3 Eylül 2008 Çarşamba

Çizgi Film; Bir Hipnoz Şekli

Nisan ve Güney' den öğrendiğim hayatın kuralları serisinde ilk madde "büyük konuşmayacaksın" yani yaşamada, görmeden ahkam kesmeyeceksin.

Nisan ve Güney şu yaşına gelene kadar çocuk ve televizyon benim için aynı cümlede geçmemesi gereken iki kelimeydi. O kadar ki bizim evde televizyon onlar yatınca açılırdı. Sonra baby tv' nin methi bizi gaza getirdi eve digitürk ve baby tv girdi. Hiç sallamadılar başlarda. Gurur duyduk. Eee çocukları dışa dönük, sosyal, hareketli yetiştirdik diyorduk. Oyun oynamayı tercih ediyorlar diye seviniyorduk. Benim beynim hemen momentoya geçiyor ve 10 yıl sonrasına gidiyordu; hayalimde basket topu ile üstü başı çamur içinde bir Güney ve lastik atlamak için tuhafiye tuhafiye esnek don lastiği arayan bir Nisan geliyordu. Yine hayalimde evde tozlanmış bir bilgisayar görüp, seviniyordum.

Sonra baby tv' de otobüsün tekeri diye bir şarkı çıktı. Bizimkileri kilitledi. Daha 2 yaşına gelmemişlerdi, konuşamıyorlardı ama şarkı başlayınca elleri ile otobüsün tekerinin dönme hareketini, kapının açılıp kapanmasını taklit ediyorlardı. Biz gene gurur duyduk. Ana baba olmanın temel şartı bu çünkü; her ilerlemeye izafiyet teorisi gibi yaklaşmak. Eee biz çünkü çocukları tv' nin başına mal gibi oturtup gitmiyoruz diyorduk. Onlarla birlikte izliyoruz, anlatıyoruz, çocuklar da öğreniyor işte ne güzel.

Sonra bir şekil bir çizgi film aldık eve. İşte o gün hayat değişti. "kanguru Jack" evimize hoş geldi, sefalar getidi, huzur getirdi. 2,5 senelik yaşamlarında yerlerinden kalkmadan ve çıt çıkarmadan 45 dakika geçirdi bizim aktivistler. İlk kez çocuklar uyumadan biz karı koca olarak oturup fısıltı ile de olsa sohbet ettik. Mutfakta birlikte yemek yaptık. Sonra evimize pamuk prenses ve yedi cüceler, ali baba, titanik girdi. Biz bu rahatlama anının tadını o denli abarttık ki, puzzle yapmaya filan başladık o serbest zamanlarda.

Yıllarca eleştirdiğim annelerden olmuştum. Çocukları kendi kafamı dinlemek ya da yemek yapabilmek için, rahat süpürge tutabilmek için televizyona kilitleyen sıradan bir ev annesine dönmüştüm. Ambargo getirdim. Hayır! Film izlemiyoruz, hadi kovalambaç oynayalım. Hayır titanik izleyemezsiz gelin beraber puding yapalım. Ama bu tekliflerime çocuklar; sabahın altısında uyandırılıp "hadi flüt çalalım" teklifi ile karşılaşmış ebeveyn gibi tepki veriyorlardı. Neticede en azından 2 gündür günlük film sayısını teke indirdim diye sevindim. Zaten her gün tv' de Dora' yı izliyoruz kesin, bir de film yeterli.

Bu gün film izleme saati geldiğinde tartışma başladı. Hangisi izlenecek? Güney "ama ben pamuğu kabul etmiyorum, prensesli film izlemek istemiyorum" diyor. Nisan ise "ben vahşi köpekli filmi izlemem, onda hiç prenses yok ama" diyor.

Kanguru Jack' i önerdim. OOO bir coşku. Güney "Ben severim ki Kanguru Jack' i. Bası insannar kanguru ile sürefayı karıştırıyor. Oysa sürefa uzun boyunlu olur, sarı olur, üstünde benekleri olur. kanguru kahnenengi olur. hem hiç sürefanın karnında cebi olar mı?" dedi. Nisan ise, "Kanguru Jack' te prenses yok ama çok güzel bir kız var, şarkılar da var. O kız çok güzel şarkı söylüyor, ben onun o güsel dillerini yerim" dedi.

Ben gene anneliğin şanındandır, hemen gurur duydum tabi. "E film izliyorlar ama bak neler neler öğreniyorlar, bu nasıl güzel bir yorum gücüdür. Aferin valla" dedim.

Ama şimdi de oturdum kendimi sorguluyorum; "o güzel dillerini yerim" nedir yahu? Bu denli yöresel bir ağızla mı seviyorum ben çocukları? amerikan yapımı çizgi filmden öğrenmedi ya bu çocuk bunları...

3 yorum:

zeynep the kahvegibi dedi ki...

Asıl ben onların güsel dillerini yerim.

Zeynep dedi ki...

titanik? leonardo'lu titanik?

benim denklemim şu: gününe, benim ve onların enerjisine göre film/tv seyretme durumuna karar veriliyor. yani çocuklar duvardan sekerken ben kafamı fırına dayayarak yemek yapıyorsam, üç film! hem de full feature artı bonus dvd'ler. yok, yerden yüksek oynayabilecek veya güreşirken en azından bir tanesini koltuğa fırlatabilecek kadar enerjim varsa (zayıf ya bizimkiler, kolay oluyo) o zaman film yok. veya 10 dakka var. ben bloglarımı okuyuncaya kadar mesela. şimdi uzayacak senin blogu bulunca tabi.

Queen I. Ayseneviç dedi ki...

Titanik şey ya, çizgifilm versiyonu. Mutlu son ile bitiyor.
Başarılı aslında. İlk 10 defasında ben de zevkle izledim ama şu sıralar baydı.
Asıl ilginci Nisan ve Güney' den şöyle cümleler duymak;

" Güney koş con simit geliyor köye pokehantesi kurtarmaya"
" annecim, bizim de ancelika gibi kolyemiz var mı?"

Sonra da ahkam kesiyorum işte anaokulunda da ingilizce mi olurmuş diye.