31 Ağustos 2008 Pazar

Leylek leylek lekirdek



Arabanın kilometre göstergesi 23.000'i geçti. İki yılı aşkın bir süredir kullanıyoruz, kabul, ortalamanın pek altında. Lakin, işe hiç arabayla gitmiyorum. Normal şartlarda haftanın 4 ila 5 günü kontağı çalışmaz, bizimki sadece gezi amaçlı.

Nereye getiriyorum lafı, bu kilometrenin en fazla %10'unu Nisan ve Güneysiz yapmışızdır. İlavesi, Nisan ve Güney dört aylıkken sığmadığımız için satmak zorunda kaldığımız eski-küçük ve sevimli Polo'muzla da bir 3-4 bin kilometreleri var; ilavesi uçakla bir Stockholm bir de Çemişgezek seyahatleri. Nereden baksan 35.000 kilometre devirmişler. İlk 40 günü evde geçen 952 gün için bence iyice bir performans.

Küçükken okuduğum bir Milliyet Kardeş'te Yalvaç Ural " 80 yaşında bir insan dünyanın çevresini 7 kere dolaşacak kadar gezmiştir." gibi küçük bir kutu içi bilgi vermişti. Yirmibeş senede insan evladının mobilitesi çok artmış. Bu performanslarını doğru orantıya vursak, 25 tur falan yapmış olur bizimkiler 2086'ya kadar.

İlk pasaportunu 23 yaşında almış bir ortahalli babanın çocukları, ya da hiç pasaportu olmamış 61 yaşında bir dedenin torunları iki buçuk yılda Antalya-Marmaris-Bodrum-Ayvalık-İzmir-İstanbul-Çemişgezek-Stockholm'den oluşan düzgün olmayan bir çokgeni kimi kenarlarının üstünden bir kaç tur geçmek suretiyle çizmiş, ve içini de bayağı doldurmuşlar. Çocuklarla ilgili kendime kızdığım, başarısız olduğumuzu düşündüğüm bir çok mevzu var. Ama hiç değilse, gezebilmeyi öğrettik. Gürül gürül akan bir nehirde çıplak ayaklarıyla taş üzerinde yürürken üzerlerine suyu akarak karpuz yemeyi seviyorlar diyebiliyorum. Leylek sürüsünü değilse de, leyleği havada göstermeyi başardık. Ki, kanlı canlı ilk leyleği de 4 aylıkken Selçuk'taki tarihi kule benzeri yapının üstünde gördüler. Selçuk'ta paso leylek olur, yazları.

1 yorum:

Magissa dedi ki...

Gezmeyi öğretmek son derece gurur duyulacak birşey gerçekten de. Annem ve babam bizi aynen dediğin gibi - suyunu akıta akıta karpuz yedirerek, çamura ota boka (yani boka değil tabii de anlayın işte) bulanarak ama Üstün Dökmen'in tabiriyle "hayata yerleşerek" hep gezdirip dolaştırdılar. Geri dönüp baktığımda en aklımda kalan, en özleyerek hatırladığım anılarım o geziler.

Hoş şimdi belli bi standardın altındaki otelde kalmayı reddeden ve çadır sözcüğünden tiksinen bir kocam var ama en azından çocukları kendime benzetmek niyetindeyim.

Böceciklere sevgiler...