28 Aralık 2009 Pazartesi

Yabancı Dil


Nisan'la Güney okula başlayalı bir sene oldu, boru değil yaşadıkları günün dörtte birine denk geliyor. Toplam eğitim hayatlarının %5'ine tekabül etmez gerçi. Ben 19 sene civarı okudum, yeni nesil daha erken başlayıp daha geç bitiriyor. Her neyse, okul maceraları bir sonraki iletide.
Okul seçerken, ya da bir veli olarak (laf aramızda her şeye alıştım da; veli olmaya alışamadım. Her halde "veli" olmak, "kamil" olmaya giden yolda bir kilometre taşı..) bir sürü şeye dikkat ediyor insan. Lakin, günün sonunda bahçede top oynayan evladının arkasına havlu koyan ebeveyn pimpirikliliğine düştüğünü itiraf etmemek için; dışarıya çaktırmıyor çok fazla. Herkes ayrı hususları kafaya takmış olsa da, kimi sanata kimi matematiğe kimi sosyalleşmeye yahut güvenliğe meyletse de; hemfikir olunan tek nokta var. "Yabancı dil eğitimi önemli..."
İngilizce'yi 10 yaşında, devrin en yüksek puanla öğrenci alan; herhalde ki İngilizce eğitimi de fena olmayan Bornova Anadolu Lisesi'nde öğrenmeye başladım. 20 sene oldu tam öğrenemedim. Sınav performansım fena değil açıkçası, TOEFL falan. Ama altyazısız film izleyemem hala.
Bu sebeple ki; insan çocuğu daha erken öğrensin istiyor İngilizce'yi. Çevremde çocuğuna İngilizce bilen bakıcı tutan, anne ve babadan birisi çocukla paso İngilizce konuşan, ya da iletişimin sadece İngilizce yapıldığı okullara gönderen bir sürü aile var. El kadar çocuktan "mayneymis Güney" cümlesini duymak ilginç bir deneyim. Öte yandan itiraf edeyim ki, çocuğumla İngilizce konuşmak yapabileceğim bir iş değil. Duygularımı mı tam ifade edemiyorum, öyle bir şey.
Bir de İngilizce; anne-baba olarak bizim şifre dilimiz. Çocukların anlamasını istemediğimiz bir konuyu Mistır Füçırtens lehçesinde bir İngilizce konuşuyoruz aramızda. Mesela "Ayşen, it is late I think we should make them sleep slowly slowly."
Arabada giderken "Benim smokeum bitmiş, şurdan one package alayım.." gibi örnekler hayat kurtarıyor.
Ya da meşhur "Çocuğa karşı davranışlarınızda ana-baba olarak tutarlı olun" dalgası vardır ya. Hani anne-babadan birisi bir şeyi engellemeye yeltenirken, öbürü izin vermiş olmasın; çelişmesin hesabı. Kimi zaman anlık bir tepki vereceğin zaman hemen uyarı gelir eşten, "Erdem don't...".
Güney de kapmış bu işi. Geçen tam Nisan yemekte oyuncağını masaya donk donk vurarak kafa şişiriyordu; oyuncağı almak için hamle yaptım. Döndü "Baba dont dont eheheeh.."
Dağıttım konuyu farkındayım. Geriye doğru toplamaya çalışıyorum. Çocuğun İngilizce öğrenmesi fena bir şey değil, kabul. Lakin üç yaşındaki bir çocuk için bir nevi kariyer planı çizip, bu minvalde İngilizce'yi bu güzergaha dahil etmek hiç bir şey değilse ağır geliyor bana. Hele ki, çocuğunla anadilin dışında konuşmaya çalışırken gerçekten samimi olamıyorum. Olan vardır.
Sanırım, çocuğu onlu yaşlarda İngilizce öğrenmişken, Kuşadası'nda turist görünce arkasından itekleyip "Oğlum konuşsana niye çekiniyorsun, sor bakalım ne iş yapıyorlarmış..." diyesi bir baba modeli var içimde kimselere söyleyemediğim.
Yine de rasyonel davranmakta fayda var. İngilizce'yi hangi ilköğretim okuluna-liseye giderse gitsin; en geçi üniversitede öğrenebiliyor çocuk artık. İlla erken yaşlarda bir dil öğrenecekse isterim ki bu Fransızca falan olsun. Hem 20'li yaşlara geldiğinde iki dil garanti olmuş olur, hem bizim şifreli lisanımız bozulmaz. Hele ki bizim Bornova Anadolu'da da zamanında Almanca bölümünün puanı daha düşüktü ama daha bir keyifli, daha bir makara idiler.
Nisan'la Güney, yeni bir okula geçtiler bir kaç gündür. Ayrı hikaye. O okulda İngilizce eğitimi daha yoğun, bir üst sınıfta tüm eğitim İngilizce. Öğretmen "Honeey, let us take out our shoesss" gibi iletişim kuruyor. Şaşırtıcı biçimde hoşuma da gitti. " Wait in the lounge" modundayız, bakalım neler olacak.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

:)
Nisan ile Güney adına çok sevindim.. onları çok güzel bir gelecek bekliyor,hislerimde yanılmadığımı görüyorum.. böyle zeki çocuklara sahip olduğunuz için siz, sizin gibi ilgili ve ileri görüşlü ebeveynlere sahip oldukları için de onlar çoooooook şanslı.. örnek aile modelimsiniz :) hep böyle mutlu kalın..


sevgiler,
Psk. Arzu YAZAR

İlk dedi ki...

Cok severek okuyorum yazilarinizi, Guney ve Nisan'in maceralarini. Yeniden yazmaya baslamaniza cok sevindim.
Yurt disinda yasadigimdan buradaki anadili Ingilizce olmayan cocuklari gozlemle sansim bol. Fark ettigim, anne baba ile Ingilizce konusmasa, cevredekilerle Ingilizce iletisim kurmasa dahi cocuklar ozellikle cizgi filmleri, cocuk programlarini izleyerek dahi cok duzgun Ingilizce ogrenmeyi ogrenebiliyor. Belki bu yontem Guney ve Nisan icin de faydali olur.

ikinehir dedi ki...

Liseyi ingilizce egitim veren, yuksek puanli bir anadolu lisesinde okudum. Universitede bogazicine geldim, ingilizce daha da iyilesti. Ama liseyi fransizca, almanca vsr okuyanlar da bogazicine geldiler. Gerekirse hazirlik okudular. Yazlari work and travel'a gittiler. Torrent ve diziler sayesinde costular. Sonucta iki yabanci dilli oldular. Ben fransizcayi lisede ogrenmeye calistim, sonra universitede bi daha ogrenmeye calistim, olmadi. Hos bu benim fransizcaya isinamamdan, veysa yogun egitim almazsam bir dili ogrenememeden kaynaklaniyor olabilir. Amma uzattim, sozun kisasi su aslinda. Bazen bana oyle geliyor ki ingilizce bi sekilde illa ogreniliyor, sanki onceden fr alm falan ogrenmek daha iyi, katiliyorum size...

Charmofsmyrna dedi ki...

Ben de bir gayret Ege'ye (yeğen) İngilizce öğretiyorum Eh, filoloji mezunu bir teyze olup da kaytarınca, çevreden tepki seli yağıyor: len el bebelerine öğrettin, bu kendi yeğenin? Ama zor iş vesselam. Dediğin gibi, İng. konuşmak bana da duygusuz geliyor. Hele çocuktan gelen ilginç tepkiler (napıyor bu salak şimdi şeklinde:))
Biz şöyle yapıyoruz Ege'yle. Yazı tahtası aldım, mesela renkler mi konumuz. Yazıyorum altalta. Sırayla okurken o renkten "canlı" bir örneği yazının yanına koyuyorum. Şimdi çoğunu biliyor (2 günde falan öğrendi). Rakamları da ona keza. Yazmak saçma gelebilir ama konuşmaktan daha çok sevdi bizim oğlan.

Gerçi sizinkiler renk ve rakam hususunu çoktan geride bırakmış olmalı. Korkarım seneye "hav yu duin" şeklinde diyalog kurarlar :P

Kolay gele, öperim kuzuları:)

ozgur dedi ki...

kucuk yasta cok cabuk ogreniyorlar. miloşla sinan ingilizcede superler su an, turkceyi de super anliyolar ama konusmada bazen biraz tekledikleri oluyor.

emre de bir kiskanclik icinde ayni hesap, benim 20 yasimdan sonra zor soktugum perfect tenseleri nasi kullaniyolar 2 yasinda diye bi sinirli:)

dun "u've always been rude to me dad" dedi milena dudagini bukerek, emre 101.kez havaya atip tutmayi reddetmisti cunku. when dedi emre gulerek. since forever oldu cevap. altyazisiz film izlemeye biz buraya tasindiktan sonra alisan bir baba icin kolay degil tabi:)

arkadasin hesabindan,

aminta.