11 Ocak 2010 Pazartesi

Empati Telepati vesaire vesaire


Ana yüreği diye bir mevhum var; hani bir çocuk düştüğünde içimizde bir yer cız diye acıyor, hani biz savaş haberlerine bakamıyoruz, hani anneler kıyamaz, anneler bilir ve hisseder ya...

Var anne yüreği diye birşey.
Başımdan geçtiği için biliyorum artık, anlıyorum.
En alta bir yazı ekleyeceğim.
Aşağıdaki yazıyı yazdığımda 19 haftalık hamileydim. Ultrasonda doktor cinsiyetlerini görmüştü.
ama ultrason görüntüleri çok da anlamdı değildi henüz. Minik burunları, kulakları seçmemiz imkansızdı.
Aradan 4 yıl geçtikten sonra yeniden okudum kendi yazımı; uykusuzluk ve yorgunlukla mücadelede kendi kendimi motive etmeye çalışıyordum; nereden nereye geldik demek için kendi kendime.
Baktım ki; gerçekten malum olmuş bana, Nisan ve Güney'i daha görmeden çizmişim aklımda ve nasıl çizildiyseler öyle gelmişler dünyaya.
Siyah saçlı boncuk gözlü bir oğlan ve sarı saçlı küçük gözlü pembe bir kız.

Her gün yeniden ve yeniden annelik sınavına giriyorum, puanım çok kıt, hep kendimi sınıfta bırakıyorum. Başaramıyorum gibi geliyor, az oynadık gibi, yeterince dinleyemedim sanki, kızmasam iyiydi, dökülürse dökülsün niye boşuna çocuğu üzdüm ki derken, daha yukarıdan, geniş bir açıdan baktım ailemizin 4 kişilik haline, hayvanat bahçelerinde kişnerken gördüm kendimizi, ömrü 10 saniyelik kum kaleleri binlerce kez yeniden, yılmadan inşa ederken, 4 senedeki 3 farklı evde kovalamaca oynarken, en az 7-8 ev balkonunda havuz şişirirken gördüm kendimi epi topu 4 yazda, feribotlarda vapurlarda incecik saçları vurdu yüzüme rüzgarla, uçaklarda masallar anlattım, bir sürü parkın otunu yolduk, onlarca kaydırağın altında bekledim,


700 den fazla kere çanta hazırlamışımdır dışarı çıkabilmek için, içeriği minik tulumlarla ve bezlerle başlayıp, pantalon askısı ve boxer'a dönüşen, koşa koşa girilen onlarca çizgi film hatırlarım onlarca farklı sinemada, en az 8-9 farklı denize taş atmışızdır.



oyuncakçılarda kendimizi kaybetmişiz dördümüz birden, Nisan ' la alışverşe çıkmışım kaç kere başımda koca çiçekli taçlar denemiş, Güney' le feshane kapanana kadar sürtmüşüz oyuncaklar arasında, bütün bayramları kalabalık geçirmişiz, el öpmüşler, paralarıyla kendileri alışveriş etmişler, ömrümce yemediğim pamuk helvayı yemişim son 4 senede onların arta kalanlarından, çayırbaşı şenliklerinde romanlarla coşmuşlar, barışarock' ta punklarla, harbiye açıkhava' da uyuyakalmışlar, badista konserlerinde zıplamışlar bizimle...

Korktuğum gibi olmamış yani; evden dışarı çıkmayan çocukların hijyen delisi annesi ve işi hiç bitmez babasından teşekkül bir aile olmamışız. Bu da bir teselli dedim kendime; ben susamazken 10 dakika kesintisiz ve Erdem aynı mekanda 3-4 saatten fazla kalamazken, çok da bahane bulmamalı kuzulara. genetiğe saygımız sonsuz.
3,5' dan 4 aldım bugün sınavda; değil mi ki Güney dün yanaklarımı avuçlarının arasına alıp, "aşkımsın benim, canım, güneşim, bulutum, güzelim benim" diye sevdi, değil mi ki Nisan daha dün; "saçlarında beyaz olabilir ama ben seni çok hoş buluyorum prensesim" dedi; 3,5 tan 4 almış bir kraliçeyim aslında, oscar almış ilk Türkiye vatandaşıyım, halkoyu ile seçilmiş devlet başkanıyım, nobel almış yazar, grammy almış müzisyenim.
Gönüllerin şampiyonuyum ben, bu da yetermiş insana, anneler doyarmış bununla.
Buyurun şimdi 19 haftalık hamile Ayşen' den henüz doğmamış bir Nisan - Güney hayaline;
Ultrasonda görülen bir siyah yuvarlak karşısında; gözünün kenarından yaş akmasına şaşırmakla başlar.Yıllardır süregelen ve nefret edilen regl ağrısı artık annelik işaretidir; sevilir. gülümseyerek; "gene ağrım var" denilir.
Günde bir paketi geçen sigara tüketimi bir anda sıfırlanır; krize girmeden, sinir küpü olunmadan, daha bir hafta önce "hastasıyım sigaranın, atın ölümü arpadan" derken bu kadar kolay bir vazgeçişe inanamayarak.
Bildik tüm beslenme anlayışı tepetaklak olur; mahalledeki gıda sektörü ile aramızda yeniden uçurumlar. İyi pişmiş etler, litrelerce sütler, ceviz, meyve...ve elveda kadim dost pizza, çılgın yarım ekmek kokoreç, biranın yanında midye dolma.
Bunca yılın "güzel kadın" tasviri değişir. Keşke bir an önce kocaman olsa da şu göbek,keşke bir an önce tepki verse içimdeki güzellik. Bel ölçüsü arttıkça artar mutluluk, içine girilemeyen her kıyafet bir gurur abidesidir.Bu satırları 19 haftalık ikiz annesi olarak yazıyorum; anne adayı diyemiyorum artık; değil mi ki ekranda da olsa oğlum yüzünü dönmüş bana, kızımın hıçkırdığını görmüşüm, değil mi ki her akşam eve dönüş yolunda kıpır kıpır " yatır bizi, dinlendir" sinyallerini almışım; demek ki aleni bir şekilde anneyim. Tüm rüyalarımda iki bebeğim, onlara birşey olmasın yakarışlarım, onlarsız hayatı henüz beş ay öncesi olmasına rağmen hatırlayamayışım, aldığım her kilo için bile sevinçten coşmalarım; en sevdiğim bel ağrılarım, şiş ayaklarım; anneyim artık.
Yıllardır hayal kurmadığımı hissediyorum; aklıma "biri bana 30.000 dolar maaş versin" fikri bile gelmemişti.
Oysa şimdi annemin nasıl olup da yarım saatlik gecikmem için felaket senaryoları yazdığını anlayabiliyorum.Karnımı ve bardak altlığı boyutlarına gelen göbeğimi severken, kendimi bir anda ameliyat masasında görmeye başlıyorum, kahraman baba elimi tutmuş, işte oğlum geliyor ilk ("oğlum" diyebilmek bile ne kadar mucizevi bir nimet), -iyi mi?- diye soruyorum, ağlıyor canımın yarısı; pespembe hayal ediyorum, kara saçlı küçük burunlu, babasının aynısı, gözlerimi ondan ayıramadan kızım geliyor; belki saçsız belki tektük açık renk saçları, kısık gözleri, çok güzel olacak büyüyünce; bizim güzelimiz olacak.



Sonra odalarını hayal ediyorum; renkler hızla geçiyor gözümün önünden, henüz alınmamış sifonyeri oradan çekip buraya koyuyorum, kafamdan dolaplar yaratıyor, minik yorganlara resimler işliyorum.

Kocamın omzunda minik bir baş hayal ediyorum, huzurla uyuyor. Aşk bu diyorum, iki kere üç kere aşk.
Sonra nasıl oluyorsa pas tutan hayal gücüm sınır tanımıyor, anaokulu müsameresindeki tavşanlar içinde bizimkileri ayırdetmeye çalışıyorum; ilkokul seçemiyorum, servislerden ödüm kopuyor, birisi okumayı söktüğünde ötekinin sarkık dudağını görüyorum, süs havuzuna giriyorum küçüklerimle birlikte, çimenlerde kaplumbağa gezdiriyorum, eve muhabbet kuşu alıyorum, sokaktan getirilen köpeğe onay verecek miyiz diye kocamla tartışıyorum, kızıma mezuniyet giysileri tasarlıyorum, oğlumun yüzünü tuttuğu takım renklerine boyamasına yardım ediyorum, dördümüz yemeğe oturuyoruz balkonda, oğluma azıcık rakı koyuyor babası, elin kızı üzmüş, gözleri nemli nemli.



Kızımla ben bir içli şarkı söylüyoruz ona.
Hayal gücüm geri geldi, anneliğin sihirli deyneği deydi bana. Sayısala ilişkin en büyük hayalim zorlasam 2 trilyonda kalırdı, hayal gücümün sınırı 4 katrilyona yetmezdi. Şimdi kocaman ufkum; madem ki hem ikizim olacak, hem de bir kızım bir oğlum, artık dünyada sınır yok bize, hayallerimize.
Korkum yok gelecekten; çünkü o kadar kocaman ki içimdeki aşk; herşeye karşı koruyacak onları.
Şu yaşadığımız kin dalgasından bile. Onlar anne ve babaları gibi olacak biliyorum; ırk nedir bilmeyecekler, insan olacak özneleri, sevmeyi öğreteceğim onlara, bir avuç topraktan daha çok insanı ve memleketi sevmeyi.
Benim bebeklerime çok yakışacak rengarenk giysiler, sadece kan kırmızısı sevenlere inat, dillerine türkü yakışacak her dilde, bir kez bile olsa kına yakacağım kızımın eline, kokusunu bilsin diye, tepkisiz olmayacaklar, ne denilirse inanmayacaklar, güdülmeyecek bebeklerim, benim kanatlarımdan bile güçlü olacaklar.
Anne olmak bir acaip şey; şimdiden beşer hayat yaşadım ikisi için, biner kere üzülüp biner kere sevinip ağladım, kendime ömür biçtim onbin kez, yetmedi, doğmamış bebeklerime doyamadım ne 50 ne 60 senede.
Hala bir garip gelse de anne oldum ben, gözlerimin arada uzaklara dalmasından belli.
08.09.2005

6 yorum:

Eva dedi ki...

Ağzım açık okudum, sadece gebelik süresince salgılanan LTH sanırım, o hormonu hiç salgılamadığım için şu anda anlayamıyorumdur seni doğal olarak lakin acayip etkilendim dim dim de dim dim:) yav doğurasım geldi benim de bi' çırpıda hay allaaaa :D

Queen I. Ayseneviç dedi ki...

doğurmak bir çırpıda bakmak bir ömür sürer:)

Eva dedi ki...

hakkat yaa:) Benim yiyeceğim nane değil zaten şu aralar, çok feci kariyer yapıyorum... Yeni maceraları okumak için sabırsızlanıyorum:)

ÖzRa dedi ki...

Ayşenim, yine beni benden aldın bu yazıyla. Gözlerim doldu, gögüs kafesim kelebeklendi, içim aktı eridi kalmadı kadın! Mahvoldum lan. Ne guzel hayal etmişsin ve ne de guzel hayal ettigince serpiliyor yavruların. her gelen gununuz bi oncekinden guzel olsun...
amen

Merope dedi ki...

herşey iyi, çok güzel ancak size yalvarıyorum çocuklarınızı yunus parklarına götürmeyin...
o zavallı hayvanları sırf insan eglendirsin diye istismar ediyorlar, buna para vermeyin

zeynepsezgi dedi ki...

"179 sözcükte bir insanı nasıl hüngür hüngür ağlatırsınız?" temalı yarışmanın kazananını açıklıyorum: queen aysenevic