39. haftada sezaryanla doğum yaptım. İkiz için çok ama çok iyi bir tarihti. Ve benim üzüldüğüm suyumun bile gelmemesi oldu. Tam bir doğum anı yaşamadım sanki. Ama çok neşeli olduğumu hatırlıyorum. Olanca sırıtmamla düğüne gider gibiydi doğuma gidişim. Doğum sonrası da ne ağrı ne sızı. Epidüral anestezinin etkisi 2-3 saate geçer, o zaman biraz kalkıp 10 dakika yürüyün sonra yatarsınız dediler. 2 saat sonra bir kalktım ve şu 2,5 sene zarfında da bir daha asla eskisi gibi yatmadım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243401710910967682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROE0mGD4I/AAAAAAAAACs/O3_OnpnPR0s/s320/DSC03710.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annelik bir nevi enerji altın vuruşu. 1 sene kadar hiç uykuyla geçen geceler, susturulamayan çaresiz ağlamalar, aşılar, bakıcı krizleri, herşeyi en iyi bilen eş dostun ziyaretleri ve bitmez nasihatleri, kalabalık aile yaşamına geçiş, iş yerinde "bu kadar zamandır yoksun ama hadi gene geç çalış bakalım" havaları ama gene de geriye dönüp bakıldığında kocaman bir mutluluk. Hiçbir yorgunluğu hatırlamıyorum. Hiçbir ağrı sızı anım yok.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243401715291884066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROFE6liiI/AAAAAAAAAC8/D7wG6a0uCQE/s320/DSC03769.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen gün kuzucuklarıma en tepedeki raftan oyuncak indirecektim. İkisi bir dediler ki " sen küçücük bir annesin, düşeceksin. Babam kocaman bir baba, o gelince alsın"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243401721723016354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMROFc341KI/AAAAAAAAADE/v3K0xjVj_KA/s320/DSCN2998.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte o iki kirpik kıpırtısı, kelebeğin kanat çırpışları dile gelmiş, anne gene küçücük, baba kocaman. Hayat rayına girmiş, ama lunaparktaki radarın rayı. Her an süpriz, hep adrenalin, yüksek sesli müzik, şamata, eğlence, kahkaha... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2228709698383165037?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2228709698383165037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2228709698383165037' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2228709698383165037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2228709698383165037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/dei-tonton.html' title='Değiş Tonton'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMRNRuoGDSI/AAAAAAAAACc/yBfuzi3JC_E/s72-c/DSC03660.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1430668342622600946</id><published>2008-09-06T23:33:00.009+03:00</published><updated>2008-09-07T01:32:51.516+03:00</updated><title type='text'>Ceberrut</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Mevzu Nisan ve Güney'le doğrudan ilgili değil gibi, öte yandan hamilelik de dahil son üç küsür senede Nisan ve Güney'le ilgili olmayan ne var ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cep telefonuyla ilk karşı karşıya gelişim 95 ya da 96 senesinde, Bornova Anadolu Lisesi'nde voleybol oynarkene; hasbelkader BAL'a yolu düşmüş bir velinin elinde gördüğüm andı. O dönemde cep telefonunu züppelik emaresi gibi gören 16 yaşında veletler olduğumuzdan kelli, oyunu bırakmış dayının etrafında halka oluşturmuş, telefonla konuşmaya çalışan biçare amcanın çevresinde döne döne "Pınarbaşı burma burma" söyleyerek hem delice eğlenmiş, hem de şaşkın amcanın telefon konuşmasını sabote etmiştik. Var mıydı öyle uluorta zenginlik gösterisi yapmak? Mahalle baskısının hasını koymuşuz ya ortaya bok kadar boyumuzla. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu olaydan yaklaşık iki sene sonra, İstanbul'da öğrenciyken, ailemle görüşme sıklığımı o zaman pek yaygın olan kontörlü telefonculara gidişim belirler, ikimiz de ev-cep hiç bir telefona sahip olmayan bir çift olarak sevgilimle birbirimizi saatlerce beklerken randevulaşılmış yerlerde ; İzmir'den bizimkiler bir haber yolladı. (Mektupla mı nasıl artık hatırlamıyorum.) "Siemens'in kampanyası varmış, çamaşır makinesi alana telefon+sim kart+bağlantı ücreti bedavaymış. E biz de makineyi değiştirecektik zaten. Kullanırsan telefonu sana..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne kadar ilginç geliyor 2008 yılında bu cümle. 10 yıl olmamış halbuki, hızlıca sayalım absürdlükleri. Birincisi, şu an bizim hayrımıza yumurtlamadığını bırakmayan operatörler bağlantı ücreti ve sim kartı iki ayrı kalem gibi satardı o zaman. Biri olmadan diğeri olacakmış gibi. Havayolları şirketlerinin havaalanı vergisini ayrıca yazmalarından dört kat daha üçkağıt içeren bir numaraydı. İki, bir anne 18 yaşındaki oğluna telefon alacak, faturasını kendisi ödeyecek ama oğlunun gazabından korkuyor "Kullanırsan" diyor, rica-minnet. E jandarma, sosyalistiz. Üç, ilk kez telefon alınacak Siemens ne :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243012823794646834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMLsYnMY_zI/AAAAAAAAATM/bW1rmiG5G6E/s400/c10.jpg" border="0" /&gt;Bir iki ay sonra geldi telefonum, PIN kodu, PUK2'nin yazılı olduğu karton parçası falan hep içinde. "Aman şöyle şarj olmadan açma, böyle düğmelerine sert basma" hassasiyetindeyiz. Ev rutubetten geçilmiyor. İlk mesajımı kuzen atmış, açar açmaz öttü telefon. Ama mesaj ne, zarfa nasıl basılıyor fikrim yok. Niye öttüğünü de anlamadım. Bir baktım telefonun ana ekranında Turkcell yazısının altından kelimeler akıyor 1 karakter/saniye hızla. "Sevgili Erdem, yeni telefonun hayırlı olsun..."falan filan yazıyor. Siemens'in kolay mesaj okuma özelliği. Zağar annemler cümle aleme lansmanını yapmış yeni numaramın :) Tabi 120-130 karakterlik mesajın milim milim akışının bitmesi iki dakika sürmüştür. Allahıma heyecanlandım. Elektronik-Haberleşme mühendisliği ikinci sınıf öğrencisiyim o sıra.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;O telefon iki seneye yakın elimdeydi herhalde. Yassı, üzerine basılmış gibi. Milletin elinde eğimli Nokia'lar, kütük Ericsson'lar falan var. Ben daha bir özgün duruyorum "ciuv ciuv" melodilerimle. Gel gör ki bu özgünlük, değişmesi namümkün anteninin üzerine oturup kırmamla elimde patladı. (Götümde patladı yazmalıydım, ayıp olur kaygısı güttüm.) Çekmemeye başladı bizimkisi. "b..de...ni...ço...yor...um" temalı konuşmalar gerdi bizi; para da yok. Bir İzmir öze dönüşünde anneyle Kıbrıs Şehitleri'nde bir telefoncuya girdik.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;O günlerde  reklamı çok çıkıyordu. Alcatel One Touch Pocket. Yassı olmaya o da yassı. Hatta en şekilsiz telefon. Ortaokul geometri dersinde yamuk öğretirlerdi (trapezoid). Aha da aynısı. Ama reklamına bak, aklın durur. İnce, titreşimli, saatli, kalem pille de çalışıyor istersen (nefis bir özellikmiş bu be ya). 59.999.999 TL idi hatta. 55'e vermişlerdi. Alcatel'in One Touch furyasının amiral telefonuydu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama kimsede olmayan bir telefonu almak hata o dönemde. Anlatamazsın. İkincisi yassı yassı nereye kadar. Üçüncüsü deminkiyle aynı cevap, telefon alıyorsun Alcatel ne iş:)&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243016733273246706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMLv8LIuS_I/AAAAAAAAATU/YchnTPTiSvI/s400/Alcatel_one-touch-pocket-0889.jpg" border="0" /&gt;Telefonun en uçuk özelliği de tuş kilidinin 159 tuşlanarak açılmasıydı. Oradan "1-5-9 insanın yanlışlıkla götüyle basmasının en zor olduğu tuş kombinasyonudur" gibi mühendisvari sonuçlar çıkaracak kadar yanlıştım. Zira Siemens'in antenini kıran götüm tuş kilidini açmaktan daha büyük başarılara imza atıyor, bu sefer de arka cebimdeyken üstüne oturduğum One Touch Pocket'ın kristal ekranını kırıyordu. Ama telefona bir şey olmadı. Ekransız bir cep telefonuyla karşı karşıyaydım. Kütür kütür de çalışıyordu. "E nasıl kullanıyorsun" hoyratlığına ukaladan cevaplar patlatıyordum. "Ev telefonunu nasıl kullanıyorsun ekransız, numarayı çevir ara, çalarsa aç". Gelen mesajı da iletmek için gerekli tuş kombinasyonunu ezberlemiştim, o an yanımda kim varsa ona iletip o telefondan okuyordum. Bir müddet böyle idare ettim. Eve de söylenmiyor sizin sermayeyi bağladığınız makineyi çatlattım diye. Canıma tak edince, Gittim Etiler'de Genpa Menpa öyle bir yere. Telefonun ekranını yaptıracağım. Verdim telefonu kıza, baktılar. "Ekran değişecek" dediler. İyi değiştir, kaç para? 63 milyon, telefonun yenisi kaça? 52 milyon. Ben sana daha enaktarın neyini kodlayayım, böyle iş mi olur keriz bulun beraber takılalım? Memnundum da Alcatel'den. Gittim 48'e mi ne, yenisini aldım. Aynından.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alcatel(2)'yi, aldıktan bir süre sonra halamı görmeye gittiğimde, kanepede uzanmış telefonu halıya yatırayım derken orada bizim kuzenin kızının oynadığı küçük tastaki suyun içine koydum salak gibi. Yarım saat marine oldu senin One Touch. Bir farkettim, panikle pili çıkar, kaloriferde kurut murut. Allahıma çalıştı. Helal lan sana Alcatel, ekran dağıldı çalıştı. İç dış yıkadık çalıştı. Üç dört ay idare ettik ki, bir sabah bizimki Mortingen Strasse. Etiler'deki dalganın yerini biliyorum. Ama bu sefer yemem öyle kolay kolay. Dedim garantisi var bunun, nasıl işse bir sabah aniden sen kapan...Kız aldı (aynı kız), içeri gidildi gelindi. Sıvı kaçmış içine dedi. 40 milyon da masraf. Yemezler, çakalım ya. "Elektronik Mühendisliği'nde okuyorum" dedim her ne kadar Fizik 1'den üç senedir geçememişsem de. Bi bakayım şuna, telefonu gösterdiler, bak görüyormusun regülatör devrede korozyon falan diyor. Regülatörün ne olduğunu bilsem işim ne oralarda? 40 kağıt çok geldi. Gittim öbür kuzenin uzun dikdörtgen Siemens'ini istedim. Iskartaya çıkarmıştı.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243020795991150146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMLzop8JzkI/AAAAAAAAATc/_mB9i1EXzAo/s400/s10.jpg" border="0" /&gt;  &lt;p&gt;Renkli ekran sözde. Renkli dediğimiz de, bizimkisi yeşilimsi ekran üzerine siyah harf ise, bunun yeşilimsi ekran üzerine alacalı bulacalı renkler. Bir de solda bir tuş var, basınca 6 saniye ses kaydı yapıyor. Zaten kuzen de biraz kullanmış, çekmiyor. Uzun ince bir şey. 98 yılına göre iyiydi de, 2000 olmuş sene. Elvis modelinde gezer gibi hissediyorsun o janjanlı ekranıyla. Çekmiyor diyorduk ama 17 Ağustos depreminde Beşiktaş İskelesi'nde insanlara ulaşmaya çalışırken tek başarılı aramayı da bu arkadaş gerçekleştirmişti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendi bütçemle bir telefon alacağım ya, yine ucuza kaçtık mecbur. Marka, kaliteyi bir kenara bıraktık. Fiyat ve özellik katsayısına bakıyoruz. Hop Siemens C35. Ufacık, T9 var. Bir iki çeşit grafik tabanlı öge var. Mesaja kalp malp ekleyebiliyorsun. Herkes birbirine 5110'ları aracılığıyla harflerle üretilmiş kollarını açan ayıcıklar falan gönderiyor SMS yolu ile. Bizim neyimiz eksik?&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SML1XAKVw6I/AAAAAAAAATk/vWLqnjHHtbY/s1600-h/sic35_00.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243022691741844386" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SML1XAKVw6I/AAAAAAAAATk/vWLqnjHHtbY/s400/sic35_00.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;10 numara telefon idi. Ta ki aldığımın sekizinci gününün sabahında ekranında Japoncamsı karakterler görünüp, kilitlenip bir daha açılmayana kadar. Aldığım yere gittim. "Abi Siemens 15 günde bir geliyor buraya, bence sen götür Kozyatağı'nda Siemens'e. Daha çabuk hallolur" dedi. Kozyatağı'na atladım gittim. Telefoncu abi diyor ama  Fizik 1'den hala geçememişiz. Sene 2000 falan. Kozyatağı Siemens'in önünde 75 milyon Siemens mağduru can çekişiyor. Q matic'ten numara alıyorsun, sayaç 17'de sana 430 veriyor. Oturdum bekliyorum. Bir çocuk inleyerek "Abi sakın bırakma makineyi, vermezler geri. Ben iki aydır her gün geliyorum" dedi. 315'ti numarası, imrendim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O gün sıra geldi bir biçimde. Kıza verdim cihazı. "Siz bunu bırakın biz sizi arayalım"dedi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Nasıl arayacaksınız,  başka telefonum yok. Benim dünyaynan bağım kopacak"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Yedek telefon verelim size?"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Oluur."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir makine verdi. Benim ilk 5 telefonumun toplam ağırlığından ve hacminden fazla. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Hanfendi bu olmaz. 8 günlük telefonun dengi mi bu?"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Ama kem küm.."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Şu masadaki telsiz telefonla bir arama yapabilir miyim?"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayşen'i aradım. O zaman çıkıyoruz. Böyleyken böyle, bir laf kalabalığı yapsan be hayatım deyip; sekretere verdim hattaki Ayşen'i.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayşen cilalıyor. Tüketici haklarıyla ilgili çalışan avukatım. Müdürünüzü bağlayın. Müdür geldi telaşla. Ayşen devam ediyor, elimizde Siemens'le ilgili bir sürü dava zaten var; müvekkilime destek olursanız belki bu mahkemelerde heyete sunacağınız iyi hal örneği olur. Yoksa davalarda zaten yandığınız kadar yanmışsınız. Müdür saygılar sunarak kapattı. Aldı telefonumu, 10 dakika sonra geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Telefonunuzun işlemcisini bilmemnesini komple değiştirdik. Tuş takımınız da biraz eskimiş. He he, onu da yeniledik. Hediyemiz olsun. Avukat hanıma saygılarımızı iletin lütfen." &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oh. Atladım Kozyatağı'ndan otobüse. Eve gidip Fizik 1 çalışayım. Vize var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kaç ay sonra, Ali Sami Yen'de İstanbulspor maçı. Ayşen o zaman İzmir'e taşınmış okulu bitirip. İşyerinden eğitim ayarlamış, İstanbul'da. İki arkadaş daha var. Maça gittik. Benim kombine var da, diğerleri için bilet sırasına girdim. Tam sıra bana geldi oh derken, hop bir temas hissettim. Elimi cebime attım telefon olmuş poyraz. Arkamdaki kıpır kıpır elemanı tuttum yakasından. "Ver lan pezevenk." "Abi ne diyorsun." Üstünü bir yokladım, yok telefon melefon. Nerden bileyim. Kuyruğa 3-5 kişi girip, elden ele yaparlarmış tırnaklanan telefonu. Gitti gider.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatım kaymış telefona para vermekten, gittim ikinci elciye. Panasonic GD 52 diye bir şey var. Küçücük, her numarası var. Fiyat da kelepir. Tiko verdim parayı çıktım. Fizik'ten de geçmişim mis. Okul bitene kadar götürdü beni Panasonic. Güreş ata sporudur.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SML_UHedYII/AAAAAAAAATs/ldED_FGnrjw/s1600-h/panasonic-gd52.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243033637281947778" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SML_UHedYII/AAAAAAAAATs/ldED_FGnrjw/s400/panasonic-gd52.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Okul bitti. İzmir'e gittik, bir biçimde hop 482. Ulaştırma Hafif Oto Taburu Ilıca Erzurum. Götürmedim telefonu. Nişanlıyız, aşığım, ayrıyım. Ankesörlünün önüne kurdum tezgahı. Günde yarım saat konuşuyoruz. Sayılı gün nah çabuk geçer. 215 günü de yedik ama. Döndüm. Bizim Panasonic işlemeyen denir hesabı pas tutmuş. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşe girmişim elim para tutuyor. Gittik Bornova'ya. Sevgilinin çok memnun olduğu Nokia 3510'la girdik bu aleme. İlk kez pazar payı binde birin üstünde olan bir telefonum oluyor boru mu? Şarj aleti derdim bitiyor :)&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMMAMF4SC6I/AAAAAAAAAT0/kDkB8BB2YcQ/s1600-h/Nokia_3510.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243034598926060450" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMMAMF4SC6I/AAAAAAAAAT0/kDkB8BB2YcQ/s400/Nokia_3510.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İki seneden fazla götürdü bizi. Wap'a falan giriyordum, Kızılırmak melodileri indirmişim. İyi taşıdı beni. Hıyarız ya,bir sinir anında aldım çaktım yere. Yüz kere Fizik 1 almışsın, momentum diye bir şey var tabi. Kapak bir yere, pil bir yere. Çalışıyor ama çekmiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girdik bu sefer Sony Ericsson alemine. Şirketin de inceden sübvansiyonu var ;) Fotoğraf makinesi, bluetooth, kızıl ötesi ne demek öğreniriz peyderpey. T630, hey yavrum hey. Fotoğraf makinesi yalandı, mp3 çalmaz, artırılabilir hafızası yok bilmem ne. Donanım foruma döndürdüm burayı ama iyi telefondu. Nisan ve Güney'in doğduğu gün onunla aldık tebrik mesajlarını.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMMBJXJPCRI/AAAAAAAAAT8/7RiQ3FFPViI/s1600-h/se_t630_black_front.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243035651532589330" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMMBJXJPCRI/AAAAAAAAAT8/7RiQ3FFPViI/s400/se_t630_black_front.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konuyu Nisan ve Güney'e bağlamışken burada keseyim. Sonraki post'ta biraz daha SonyEricsson anlatıp bitireceğim. 98'den 2005'e geldik zaten. Bir şey kalmadı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saf gibi telefon modellerimi sıralayıp gitmiş olmayayım diye artistik mesajla sonlandırayım tüketim toplumu falan. Anladın mesajı, verdim farzet.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1430668342622600946?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1430668342622600946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1430668342622600946' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1430668342622600946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1430668342622600946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/ceberrut.html' title='Ceberrut'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SMLsYnMY_zI/AAAAAAAAATM/bW1rmiG5G6E/s72-c/c10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-571886494345537339</id><published>2008-09-03T23:13:00.004+03:00</published><updated>2008-09-03T23:50:47.352+03:00</updated><title type='text'>Çizgi Film; Bir Hipnoz Şekli</title><content type='html'>Nisan ve Güney' den öğrendiğim hayatın kuralları serisinde ilk madde "büyük konuşmayacaksın" yani yaşamada, görmeden ahkam kesmeyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Nisan ve Güney şu yaşına gelene kadar çocuk ve televizyon benim için aynı cümlede geçmemesi gereken iki kelimeydi. O kadar ki bizim evde televizyon onlar yatınca açılırdı. Sonra baby tv' nin methi bizi gaza getirdi eve digitürk ve baby tv girdi. Hiç sallamadılar başlarda. Gurur duyduk. Eee çocukları dışa dönük, sosyal, hareketli yetiştirdik diyorduk. Oyun oynamayı tercih ediyorlar diye seviniyorduk. Benim beynim hemen momentoya geçiyor ve 10 yıl sonrasına gidiyordu; hayalimde basket topu ile üstü başı çamur içinde bir Güney ve lastik atlamak için tuhafiye tuhafiye esnek don lastiği arayan bir Nisan geliyordu. Yine hayalimde evde tozlanmış bir bilgisayar görüp, seviniyordum.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241899651605819554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SL739do1cKI/AAAAAAAAAA8/QDhDANrw1mw/s320/BabyTV_580x250.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt; Sonra baby tv' de otobüsün tekeri diye bir şarkı çıktı. Bizimkileri kilitledi. Daha 2 yaşına gelmemişlerdi, konuşamıyorlardı ama şarkı başlayınca elleri ile otobüsün tekerinin dönme hareketini, kapının açılıp kapanmasını taklit ediyorlardı. Biz gene gurur duyduk. Ana baba olmanın temel şartı bu çünkü; her ilerlemeye izafiyet teorisi gibi yaklaşmak. Eee biz çünkü çocukları tv' nin başına mal gibi oturtup gitmiyoruz diyorduk. Onlarla birlikte izliyoruz, anlatıyoruz, çocuklar da öğreniyor işte ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sonra bir şekil bir çizgi film aldık eve. İşte o gün hayat değişti. "kanguru Jack" evimize hoş geldi, sefalar getidi, huzur getirdi. 2,5 senelik yaşamlarında yerlerinden kalkmadan ve çıt çıkarmadan 45 dakika geçirdi bizim aktivistler. İlk kez çocuklar uyumadan biz karı koca olarak oturup fısıltı ile de olsa sohbet ettik. Mutfakta birlikte yemek yaptık. Sonra evimize pamuk prenses ve yedi cüceler, ali baba, titanik girdi. Biz bu rahatlama anının tadını o denli abarttık ki, puzzle yapmaya filan başladık o serbest zamanlarda.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241899654555570114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SL739ooHD8I/AAAAAAAAABE/_YjVlkaadhk/s320/kanguru.jpg" border="0" /&gt; Yıllarca eleştirdiğim annelerden olmuştum. Çocukları kendi kafamı dinlemek ya da yemek yapabilmek için, rahat süpürge tutabilmek için televizyona kilitleyen sıradan bir ev annesine dönmüştüm. Ambargo getirdim. Hayır! Film izlemiyoruz, hadi kovalambaç oynayalım. Hayır titanik izleyemezsiz gelin beraber puding yapalım. Ama bu tekliflerime çocuklar; sabahın altısında uyandırılıp "hadi flüt çalalım" teklifi ile karşılaşmış ebeveyn gibi tepki veriyorlardı. Neticede en azından 2 gündür günlük film sayısını teke indirdim diye sevindim. Zaten her gün tv' de Dora' yı izliyoruz kesin, bir de film yeterli. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241899658040934626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SL7391nFgOI/AAAAAAAAABM/VBJjUJRHnPQ/s320/dora_backpack_adventure.jpg" border="0" /&gt; Bu gün film izleme saati geldiğinde tartışma başladı. Hangisi izlenecek? Güney "ama ben pamuğu kabul etmiyorum, prensesli film izlemek istemiyorum" diyor. Nisan ise "ben vahşi köpekli filmi izlemem, onda hiç prenses yok ama" diyor.&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Kanguru Jack' i önerdim. OOO bir coşku. Güney "Ben severim ki Kanguru Jack' i. Bası insannar kanguru ile sürefayı karıştırıyor. Oysa sürefa uzun boyunlu olur, sarı olur, üstünde benekleri olur. kanguru kahnenengi olur. hem hiç sürefanın karnında cebi olar mı?" dedi. Nisan ise, "Kanguru Jack' te prenses yok ama çok güzel bir kız var, şarkılar da var. O kız çok güzel şarkı söylüyor, ben onun o güsel dillerini yerim" dedi.&lt;/p&gt; Ben gene anneliğin şanındandır, hemen gurur duydum tabi. "E film izliyorlar ama bak neler neler öğreniyorlar, bu nasıl güzel bir yorum gücüdür. Aferin valla" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ama şimdi de oturdum kendimi sorguluyorum; "o güzel dillerini yerim" nedir yahu? Bu denli yöresel bir ağızla mı seviyorum ben çocukları? amerikan yapımı çizgi filmden öğrenmedi ya bu çocuk bunları...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-571886494345537339?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/571886494345537339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=571886494345537339' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/571886494345537339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/571886494345537339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/09/izgi-film-bir-hipnoz-ekli.html' title='Çizgi Film; Bir Hipnoz Şekli'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SL739do1cKI/AAAAAAAAAA8/QDhDANrw1mw/s72-c/BabyTV_580x250.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-2610142680071078198</id><published>2008-08-31T22:45:00.005+03:00</published><updated>2008-08-31T23:21:07.980+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selçuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leylek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çemişgezek'/><title type='text'>Leylek leylek lekirdek</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLr4XxV4saI/AAAAAAAAATE/3k2Y5F_w6i0/s1600-h/leylek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5240774203664806306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLr4XxV4saI/AAAAAAAAATE/3k2Y5F_w6i0/s400/leylek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Arabanın kilometre göstergesi 23.000'i geçti. İki yılı aşkın bir süredir kullanıyoruz, kabul, ortalamanın pek altında. Lakin, işe hiç arabayla gitmiyorum. Normal şartlarda haftanın 4 ila 5 günü kontağı çalışmaz, bizimki sadece gezi amaçlı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nereye getiriyorum lafı, bu kilometrenin en fazla %10'unu Nisan ve Güneysiz yapmışızdır. İlavesi, Nisan ve Güney dört aylıkken sığmadığımız için satmak zorunda kaldığımız eski-küçük ve sevimli Polo'muzla da bir 3-4 bin kilometreleri var; ilavesi uçakla bir Stockholm bir de Çemişgezek seyahatleri. Nereden baksan 35.000 kilometre devirmişler. İlk 40 günü evde geçen 952 gün için bence iyice bir performans. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Küçükken okuduğum bir Milliyet Kardeş'te Yalvaç Ural " 80 yaşında bir insan dünyanın çevresini 7 kere dolaşacak kadar gezmiştir." gibi küçük bir kutu içi bilgi vermişti. Yirmibeş senede insan evladının mobilitesi çok artmış. Bu performanslarını doğru orantıya vursak, 25 tur falan yapmış olur bizimkiler 2086'ya kadar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk pasaportunu 23 yaşında almış bir ortahalli babanın çocukları, ya da hiç pasaportu olmamış 61 yaşında bir dedenin torunları iki buçuk yılda Antalya-Marmaris-Bodrum-Ayvalık-İzmir-İstanbul-Çemişgezek-Stockholm'den oluşan düzgün olmayan bir çokgeni kimi kenarlarının üstünden bir kaç tur geçmek suretiyle çizmiş, ve içini de bayağı doldurmuşlar. Çocuklarla ilgili kendime kızdığım, başarısız olduğumuzu düşündüğüm bir çok mevzu var. Ama hiç değilse, gezebilmeyi öğrettik. Gürül gürül akan bir nehirde çıplak ayaklarıyla taş üzerinde yürürken üzerlerine suyu akarak karpuz yemeyi seviyorlar diyebiliyorum. Leylek sürüsünü değilse de, leyleği havada göstermeyi başardık. Ki, kanlı canlı ilk leyleği de 4 aylıkken Selçuk'taki tarihi kule benzeri yapının üstünde gördüler. Selçuk'ta paso leylek olur, yazları.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-2610142680071078198?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/2610142680071078198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=2610142680071078198' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2610142680071078198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/2610142680071078198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/arabann-kilometre-gstergesi-23.html' title='Leylek leylek lekirdek'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLr4XxV4saI/AAAAAAAAATE/3k2Y5F_w6i0/s72-c/leylek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-6252746615404787983</id><published>2008-08-28T09:29:00.005+03:00</published><updated>2008-08-28T16:25:15.484+03:00</updated><title type='text'>Hiç Böyle Yapmazdı Ama</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLZKdmTHj_I/AAAAAAAAAS0/bW43HUJZn-M/s1600-h/DSCN2515.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239457088849547250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLZKdmTHj_I/AAAAAAAAAS0/bW43HUJZn-M/s400/DSCN2515.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Her şeyin pembe olduğu anlar varsa da (Nisan'ın renk seçimine bin selam), tozpembe olduğu hiç olmadı. Kabul etmesi az buçuk zor ki; bizim çocuklar yaramaz. Kelimeler yumuşatılabilir özgür ruhlu, ne istediğini bilen, meraklı, hareketli. Ya da sertleştirilebilir, hiperaktif, arıza, delirtiyor düzeyine çekilebilir. Bizimkiler meraklıdan biraz üstün, arızaya yakın seyrediyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başka türlüsünü tecrübe edemedik, "Çocuk dediğin ağlar"dan öte bir bilgimiz yok. Doğduklarında, uyandıklarında, yediklerinde, doyduklarında, acıktıklarında, çiş yaptıkları zaman, çiş yapamadıkları zaman, dalgalanınca, durulunca ağladılar. Ağlama hep var oldu hayatımızda. İki basamaklı yaşlara yaklaşana kadar oldukça ağlamış bir babanın söylenmeye hakkı var mı bilmiyorum, ama anneye ayıp oldu bu krizler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ağlamasınlar diye dikkatlerini dağıttık zaman zaman, "Aa kargaya bak"lar uydurduk hayali kargalarla, "Ağlama gel sana çobanı anlatayım" dedik. Yer yer söktü. Ama dimağları açıldı bu sohbetler vesilesiyle. İkna etmeye çalışırken, ikna etmeyi öğretmişiz. Şimdi onlar lafı çevirir oldular. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ağlamak güzeldir demiş Sezen Aksu. Nereden baktığına bağlı olarak her şey güzeldir. Öte yandan Yahya Kemal de "Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşünü severim." diye buyurmuş. Yanisi şu, Ankara da elbet güzeldir ama ben ağlamanın en çok bir öpücükle bitmiş halini severim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239558980881527586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLanIfsmsyI/AAAAAAAAAS8/xjLMS34wu7M/s400/%C3%B6p%C3%BC%C5%9F.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-6252746615404787983?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/6252746615404787983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=6252746615404787983' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6252746615404787983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/6252746615404787983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/hi-byle-yapmazd-ama.html' title='Hiç Böyle Yapmazdı Ama'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLZKdmTHj_I/AAAAAAAAAS0/bW43HUJZn-M/s72-c/DSCN2515.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8581702227086041402</id><published>2008-08-27T00:49:00.011+03:00</published><updated>2008-09-01T01:34:23.711+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Goran Bregovic'/><title type='text'>Diskografi</title><content type='html'>Müzikle bebek arasında ta anne karnına kadar uzanan bir ilişkiden söz ediliyor. Hamilelik süresince inandık buna. İçerideki Nisan ve Güney'e günlük konuşmalarımızın ötesinde müzk de dinlettik. Ne dinlettik hatırlamıyorum açıkçası, kendi beğenimiz doğrultusunda türküler, tek tük klasik müzik olabilir. Hamilelik boyunca aynı şarkıları tekrar tekrar dinletip, doğumdan sonra da bebeği aynı şarkıları dinleterek teskin ettiğini tecrübe edenler var. Biz ne repeat modunda çaldık şarkı listemizi, ne de bizimkilerin sebep sonuç ilişkisi kuracak ölçüde bir sakinlikleri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238953779405143266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLSAtIgiPOI/AAAAAAAAASk/bcJEqxdc3j8/s400/ninniler.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan kısa bir süre sonra, Emin İgüs'ün müzik yönetmenliğinde çıkan; Mircan Kaya'nın seslendirdiği &lt;a href="http://www.bizimninniler.com/"&gt;Bizim Ninniler&lt;/a&gt; müzik setine yerleşti. Güzel, dinlendirici şarkılar var. Kötü diyen çarpılır. Atem Tutem Ben Seni, Eşekli Ninni gülümsetiyor; Ninnilerin Merdanesi ve Alma Atdım ağlatıyor istem dışı. Benim bu şarkılara ilişkin hatıram ise, her biri yarım saatten üç posta uykuyla tamamlanmış bir gecenin sonunda ağlayan Nisan ve Güney, ağarmaya başlayan hava, son yılların en soğuk İzmir'i (2006), uykuyu kaçırsın diye abartıyla içilmiş nescafe'li cola'nın ağza yapışmış tadı, balkonda içilen stres-heyecan-şaşkınlık-Marlboro-babalık gururu sigaraları, ağlama süresince üçüncü turunu attığı farkedilmemiş mevzu bahis CD: Tekrar dinleyemiyorum, gün ağaracak gibi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238957346440019506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLSD8wv6_jI/AAAAAAAAASs/hGCmpjdNJz8/s400/goran.jpg" border="0" /&gt; İlk baharlarından (3-4 aylıklardı) birbuçuk iki yaşına kadar özellikle arabada patlayan ağlama krizleri olurdu Nisan ve Güney'in. Sürekli konuşmak kar etmez, arka koltuğa ters bağlanmış oturaklar çocukları gerer iken keşfettik Goran Abi'yi. Ki, üç sene öncesinde evlilik hazırlıklarındayken girmişti arşivimize. "Tales and Songs from Weddings and Funerals" albümü. Ama tüm şarkılar değil, CD'deki sıralarıyla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. hop hop hop&lt;br /&gt;4. sex&lt;br /&gt;6. maki maki&lt;br /&gt;8. so nevo si&lt;br /&gt;10. cocktail molotov&lt;br /&gt;12. polizia molto arrabbiata&lt;br /&gt;15. tale vii&lt;br /&gt;çaldığı zaman neşe doluyordu Nisan ve Güney. ama son ses olacak düşük değil, başka şarkı/şarkcı son ses değil söz konusu CD 1-4-6... no.lu şarkılar. Goran Abi'ye paso ertelediğim bir teşekkür borcum var, ömrümüzü uzattı, çocuk sevindirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başına bağlamak gerekirse, anne karnında dinlenen müzik sakinleştirir deniyordu hani. Nisan ve Güney'in doğumundan üç sene önce balayımızın ilk gününde Bodrum Antik Tiyatro'da Bregovic dinlemiştik. Alakalı olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-60637ff929a25331" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v1.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D60637ff929a25331%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317806%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5E75DC551F143EFB1BA08588FE2543D417C17543.6BEC95E3312DBC66BB180F45BDE3AE4027031742%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D60637ff929a25331%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DLkyb2mKPMlaK_BsG2qG8OVYrFXk&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v1.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D60637ff929a25331%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330317806%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D5E75DC551F143EFB1BA08588FE2543D417C17543.6BEC95E3312DBC66BB180F45BDE3AE4027031742%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D60637ff929a25331%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DLkyb2mKPMlaK_BsG2qG8OVYrFXk&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8581702227086041402?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=60637ff929a25331&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8581702227086041402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8581702227086041402' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8581702227086041402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8581702227086041402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/diskografi.html' title='Diskografi'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLSAtIgiPOI/AAAAAAAAASk/bcJEqxdc3j8/s72-c/ninniler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8865141197976009038</id><published>2008-08-26T11:48:00.012+03:00</published><updated>2008-08-26T15:43:40.172+03:00</updated><title type='text'>Oyuncak #1</title><content type='html'>Yeni tip tüketim toplumu oyuncağın fonksiyonunu ziyadesiyle abartıyor. Zeka gelişiyor, kas sistemi olgunlaşıyor, sosyalleşiliyor, coşuluyor, çıldırılınıyor. Ve hepsi MaxiToys'a 100 kağıt uçlandığın için oluyor he mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sert bir giriş oldu. Öte yandan oyuncak candır. İyi bir oyuncak çocuğu harbiden mutlu ediyor. Şöyle diyelim "çocuğa göre iyi bir oyuncak" mutluluk veriyor. Ki bu iyi dediğimiz; satıcının lanse ettiği iyiyle aynı değil. Bu sınıfa kimi zaman bitmiş bir kağıt havlu rulosu, bir poşet falan giriyor; dünya paraya alınan Barbie'ler "eeh" deyip kenara atılıyor. Şu ikibuçuk senedeki best of'umuzu bir dökelim. Faydası olur oyuncak arayanlara, hediye seçemeyenlere. Mevzu renkli malum. Önce birinci yıl. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.hasbrointertoy.com.tr/playskool/prodinfo_0_6.asp?c=08855"&gt;İkili egzersiz arkadaşım&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238769798252867154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 293px; CURSOR: hand; HEIGHT: 224px; TEXT-ALIGN: center" height="272" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPZYBToLlI/AAAAAAAAARM/8QEW8DGkLpw/s400/oyuncak1.jpg" width="363" border="0" /&gt;Bir aylık bebeğin ilgisini çekebilecek nadir oyuncaklardan. Yattığı yerden aynasına bakabiliyor, ellerini kaldırmaya çabalıyor. İlk aktivitesi olan sola sağa kafa döndürme hareketini başarıyor. Büyüyünce üstüne falan oturup yaramazlık dahi yapabiliyor. Bizimkilerin ilk kendi kendine uyuması da bu köprücüğün altında olmuştu ki; 16 ay sonra egale edebildik bu rekoru.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.joker.com.tr/urun.aspx?stkID=266"&gt;Winnie the Pooh Binek Yürüteç&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238775078679082850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPeLYbV92I/AAAAAAAAARU/VGSddA4Q4nQ/s400/oyuncak2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanmaya başladıkları ayların bankosu. Önünde düğmeleri, sesler, ışıklar, korna derken çok fazla aktivite var. Pedallı değil, o yüzden ayaklarla ittirmesi pek kolay. Arkasındaki yükseltili kısıma tutunup ayağa doğrulmak mümkün. Bagajı enfes. Bizimkilerin kuzenlerinde görüp de istedikleri ilk oyuncak. Şimdi gelişmiş versiyonları da çıkmış; uçak-denizaltı şeklinde falan. 2 senedir hala gündemde, hala popüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Düğmeli aktiviteli ev + Nuh'un Gemisi&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238780807709383266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPjY2um2mI/AAAAAAAAARc/jWtzz8plqhc/s400/oyuncak3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Üzerinde bir sürü düğme ve aktif uygulama olan bir ev. Kapının zili çalınıyor, kapı açılıyor, telefona basınca ötüyor, fırının üstündeki düğme fırını yakıyor, uyuyan çocuğa bastırınca gıdıklanıyor, küvet fokurduyor, klozet kapağını kaldırınca sifon sesi geliyor. Üç dört hayvan var, hepsinin atraksiyonu mevcut ayrı ayrı. Böyle bir oyuncağım olsa hayatımın ilk beş senesinde başka birisi olabilirdim. Önemli olan, çocuğun düğmelere basa basa bir sebep sonuç ilişkisi kurabilmesi sanırım. Bir de baş döndürecek kadar çok sayıda (30 olabilir) farklı uygulama olması. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bir de Nuh'un Gemisi şeklinde bir kardeşi var. 9 hayvan, bir de Nuh Baba. Her bir hayvanı yerine takınca o hayvanın sesini çıkarıyor. Üstünde bir de küçük piyanosu var. Fener İçin Opera'nın meşhur olduğu günlerde notalarını çıkarmıştım piyanodan laf aramızda. Bunlar ve plastik hayvancıklar serisi sayesinde zooloji bilgimiz çok yüksek oldu her zaman. Tabi ithal olan hayvan setlerinin yerliden farkı, Nisan ve Güney'e domuz diye bir hayvanın varlığını öğretmeleri. Yerliler domuzsuz haliyle :)&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Plastik Sandalye&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238791156076568802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPszNZm4OI/AAAAAAAAASc/mjmPdGjP5_8/s400/oyuncak9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Marketten tanesi 5 YTL'ye almıştım. Daha koltukta yastık destekli oturmayı yeni aşmışlardı ki, plastik sandalye pek cazip geldi. Bir de yürüme öncesi/sıralama turları esnasında tekerlekli bir nesneyi, oyuncağı itmek zor oluyordu. Tekerlek dönüp gidiyordu. Sandalyeyi parke zeminde kaydırarak ilerlemek daha idealdi. O zaman kiracı da değildik, pek düşünmüyorduk parke zemini.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşmeye zemin hazırlıyor doğru, ama çocuk o aylarda yerdeyken de düşebiliyor. Nisan'daki akrobasi yeteneğini bu sandalyelerle keşfettik. Severim.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://www.hepsiburada.com/productDetails.aspx?categoryid=301313&amp;amp;productid=oyunzhhjd93825"&gt;Ahşap Tel Oyunu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238791149549735122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPsy1FfTNI/AAAAAAAAASU/Eh6seaSuWzM/s400/oyuncak4.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafta Güney 14 aylık ama oyuncak 1 yaş limitlerine giriyor. IKEA'da da var aynısı. Çok "doğru" bir oyuncağa benziyor. Zeka geliştiriyor, renk, şekil, tel..Allah allah. Bir de "Biz ahşap oyuncak öneriyoruz" bilmişlerini bile tatmin edişi var ki deme gitsin. İleride yazarım, ahşap oyuncağın da boku çıktı. Göründüğü kadar "nefis" bir şey değil ahşap. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocukken hatırlarım, bir arkadaşım vardı mahallede. Benden iki yaş küçük. Okula, ilkokul bire başlayacağının bir gün öncesinde panikle gelip, "Ben renkleri bilmiyorum.." demişti. Bilmiyordu harbiden. Bizimkiler bu ahşap-tel kombinasyonunun da içinde olduğu bir grup ekipman sayesinde en az onbeş renk, bir miktar da ikili renk karışımını biliyorlar. Bizim renkleri bilmeyen elemanın oğlu uzun vadede daha çok para kazanır gibi hissediyorum tabii.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8865141197976009038?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8865141197976009038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8865141197976009038' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8865141197976009038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8865141197976009038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/oyuncak-1.html' title='Oyuncak #1'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLPZYBToLlI/AAAAAAAAARM/8QEW8DGkLpw/s72-c/oyuncak1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5946720509274170017</id><published>2008-08-26T00:49:00.004+03:00</published><updated>2008-08-26T01:11:47.842+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avanta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chicco'/><title type='text'>Chicco</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMt4TFo2vI/AAAAAAAAAQY/T9WvQRTQLgc/s1600-h/chicco10.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mayıs 2006'da Marmaris'e gittiğimizde tesadüfen almıştık. 375 YTL, 5 taksit yaptılar. Chicco ikiz puseti. İki küsür yıldır, yaşıyorsak sayesindedir. Perte çıktı çıkacak, yenisini mi alalım lafları dolanıyor. Yaş 2,5.&lt;br /&gt;Bu saatten sonra vermem ama, bu iki buçuk sene boyunca kulağının birisi mi eksik olaydı yoksa Chicco'suz mu kalsaydın deseler Van Gogh babanın yolunu seçermişim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsPMcONuI/AAAAAAAAAPI/eiZ222686j8/s1600-h/Van_gogh.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238579431111276258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsPMcONuI/AAAAAAAAAPI/eiZ222686j8/s400/Van_gogh.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsPjNoW7I/AAAAAAAAAPQ/_GNmXTCNJvE/s1600-h/chicco1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238579437224090546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsPjNoW7I/AAAAAAAAAPQ/_GNmXTCNJvE/s400/chicco1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsP6czz7I/AAAAAAAAAPY/F3vhxKN13jw/s1600-h/chicco2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238579443461771186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsP6czz7I/AAAAAAAAAPY/F3vhxKN13jw/s400/chicco2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsQWhsBmI/AAAAAAAAAPg/L-6S_O6TGu4/s1600-h/chicco3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238579450998425186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsQWhsBmI/AAAAAAAAAPg/L-6S_O6TGu4/s400/chicco3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsQlweBjI/AAAAAAAAAPo/I2k4pyaT850/s1600-h/chicco4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238579455086954034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsQlweBjI/AAAAAAAAAPo/I2k4pyaT850/s400/chicco4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238580392236084962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMtHI6O7uI/AAAAAAAAAPw/K0PuFlAH_dM/s400/chicco5.JPG" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238580398289156898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMtHfdZeyI/AAAAAAAAAP4/a_qBOQ0AW14/s400/chicco6.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238580400539469122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMtHn16hUI/AAAAAAAAAQA/yGdOjIr_ncE/s400/chicco7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238580404628355442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMtH3Ex-XI/AAAAAAAAAQI/6_TM4ylvIgE/s400/chicco9.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238580411450411970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMtIQfSS8I/AAAAAAAAAQQ/57wgZXEG3k8/s400/chicco10.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238581243014660098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMt4qTpwAI/AAAAAAAAAQg/1E_g6Uvx2S8/s400/chicco11.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238581251741016962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMt5K0LY4I/AAAAAAAAAQo/-biv1ij616o/s400/chicco12.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5946720509274170017?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5946720509274170017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5946720509274170017' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5946720509274170017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5946720509274170017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/chicco.html' title='Chicco'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMsPMcONuI/AAAAAAAAAPI/eiZ222686j8/s72-c/Van_gogh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1920332611331317984</id><published>2008-08-25T23:10:00.005+03:00</published><updated>2008-08-26T00:20:36.295+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Assos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zeytin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çemişgezek'/><title type='text'>Assos</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMetraNf2I/AAAAAAAAAOw/mgIy1qmPhyw/s1600-h/assos1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238564561657626466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMetraNf2I/AAAAAAAAAOw/mgIy1qmPhyw/s400/assos1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMeuP1ZfHI/AAAAAAAAAPA/4ksBRoe_ylc/s1600-h/assos3.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tanrı, muhtemelen, bazı yerleri çıkmaz sokak olarak tasarlamış taa yol mol olmayan yıllarda. Bizim Çemişgezek öyle mesela. Bir insan Çemişgezek'e gitmek istemezse (yahut kaybolmazsa) Çemişgezek'te bulamıyor kendisini. Yolun sonu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Assos da Ege'nin Çemişgezek'i gibi. Kaz dağları sarmış etrafını. Sanki toplanmış bakmakta koca koca dağlar tepeden denize nazır. Öyle şaşırtıcı. Gelen gitmesin diye değil, kimse gelmesin diye göstermelik yarım şeritli bir yol. Sanki yekpare taştan mamül bir hayat. Kırıntılarından ev bark yapmış vatandaş. Bilmemkaç bin sene önce de aynı evi yapmış aynı memleketin vatandaşı aynı taştan. O da yanında duruyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İsmi bile az biraz rahat. Keyfi. Ne olsun? Assos. Olur. Zeytinyağı güzel olan yörenin insanı da kötü olmuyor. Zeytin kutsal ağaç. Elmanın gölgesinde oturursan, Newton gibi yerçekimini bulursun, gravitasyon ivmesi hesaplarsın. Hurmanın, palmiyenin dibinde kendini piramite verirsin mimar olursun, o sıcakta daha ne olacağıdı? Oysa zeytin hafif ağaçtır, yükü olmaz. Güvercinin ağzında yükseliverir havaya, nedir ki? Ağzında bir ot parçası zeytinin gölgesinde oturursan Aristo gibi zihnin açılır. Tarih yazarsın, destan yazarsın Heredot gibi alimallah.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizim Nisan'la Güney Assos'a Migros ismini reva gördüler. "Migros'a geldik" diye koşturuyorlardı ortalıkta. Dört tane mi ne otelden, bizim kaldığımızın bahçesini sulayan dayı da şaşırmadı duruma "Evet Migros" dedi geçti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dört otel dedik, sayacağım dört bile çıkmayacak. Saymayayım, işte dördün bir tanesinde kalırken -blog yeni reklam yapacak mıyız, isim verecek miyiz net değilim henüz. allah var huzurun diğer adıydı- akşam rakı içelim istedik çipuranın yanına. Rüzgar esiyor çılgın gibi, temmuz sonu. Mendireğin etrafındaki su Meksika dalgası yapıyor. Baktım masadaki tuzluklar da Efe Rakı eşantiyonu, bir umut "Rakı ne var dedim?". Assos'lu, utangaç bakışlı garson kızcağız "Bakkala gidince, Yeni Rakı olacak :)" deyiverdi. En güzeli ama, neden bağlasın ki Rakı'nın parasını peşin peşin. Bakkal otele 13 metre zaten. Ben de, Rakıyı bitirtmeyince Nisan'la Güney, Asoos'lu güvenli bakışlı çocuğa verdim şişenin yarısını "Yarın içeriz biz kalanını. Dursun dolapta."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Köşede dondurmacı var. Assos'taki misafir çocukların dörte biri zaten bizim aileden. Dondurmacı biz geçtikçe buyrun meşhur Roma diye haykırıveriyor. Nisan'la Güney de sever Roma lezzetini. Sırada bekliyoruz, önümüzde emekli öğretmen bir teyze. "Gezecek neresi var burada?" diye sormuş bulunuyor. Dondurmacı bir yandan kaşıkla dondurma kazıyor dolaptan. Boynuyla da sağı ve solu gösteriyor sırayla. "Abla otuzbeş adım bu taraf, otuzbeş adım da burası. Gezmek serbest". İzmirlilik de var ya serde. Otuzbeş iyi sayı. Güney sarı, beyaz ve muzlu istiyor dondurmayı. Ballı bademliyi muzlu diye lanse ediyoruz. Nisan; pembe, sarı, beyaz. "Sos da koyayım abi" diyor. "Geçenlerde bir çocuk tutturdu sossuz yemem diye. Aldık çikolata sosunu, benim müşterim de sos istemez dondurmasına. Koca kova kaldı elimizde." İyi diyoruz soslu olsun. Benim müşterim işini bilir :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Taşlı yolun bitip taşlı plajın başladığı yerde iki çocuk canlı müzik yapıyor. Gitar ve keman. Bebek arabasıyla uyku turlarındayız biz. Kemancı solo atarken gitarist boşta kalan eliyle "Nerdesiniz abi?" işareti yapıyor, ben de ikiz arabasıyla manevra yapar iken boşta kalan elimle "Bir tur atıp geliyoruz" diyorum. Kemancı gülüyor. Bir ara da tanışırız canım, ilk intiba mühim neticede.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rüzgar Midilli'den uzo kokusu getiriyor, bizimkiler çarpılıyor. Gözler kapanıveriyor. Assos uyumuyor. Gözlerini dinlendiriyor. Nisan inadından yaslanmadan uyuyor. Biz de meşhur aromalı kahveyi içelim diyoruz. Kahvenin yanında soda yeni alışkanlığım. Bir de cam bardakta su geliyor yanına. Oh, sıvı olsun yeter ki.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238564564753187042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMet28QAOI/AAAAAAAAAO4/uE11U4VDbhw/s400/assos2.jpg" border="0" /&gt; Kervanı yolda düzdüm, yazarken karar verdim, reklamsa reklam Antik Otel'e geri döndük oturum bitmeye yakın. Oda düz ayak, önü veranda. Bizim Chicco ikiz puset yağ gibi kaydı aralardan. Sandalyeleri attık kapının önüne. Adam Fawer, Elif Şafak, Ayşen, ben oturuyoruz sandalyeye dördümüz. Laflayıp yatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1920332611331317984?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1920332611331317984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1920332611331317984' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1920332611331317984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1920332611331317984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/assos.html' title='Assos'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLMetraNf2I/AAAAAAAAAOw/mgIy1qmPhyw/s72-c/assos1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8021709490307404965</id><published>2008-08-25T16:00:00.000+03:00</published><updated>2008-08-25T16:47:57.770+03:00</updated><title type='text'>Yolda Düşündüm, Bizim Çocuklar Tanımıyorlar Hayvanları</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Çocukların büyümesinden daha hızlı olan ne var ki şu alemde, cümle hayvanatın hayatına giriş hızından gayrı. Safalar getirdiniz börtüler, böcekler. Başımızın üstüne. Cin Ali'de halının altında halı yazardı, ne de severdim. Aleni her şey.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1FK60JiI/AAAAAAAAAOI/VO9j5bvuu84/s1600-h/lama.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238448417020323362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1FK60JiI/AAAAAAAAAOI/VO9j5bvuu84/s400/lama.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;lama&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1FcqQgFI/AAAAAAAAAOQ/fG7nC2drXRQ/s1600-h/midilli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238448421782716498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1FcqQgFI/AAAAAAAAAOQ/fG7nC2drXRQ/s400/midilli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; midilli&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1Fum9CsI/AAAAAAAAAOY/M5zzJckrkUU/s1600-h/ordek.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238448426600696514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1Fum9CsI/AAAAAAAAAOY/M5zzJckrkUU/s400/ordek.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;kuş gibi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1F6CorMI/AAAAAAAAAOg/T2zo84p8ACU/s1600-h/tavus.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238448429669592258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1F6CorMI/AAAAAAAAAOg/T2zo84p8ACU/s400/tavus.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;tavus&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1GfoG4KI/AAAAAAAAAOo/7jDqt1bTJK8/s1600-h/zebra.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238448439758872738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1GfoG4KI/AAAAAAAAAOo/7jDqt1bTJK8/s400/zebra.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;zebra&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0SRfSvDI/AAAAAAAAANg/5JRy18_RyCA/s1600-h/keci.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238447542610607154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0SRfSvDI/AAAAAAAAANg/5JRy18_RyCA/s400/keci.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;keçi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0SulwluI/AAAAAAAAANo/S84IoolVwrY/s1600-h/kedi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238447550422357730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0SulwluI/AAAAAAAAANo/S84IoolVwrY/s400/kedi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;kedi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0TJMIQHI/AAAAAAAAANw/-fj5QOlsS9o/s1600-h/kedi2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238447557562613874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0TJMIQHI/AAAAAAAAANw/-fj5QOlsS9o/s400/kedi2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;kedi (cont.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0TfQ_aqI/AAAAAAAAAN4/b4ijetunCSA/s1600-h/keklik.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238447563488586402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0TfQ_aqI/AAAAAAAAAN4/b4ijetunCSA/s400/keklik.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;keklik-düz ova&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0T5Nmv5I/AAAAAAAAAOA/wqFdLhJyJNQ/s1600-h/kuÅŸ.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238447570453708690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK0T5Nmv5I/AAAAAAAAAOA/wqFdLhJyJNQ/s400/ku%C5%9F.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;kuş (muhabbet-sohbet)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyXY2a8EI/AAAAAAAAAM4/0G3DlvkGfHE/s1600-h/at.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238445431462752322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyXY2a8EI/AAAAAAAAAM4/0G3DlvkGfHE/s400/at.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;at&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyX_0YUbI/AAAAAAAAANA/yuPEhwtQXY8/s1600-h/at2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238445441923174834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyX_0YUbI/AAAAAAAAANA/yuPEhwtQXY8/s400/at2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;büyük at&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238445449943239682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyYdsgzAI/AAAAAAAAANI/dp3jyJeT0Cg/s400/dav%C5%9Fan.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;tavşan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyYprpFjI/AAAAAAAAANQ/TVwvgajGkDk/s1600-h/donguz.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238445453160814130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyYprpFjI/AAAAAAAAANQ/TVwvgajGkDk/s400/donguz.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;donguz&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyY2twp5I/AAAAAAAAANY/F5oFROAsSOY/s1600-h/inek.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238445456659359634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKyY2twp5I/AAAAAAAAANY/F5oFROAsSOY/s400/inek.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;inek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8021709490307404965?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8021709490307404965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8021709490307404965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8021709490307404965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8021709490307404965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/yolda-dndm-bizim-ocuklar-tanmyorlar.html' title='Yolda Düşündüm, Bizim Çocuklar Tanımıyorlar Hayvanları'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLK1FK60JiI/AAAAAAAAAOI/VO9j5bvuu84/s72-c/lama.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-1513849244990025585</id><published>2008-08-25T15:28:00.000+03:00</published><updated>2008-08-25T15:59:38.073+03:00</updated><title type='text'>Hassas Dengeler</title><content type='html'>Nisan ve Güney, genetiğe olan inancımı her geçen gün artırıyor. Aynı tertipsin, zaman farkı da yok. Oyuncağın ortak, yemen içmen, arkadaşın, izlediğin film, okuduğun kitap da aynı. Ana baba ne verdiyse o işte, gariplerin işi zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki, ebeveynden aldıkları birer hücredeki sitozinin, adeninin sıralamasındaki fark cümle dış etkiden kuvvetli sanırım. Bambaşka iki birey. Siyah ve beyaz gibi kimi zaman. "Anneye çekmiş", "tıpkı babası" çığlıkları bir yana; alabildiğine tekil, özgün yetenekler. Güney, düzeni seviyor. Dizsin alabildiğine. Yanyana, üstüste, sıra sıra, sağlı sollu. Ama bir kaidesi olsun, sistematik dursun. Oyunu kuralına göre oynuyor. Nisan ise daha kaotik. Yastığı deniz yapıyor, kalemi su kayağı, şaldan kemer uyduruyor kendisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238436253005039426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKqBIbkx0I/AAAAAAAAAMg/9mCEmH3vtIo/s320/denge3.JPG" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238436256695413154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKqBWLbaaI/AAAAAAAAAMo/JXs0Q80iRnE/s320/kaos.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Seçtikleri alanlarda iyiler. Nisan yaratıyor habire. Hayalgücü yırtılıyor hatunun, sığmıyor içine. Bir dünya kuruyor, prensesi o. Kuralı da kendince. Yerçekimi tanımadan uçuyor, bir peri oluyor, bir yaramaz kız çocuğu, anne diyor kendine. Beş dakika sonra kendisinin bebişi oluyor. Güney ise mevcut sistemi algılıyor. Kanuna (görece) riayet ediyor. Yerçekiminin farkında, gerekeni yapıyor. Müthiş bir mimari kabiliyet. Yaşına göre mi, bilmiyorum onu uzmanlar söylesin, ama en azından Nisan'a göre. İki gömleği üstüste asamayan babasındansa, annenin genleri getirmiş o dengeyi Güney'e. Öyle gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238436245310218002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKqArw_HxI/AAAAAAAAAMQ/UN1ahcjjeR0/s320/denge1.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238436261218620498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKqBnB2FFI/AAAAAAAAAMw/0hPJlYzvNFw/s320/denge5.JPG" border="0" /&gt;Bildiklerim diyor ki, Nisan'a tasarımcılık, Güney'e mühendislik gider. Ki o bildiklerimin çoğu, son iki senede oluşmuş. Kimbilir 18 senede ne hale dönüşecek sayın "bildiklerim"?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-1513849244990025585?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/1513849244990025585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=1513849244990025585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1513849244990025585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/1513849244990025585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/hassas-dengeler.html' title='Hassas Dengeler'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKqBIbkx0I/AAAAAAAAAMg/9mCEmH3vtIo/s72-c/denge3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4794873607391321538</id><published>2008-08-25T14:19:00.001+03:00</published><updated>2008-08-26T09:16:05.937+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='abanoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pamuk Prenses'/><title type='text'>Abanoz</title><content type='html'>Bu sıralar hikaye kitaplarını çok seviyorlar. Normal bir bağ değil ama, bir tutku. Kitaplarını bütün gün ellerinde gezdirsinler, gece başuçlarında dursun, dönüp dönüp "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler"i, "Ali Baba ve Kırk Haramiler"i okusun birisi, dinlesin onlar.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238417071076254338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKYkmLXooI/AAAAAAAAAMA/5tRFLngMy6o/s320/Pamuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Nisan'ın favorisi. Öyle çok versiyonu varmış ki arkadaş bu masalların doğrusunu bulmak dert. Pamuk Prenses'in babası ölüyor mu en başta, efendime söyleyeyim kötü kalpli cadı Pamuk'a saçına zehirli toka takmalı, boynuna büyülü kolye geçirmeli başarısız cinayet teşebbüslerinde bulunuyor mu muamma. Kimi alimler Pamuk Prenses'i öyle yorumlamış diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün yine Pamuk Prenses'in girizgah kısmında şu cümleyi okuyordum;&lt;br /&gt;"...Allahım ne olur bana teni kar gibi beyaz, dudakları kan gibi kırmızı..." demeden Nisan boşta kalan topu tamamladı. "saçları abanoz gibi siyah..." (Pamuk Prenses'in öz annesindeki İslam inancı da çevirenin bize hediyesi olsa gerek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238417074672190914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKYkzktRcI/AAAAAAAAAMI/eOX4-CVRut4/s320/Abonoz.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ah be evladım, masal hikaye ezberleyen çocuk mevzusu duyduk da; neden gittin abanoza takıldın. Ben bu yaşımda bilmiyordum abanoz nedir diye; ekşisözlük'e baktım öğrendim gerçi. Piyanonun siyah tuşları abanoz ağacından yapılıyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4794873607391321538?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4794873607391321538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4794873607391321538' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4794873607391321538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4794873607391321538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/abanoz.html' title='Abanoz'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/SLKYkmLXooI/AAAAAAAAAMA/5tRFLngMy6o/s72-c/Pamuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-8713721897783173759</id><published>2008-08-25T13:02:00.007+03:00</published><updated>2008-08-26T00:29:51.272+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ikiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hamilelik'/><title type='text'>Nereden nereye</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim neslin Türk filmlerinden öğrendiği bir tıp gerçeği de "hamilelik, başroldeki esas kadın bayılması neticesi öğrenilir" idi. Biraz büyüyüp de burnum kalktığında bunun tam da böyle olmadığını anladığımı düşündüm. İstenmeyen hamilelik durumlarında esas kadının hayatı zindan olur, bütün gün parmak hesapları ile gecikmeler hesaplanırdı, istenilen gebeliklerde ise banyo dolaplarında testler stoklanır, habire çarçur edilirdi. Büyük ihtimalle yediğimiz çernobilli fındıkların, çayların, hoyratça basılan kimyasallar sebebi ile domates büyüklüğündeki çileklerin, kol kadar biberlerin sonucu bizim nesil de zaten ha deyince hamile kalamıyordu. Etrafımda bir sürü yaşıtım ilaçlar, spreyler, çin takvimleri ile ebeveyn olmaya çalışıyordu. O sebeple iş yerinde bayılayazdığımda aklıma ilk gelen hamilelik olmadı açıkçası. Olayın iş yerinde cereyan etmesi de büyük rezillik oldu açıkçası. Hemen iş yeri hekimi çağırıldı, merdivende tansiyon ölçmeler, revire yatırmalar, bütün fabrika erbabı erkanının başıma üşüşmesi, eşimin çağırılması ve daha ben "ah canım, geçmiş olsun, hayırdır işşallaaah" larla evime gönderilirken başlayan sinsi sırıtmalarla hamileliğimi kocaman bir fabrika çalışanları ile paylaşmış oluyordum. Gizlisi saklısı kalmadı. geriye doğru iyi bir sayım yapabilen her iş arkadaşımın ne zaman seviştiğimi hesaplayabilmesi fikri dahi korkunç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonrası katıksız heyecan, hergün bungee jumping, her gün kinder süpriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doktora bir gidiyoruz; "evet hamilesiniz" oooo harika, süper, mutluluk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinciye gidiyoruz; "aaaa bakın iki kese var" -yani?" " yanisi, ikiz geliyor ikiiizz".&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMYo6qSTuI/AAAAAAAAAAM/_8Z39K1Sb_A/s1600-h/06.17.2005.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238557882782469858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMYo6qSTuI/AAAAAAAAAAM/_8Z39K1Sb_A/s200/06.17.2005.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İnanamıyoruz. Hiç aklımıza gelmedi. Sonradan binlerce kez duyacağımız soruyu ilk kez doktor soruyor "ailede var mıydı?" Yoktu. Hayret? Biz ikizi hayal etmeyi geçin hayal etmeyi bile aklımıza getirmemiştik ki? Kız mı olsun erkek mi diye düşünüyoruz. Düşünmedim diyen yalan söyler. İki erkek olsa evi başıma yıkarlar. Ve ben bir 3. çocuğu asla düşünmeyeceğime göre, hatta diyelim ki düşündüm, 2 sene sonra Tayyip' in emrine itaatsizlik olsun diye bile inadımdan yapmayacağıma göre, evde 3 erkekle ben ne yapacağım diyorum. Her köşede çıkarılmış çoraplar, tezgaha bırakılmış tabaklar, sürekli futbol, mütemadiyen futbol, biteviye futbol. Toka ödünç alacağım, aynı pabucu giyeceğim, alışverişe birlikte çıkacağım bir kızım olmayacak mı? E ikisi de kız olursa, aman tanrım aynı yaşta iki kız!!! biri diğerinden 1 cm uzun olsa, ya da bel çevresi 1 cm ince olsa, biri matematikten 5 alırda diğeri 3 alırsa, kadınsı hırs sebebi ile cinayet-cinnet sebebi. Ben iki kızın ergenliği ile nasıl başa çıkacağım? Kıskançlığını nasıl alt edeceğim? Evde 3 kadın; eminim kocam hayatını bir köşe minderi olarak geçirmeyi tercih edecek bizi çekmektense, fotosenteze bağlayacak kendini 40 yaşına geldiğinde.Ben en azından ruh sağlığım için öyle yapardım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Sonra 4 ya da 5. kontrolde "biri kız biri erkek, büyük ihtimalle, kimseye söylemeyin ama, daha kesin değil" diyor doktor. A!! öyle de bir seçenek vardı değil mi ya? Mucize ama bu, bize amorti bile çıkmadı ki hayatımızda. Bu kadar şanslı olamayız. Kesin doktor yanıldı. süpriz bir pipi daha belirir haftaya.Kesin. Öyle olmadı. Bir kız bir erkek dedi doktor. Kesin artık. Herkese duyurabilirsiniz dedi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mis...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMZYsLZu5I/AAAAAAAAAAU/2P-wseeVlK0/s1600-h/11.08.2005_3.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238559379571951394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMaACotRyI/AAAAAAAAAAg/YoQeNuWch3w/s320/11.08.2005_4.JPG" border="0" /&gt;Sonraki aylar uzun hikaye. Sırası peyderpey gelecek olan az dram, çok heyecan, çok panik, çok mutluluk içeren hikaye. Netice ise, "30. haftaya bari gelsek, riski büyük oranda atlatırız" hesapları yaparken, 39. haftamda, güle oynaya sezaryana giriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9 ay bekliyorum ve 15 dakika sürüyor kuzuları görmem. Oğlum, nasıl bembeyaz bir ten, kıpkırmızı etli dudaklar, japon gözler. Kızım minik bir sincap, küçümen kalmış o. Erkeğim 3010 gram kızım 2230 gram. Gözleri x gibi olmuş. Çok uyumaktan şişmiş gibi. Ve çok küçük, iğne ucu kadar kuş ağzı gibi dudakları var. Tırnakları şeffaf. Bu kadar küçük olacaklarını tahmin edememiştim. Ve bu kadar güzel kokacaklarını. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238566220755746002" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMgOQCBvNI/AAAAAAAAAA0/WWP3x7Cv0ZM/s320/DSC03782.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğumla birlikte öncesi tüm önemini kaybetti. Yepyeni bir dönem başladı. Daha önce hiç kullanmadığımız kelimeler, aynı ortamda bulunmadığımız insanlar, bambaşka kaygılar, akla gelmez mutluluklar girdi hayatımıza. Karman çorman bir hayat, yuvarlanarak, sürünerek, koşarak, coşarak, daha önce 14 adet adet yaşadığımız 2 senelik setlerden en uzun olanını yaşadık. Bakıcılar, mamalar, süt sağma makineleri, istifa, emekleme, beşik, biberonu bırakma, katı gıdaya geçme, diş çıkarma, çıkan dişin kaza sonucu kırılması, ilk kelimeler, taytaylar, koşmalar, cümleler, çişi söyleme, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kızım biraz önce çiçekli tuvalet kağıdına bakarak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ay inanmıyolum, bu ne kadal güsel bir tuvayet kayıdı. ömrümde böyle güsel bişey görmedim" dedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nereden nereye dedim kendime.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-8713721897783173759?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/8713721897783173759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=8713721897783173759' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8713721897783173759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/8713721897783173759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/08/nereden-nereye.html' title='Nereden nereye'/><author><name>Queen I. Ayseneviç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14444743476477838242</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://1.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SMmXbYnsDMI/AAAAAAAAADw/I4D0ixdJre0/S220/s528574891_226397_3112.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_78s0btsV6S4/SLMYo6qSTuI/AAAAAAAAAAM/_8Z39K1Sb_A/s72-c/06.17.2005.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-5070748362424175780</id><published>2008-02-01T16:19:00.000+02:00</published><updated>2008-12-14T11:18:06.642+02:00</updated><title type='text'>Ayı kardeşle aslan kardeş</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MrPvHV7EI/AAAAAAAAAAk/haD3Pj6ORTM/s1600-h/DSC076.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162017147242015810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MrPvHV7EI/AAAAAAAAAAk/haD3Pj6ORTM/s320/DSC076.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Zaman çabuk geçer derler. İtiraz edemeyeceğim, genelde çabuk geçiyor doğru. Ancak bu kadarına ben de pes ettim. Siz ne zaman doğdunuz arkadaş, hangi gün büyüdünüz, bütün işler bitti de hayvan kostümü giyip şımarmak mı kaldı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen hafta Nisan ve Güney'in ikinci yılının bitişini kutladık. Aklım hafızam almıyor, daha dün hayal ediyorduk "Büyüseler de bir şey isteseler, birlikte oyun oynasalar" diye.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nisan, kaplan kostümünü giymiş bir eliyle de san&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6Mtf_HV7FI/AAAAAAAAAAs/JgzYK-w317E/s1600-h/DSC03782.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162019625438145618" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6Mtf_HV7FI/AAAAAAAAAAs/JgzYK-w317E/s200/DSC03782.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ki konuşan bir hayvanın ağzını yapıyor böyle el kuklası gibi. Güney'i sıkıştırıyor.."Ayı kardeş ayı kardeş, nasılsın iyi misin? Oyun oynamak ister misin?" İnsaf arkadaşım, 2'sinde böyle isen 12'sinde biz evin içinde kocaoğlanı oynatsak ona da bir kulp takarsınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir baba bilmişliğiyle, el kadar değil miydiniz arkadaş, deyip çıkıyorum. Kapıyı mapıyı kapatmadan. Bir hava alıp geleceğim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MvdvHV7MI/AAAAAAAAABk/4yWdQbF6Zz4/s1600-h/DSC03823.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162021785806695618" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MvdvHV7MI/AAAAAAAAABk/4yWdQbF6Zz4/s200/DSC03823.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6Mvc_HV7LI/AAAAAAAAABc/aYrfLhYZ6Pw/s1600-h/DSC03800.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162021772921793714" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6Mvc_HV7LI/AAAAAAAAABc/aYrfLhYZ6Pw/s200/DSC03800.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-5070748362424175780?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/5070748362424175780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=5070748362424175780' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5070748362424175780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/5070748362424175780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/02/zaman-abuk-geer-derler.html' title='Ayı kardeşle aslan kardeş'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MrPvHV7EI/AAAAAAAAAAk/haD3Pj6ORTM/s72-c/DSC076.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1511132485084678546.post-4553159428304331099</id><published>2008-02-01T15:58:00.000+02:00</published><updated>2008-12-14T11:18:07.036+02:00</updated><title type='text'>Yan gelip yatma yeri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MoiPHV7BI/AAAAAAAAAAM/rmeFVbr-03M/s1600-h/DSCN0588.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162014166534712338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MoiPHV7BI/AAAAAAAAAAM/rmeFVbr-03M/s320/DSCN0588.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nisanguney.com'da başladı bizim tayfa'nın web serüveni. Güzel ortamdı en azından sınırını, çerçevesini biz çiziyorduk ama hosting dediler, para istediler, kota söylediler, limit ettiler. Yönetemedik. Unutturmasın birileri 27 Şubat'a kadar ücretini yatırıp uzatayım Nisanguney.com ismini. Kendi gitti, adı bari kalsın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonra herkes gibi Facebook'ta bir oda tuttuk kendimize. Nisan hanım oranın duvarlarına resimler çizer oldu, Güney Bey rakı sofrasına tünedi derken; Facebook cep telefonu oldu, herkesin var bir Facebook'u ama ne ilk heyecanı veriyor, ne de sanıldığı kadar şaşaalı. Bırakıp gidemedik de, T28S'imizi atamadığımız, Ferrarimizi satamadığımız gibi. Arada bakıyoruz hala Facebook mesajlarına. Öte yandan da bu saatten sonra Facebook'u yeni keşfeden ilkokul arkadaşlarına andaval diye diye. Şaşaa böyle mi yazılıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, bir de &lt;em&gt;Powered by Google&lt;/em&gt; olalım istedim. Burada küçük bir yer tuttum. Nisan, Güney, burada olur ben oldukça. Ayşen'i sarar mı bilemem. Hep birlikte piknik yaparız. Sahi İstanbul'da piknik işi pek yaygın değil mi? Gerçi şu an kış, her ne kadar 15 tatil olsa da pikniğe gidilmez. Sömestr olmasa kaç yazar, evde öğrenci yok. Çocuklar okula gitmese de, bizimkilerin kitapla tahsille bir bağı oldu küçükten. Ben de bir baba olarak verdim kararımı, yarın öbürgün çekerim fırçayı "Biz sizi okuyun düye gönderdik oralara, tahsilinizle uğraşın yan gelip yatmayın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca, biz &lt;a href="http://nisanguney.blogspot.com/"&gt;http://nisanguney.blogspot.com&lt;/a&gt; 'dayız gayrı. Metroyla gelinebildiği gibi, Mecidiyeköy'den 20 dakikada bir otobüs kalkıyor. Yani zor değil gelmek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selametle, &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1511132485084678546-4553159428304331099?l=nisanguney.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanguney.blogspot.com/feeds/4553159428304331099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1511132485084678546&amp;postID=4553159428304331099' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4553159428304331099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1511132485084678546/posts/default/4553159428304331099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanguney.blogspot.com/2008/02/yan-gelip-yatma-yeri.html' title='Yan gelip yatma yeri'/><author><name>Godfather</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14352172319650806247</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fWGZpDjseZY/R6MoiPHV7BI/AAAAAAAAAAM/rmeFVbr-03M/s72-c/DSCN0588.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
