19 Kasım 2008 Çarşamba

Soylu bir çocuk


Ölümden korkmaya başlayalı çok oldu. Bir de dünyaya iki çocuk getirmiş olmanın her hisse kattığı kuvvetlendirici etkiyi düşünün . Babam başta olmak üzere bütün babaları tebrik ediyorum buradan. Nasıl başarmışlar ağız birliği etmişcesine "Babalar hiç bir şeyden korkmaz" mitini yerleştirmeyi. Erkeklere has bir beceri sanırım, aynı yalandan ağız birliğini "Ben çok kral askerlik yaptım." tavrında da koruyoruz. Hepimiz birbirimizin sırdaşıyız değil mi? Halbuki korkmayı baba olduğum gün öğrendim ben.

Issız Adam'ı izledikten sonra niyetlendik iki yıldır cesaret edemediğimiz Babam ve Oğlum'un CD'sinin jelatinini yırtmaya. Üç sene önce, ilk izleyişimde babasını çiğneyip geçen solcu genç karakterinde buluyordum kendimi, babama yaptıklarımı sorguluyordum sinemada ağlarken. Üç sene sonra atletle gezen oğlunu bırakıp giden, "Ne hakla?" ölen adamın yerine koyduğumu farkettim. Gittim uyuyan Güney'le Nisan'ı sevmeye kalktım beceriksizce. Ama uyansalar o anda ağlamamı gizlemeyi başarırdım, buna eminim.

Nereye geleceğim. Balıkesir'e deplasmana giderken, benzincinin pompalı tüfekle öldürdüğü Karşıyakalı Özgür Soylu paramparça etti beni. Başbakanımızın pompalı tüfeği teşvik edişine, deplasmana giden 21 yaşındaki çocukları tribün teröristiymiş gibi gösteren medyaya, Özgür'ün ruhuna karşı omuz omuza veren Karşıyaka-Göztepe-Altay-Buca-İzmirspor tribünleri özelinde İzmir'in asaletine dair konuşabilirim sabaha kadar. Ama ben Özgür'ün değil, babasının yerine koyarken buldum kendimi, çok değil 5 ay öncesinde Özgür'ün son yolculuğunu yaptığına benzer bir Mercedes 303 içinde bira içerek Kocaeli'ne gittiğim dumanaltı bir Karşıyaka deplasman otobüsünde, bir koltukta oturmuşluğum olmasına karşın.

Yüzbir tane kimliğim var, dönem dönem birisi baskın hale gelir Sevgili olurum, öğrenci, çalışan, İzmirli, Çemişgezekli, Karşıyakalı, Galatasaraylı olurum, muhalif, tutucu, BAL'lı, facebook'ta bir profil. Ama baba olduğun günden beri, en çok babasın. Hep babasın. Tesadüf değil, alfabenin ilk iki harfinden mamul olması bu unvanın. En baştaki kimlik bu. Özgür, Kocaeli deplasmanına geldi mi bilmiyorum. Muhtemelen gelmiştir bilemeyiz. Ben 90-91'de Alsancak Stadı'nda Karşıyaka'yı izlerken 3 yaşındaymış ama. Biliyoruz bunu. Onun babası da günün birinde oğluyla maça gitmeye özenmiş midir acaba, ben oğlum ve kızımla maça gitmek için heyecanlanıyorum. 3 yaşındalar.

Özgür soylu bir çocukmuş, orası kesin. Kaçımız karşılıksız aşkının peşinden Balıkesir'lere, Giresun'lara gideriz ki? Ve kaçımızın aşkının türküsü rengarenk söylenir? Şu an damardan, oluk oluk üzülmek istiyorum. Dudaklarımı ısıra ısıra sinirlenmek, kadim dostum kadim Göztepeli Taylan'ı arayıp "Soylu"luklarına teşekkür etmek istiyorum. Pompalı tüfeğin hiç icat edilmemiş olmasını istiyorum. Özgür'ün kirli sakalına yeşil-kırmızı atkısını dolamış haliyle aramızda olmasını istiyorum. Uyuyorlar, uyanmasınlar istiyorum ama biliyorum ki, Nisan'la Güney uyanırsa gözyaşlarımı gizleyebileceğim, o kadarcık gücüm hep var.

2 yorum:

azuth dedi ki...

yazdiklarini her okudugumda, okumayi ogrendigim güne sükrediyorum

Düşünen dedi ki...

yazıda bahsedilen deplasmanların hepsine gittim, yaşadım her türlü zorluğu...
bütün hepsi, yaşananların her biri doğru...
tribün artık takımların değildir, bizlerindir, taraftarındır...
bitsin artık bu şiddetler, bitsin yeter !..