7 Ocak 2010 Perşembe

Erkek erkeğe


Nisan öksürüyor gibiydi, Ayşen de üstüste bir kaç günün yorgunluğundan bitap düşmüş halde. Güney ise yalnız olmayınca istediği gibi davranamıyor. Paylaşmak, sıra beklemek, iki çocuğa göre tasarlanmış bir planın parçası olmak basıyor çocuğa. Kendisi gibi davranamıyor. Dedi ki "Baba, bugün biz ikimiz seninle bir yere gidelim, anneyle de Nisan gitsin. Olur mu?"
İkiz çocuğun yoruculuğundan bahsettim sıkça. Geçen bir arkadaş "haklısınız ya" dedi, "siz sürekli tek kişi tek çocuk büyütüyor gibisiniz". Nerdee, tek kişi-tek çocuk şeklinde bölününce biz normalin dörtte biri kadar falan yoruluyoruz. Huzur-dinginlik doluyoruz. İkiz çocukta, sürekli bir kaos, koşturmaca, yetişememe, ikisi iki yöne koşsun, biri uyumuşken öbürü uyanır dengesizliği var.
Nisan'la Ayşen'i eve bırakıp çıktık Güney'le dışarı. Hasbelkader, akşamımızın içeriği de pek bir maskulen gelişti. İlk durak "Santra Erkek Kuaförü". Yanyana iki koltukta traş olduk. "Benim de enseyi aç iyice" tarifi verdik. Hiç de bilmediğim bir dizi var, Ezel. Berberde Show Haber açıktı. Ezel'le Eyşan İstiklal'de öpüşmüş, bunu gördük. Bir de Ramiz Dayı fenomenine şahit olduk. Berberdeki tüm mürettebat "Kardeşşş..Bana öyle yapma.." "Yeğen, fön makinasını uzat yeğen.." tadında eğleniyordu. Biz de katıldık "yeğen" muhabbetine. Eğlendik.
O sırada arabayı "Tellak Oto Yıkama"ya teslim ettik. Otopark kahyasının kulübesinde iki dakika ayak üstü muhabbet. Güney dikkatle izlemede.
E acıktık tabi. Haydi "Şirvan Kebap Salonu"na. Ustacım bize bir mercimek çorbası. İki de lahmacun az acılı. Baba-oğul lahmacuna soğan yaymanın zevki. Kafa kafaya :)
Bir yandan oradan oraya ufak yürümeler, hava serin elimiz montların cebinde. Saçlar jöleli, yakıyoruz ortalığı. Güney "Baba" dedi. "Saçlarım çok güzel oldu ya, artık bütün kızlar etrafıma toplanır de mi?"
"Toplanır" oğlum dedim. Öylesine kusursuz bir yüzü var ki, saçları düzgün olmasa da toplanmalı. Ya da bana öyle geliyor :)
Yemeği de yedik, Güney marketten sakız almak istedi. Gitti iki tane yuvarlak, hani şu göz yaşartan sulugözlerden aldı cebine koydu.
Sonra tatlıcının önünden geçiyoruz. "Baba be, tatlı alıp yesek mi?" Almaz mıyız olum? İki erkek çıkmışız, takılıyoruz. Ne tatlısı yiyecez, şüphesiz kerane tatlısı. Aldık halkalarımızı, ağzımız dolu homur homur muhabbet ediyoruz. Saat de geç oluyor. "Bilader" yaşantısı iyi de, neticede süt içip, dokuz'da yatan arkadaşlarımız var aramızda :)
Gittik, yıkamadan arabamızı aldık. Koltuğa otururken Güney, "Baba" dedi.."O kadar mutlu şeyler yaşadık ki...Bugünü hiç unutmayacağım..."
Ben de unutmayacağım be dostum, kaç senedir senin gibi bir erkek arkadaş arıyorum biliyo musun?
Eve girdik, Ayşen özlemiş, biz onu özlemişiz. Sarılmalar, kucaklaşmalar. Güney aradan sıyrılıp, heyecanla içeri fırladı. Salonda uzanmış çizgi film izleyen Nisan'a doğru koşuyor...
"Kardeeeş, bak sana topiş sakız aldım."
Öylece kaldık yeğen....

7 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

nasıl keyifli bir yazıydı buu, doyamadım bir kez daha okudum. Bu biraderler daha çok maceraya imza atarlar bence...

k.i.s.d. dedi ki...

Ne komik ve ne şirinsiniz yahu!!!

Asortik Krep dedi ki...

Şu kerhane tatlısının adını neden kadınlarında yiyebileceği bir adda yapmazlar ki..? Hayır ben söylüyorum da duyan erkekler biraz garip bakıyor :) Hatta buralarda (akdenizde) duymayan erkekler de var :)) Yine de özne de tatlının adı geçmeyen bir cümle kurup alıyoruz bazen ama içimden bağıra bağıra söylemek de gelmiyor değil..

Bu arada hikaye süper :) Evde iki canavar düşünemiyorum..

Charmofsmyrna dedi ki...

delüğanlı; sevdim o basket potası altındaki fotoğrafını :)

yirin

margot and the wooden finger dedi ki...

sözlükte rastladım güney ve nisan'a, ordan burayı öğrendim. o kadar güzelsiniz ki. sırf minikler değil, ailece çok güzelsiniz. yüzümde salak bi gülümsemeyle okuyorum sürekli. hep böyle kalırsınız umarım, bi de yolunuz ankara'ya düşerse miniklerle (sizlerle de tabi) tanışmayı çoook isterim. ben bakarım onlara, siz de sinemaya gidersiniz .)

emek dedi ki...

"kara gözlü yakışıklı güney, 1 mayıs'ta dünyalar güzeli nisan'ı ile el ele koşuyordu kalabalığa karışmak için, babaları da peşlerinden :)çocuk delisi olan ben, heyecanladım onları görünce karşımda. Ellerim, Nisan'ın altın saçlarıyla Güney'in pamuk yanağı üzerinde gezinmeye doyamadı hiç! işleri vardı miniklerimin; koşa koşa Taksim'e çıkacaklardı, durmak olur mu hiç?

gezdik dolaştık, arada karşılaştık yeniden. dünden bana kalan rrr'nin sıcak gülümseyişi ve nisan ve güney'in seyre doymaz güzelliği oldu. bahar gibi, taptaze... "

bunları yazdım dün defterime, 1 mayıs'la ilgili. şimdi de sabahın köründe sizinle paylaşıyorum :) topiş sakız çiğnemedim ama gözlerim doldu bu yazıyı okurken. Günay'ın eksikliğini giderdiği için Güney'e, küçücük bir saniye de olsa yüzüme gülümseyen, güneş gibi sıcak Nisan'a ve pat diye yanınıza yaklaşmama, izin almadan çocuklarınızla yakınlaşmama sesinizi çıkarmadığınız için size teşekkür etmeyi bir borç bilirim. eşinize selamlar. :)

nice 1 mayıslara..

Godfather dedi ki...

Sevgili Emek,
1 Mayıs'ımızın en güzel anlarından biriydi seninle tanışmak. Gerçi ona tanışmak mı denir bilmiyorum, sen bizi tanıdın kafadan, biz şaşırakaldık :)

Her ne kadar Nisan ve Güney şarjlarının son noktasında olduğu için bir an bile duramadıysa da :)

Nisan ve Güney insanları seviyorlar, senin de onları sevdiğin her halinden belliydi ki; kısa ama çok hoş bir diyaloğunuz oldu. Bir de hatırlatma. Bizim çocuklar unutmaz. Bir sene sonra bile denk gelseler seni hatırlayacaklardır.
"Aaa biz bayrak salladığımız gün bu ablayı görmüştük."

Günay'la görüşürsen selamlarımızı ve iyi dileklerimizi ilet lütfen.

Bir kez daha memnun oldum karşılaştığıma. Eşim Ayşen'e ve Derya'ya da (Saryade) hemen orada anlattım heyecanla.
rastgele@gmail.com ya da erdemaksakal@yahoo.com 'dan haberleşebiliriz.

Selamlar,