11 Ocak 2010 Pazartesi

Khalkedon

Altiyol Boga Heykeli

Hürriyet Keyif ekinin son sayfalarında çocuk tiyatrolarının ilanları çıkıyor. Bizimkilerin en sevdiği gazete sayfası o. Yine bir cumartesi gazete karıştırırken nazarı dikkatlerini celbetti Cinderella'lı tiyatro reklamları. Haydi dedik pazar günü tiyatroya gidelim. Ailemizin tiyatro kariyeri en yüksek bireyi Ayşen'in yönlendirmesiyle Kadıköy'de bir tiyatroya karar verdik. Bekle bizi Kadıköy, pazara geliyoruz.
Bu satırların yazarı, on senedir Kadıköy'e dönüp "geliyoruz" çığlıkları atmış. Her defasında da bu çığlıklar Rapaiç, Hooijdonk, Alex, Anelka, Appiah bilmem ne tarafından kendine iade edilmiş. Kısacası bekle bizi Kadıköy demek hezimetle eşdeğer. Korkuyoruz inceden ;)
Bizim Kadıköy mağlubiyetlerinin altında hep bir aksilikler olur. Bahane gibi gelir ama işte Hagi cezalıdır, Baros sakattır, seyircimiz alınmaz falan. Şans yine bizden yana değildi, tam kadro gidemedik Kadıköy'e. Ayşen halsiz hissediyordu ve son gün kadrodan çıkarıldı. Kadıköy'e doğru 10 numarasız yola çıktık, hayırlısı...
Güney yolda uyudu biraz. Nisan'la önce yol kenarındaki GStore Outlet'e bir daldık. Emanetler tam olsun hesabı. Kafamıza göre bir şey bulamadık çıktık. Ama Nisan'a da tembihledim.
-Biliyor musun, Kadıköy Fenerbahçeliler'in yeri...
- Yani Gökşen de orada mı olacak? (Garibim teyzesini özlemiş...)

Park yeri ararken Nisan ilk şokunu yaşadı,
- Kadıköy burası mı?
- Eveeet, güzel mi?
- Kadıköy deyince ben küçük kulübeler, koyunlar falan bekliyordum.
Haklı çocuk, köy mü görmüş. Napçan be Nisanım, biz yıllardır Kadıköy'de umduğumuzu bulamamışız. Burası böyle, başka bir cumhuriyet ;)
Altıyol'dan aşağı yürümeye başladık. Saat 11'i geçmiş tayfa aç. Bilseler,

Sabahtan beri hiçbişey yemedik
Karnımız acıktı bizim
Erdem Başkan bize yemek ısmarlasana
Parasını alırsın sonra

diyecekler. Simitçiyi görüp simit isteyince dank etti bende. "Hadi Simit Sarayı'na gidelim.." Ortalığı bir anda heyecan kapladı, ben de saf saf seviniyorum sevecekleri bir yiyecek bulduk diye. Kadıköy'de koyun görmeyi uman bünyeler, Simit Sarayı'nda servis yapan prensesler falan bekliyordu tabii. Gerçek bir daha hayal kırıklığı yarattı.
Simitimizi yedik, ver elini Kadıköy Halk Eğitim. Cinderella oynuyor tiyatro salonunda. Koşun çocuklar, geç kalmayalım.
Bugüne kadar çok tiyatroya gittik. Kötü bir tesadüf Ayşen çoğunu kaçırdı bir biçimde. Bunda da yoktu. Yıllar önce "Şarkıcı" adlı çocuk oyununu oynardık. Ayşen'in rolü "çocuk"tu o oyunda. Ben de kötü kalpli olup da sonradan doğruluğu-iyiliği keşfeden Devgücü'nü oynuyordum. En sevdiğimiz anlar, Devgücü olarak sahneye girdiğimde çocukların sahnedeki diğer oyunculara "Dikkat eeeet, arkanda Dev vaaaar" diye bağırdığı anlardı. O ses ne kadar güçlü çıkarsa anlarsın ki, çocuklar o kadar oyunun içinde. Keşke gelebilseydi Ayşen de, kendi çocuklarının "Cinderella çabuuuk saat 12 olduuu" diye heyecanlı çığlıklarını görebilseydi. Oyunu pürdikkat izledik. Salona döktüğümüz Çubuk Krakerler için de Halk Eğitim görevlilerinden özür dilerim. Bayağı bir topladıö ama kaldı yine de.
Her ana-baba kendi çocuğundan yakınır. Yaramaz, iştahsız, söz dinlemez, dağınık, tembel, bilmem ne olduğunu düşünür. Biz de herkes kadar yakınıyoruz. Lakin ne zaman onlarca çocuğun bir arada olduğu bir ortamda bulunsak, tekrar farkediyorum ki bizimkiler hareketlilik konusunda açık ara şampiyonlar. Durmuyorlar, koşuyor, zıplıyor, sarılıp yuvarlanıyorlar. Bizimkiler hareketlilik açısından 10 üzerinden 10 ise; 7'yi geçen başka bir çocuk görmedim. İki kere on da çocuk büyütürken yirmiyi geçebiliyor dönem dönem. Kadıköy'e hareketlilik damgasını vurdu. Sahanın her yerine koşan bir Sabri Sarıoğlu gibiydi bizimkiler ;)
Tiyatrodan çıktık, Bahariye'si Altıyol'u Kadıköy Çarşı'sındaki her sokakta koşturduk. "Durun, yavrum yavaş dikkat aman pardon düşmeyin yuvarlanmak yok" diye bağırarak koşturan birisi gördüyseniz Pazar günü, o benim.
Bambi de bitirdik günü. Garson allahtan köfteyi çaktı da, Güney'in "Ben çilek suyu istiyorum" inatlaşmasını, çaktırmadan Nar Suyu getirerek çözüme bağladı. Güneycim pardon ya, okumayı öğrenip burayı keşfedince kızacaksın bana.
İki buçuk öğün, yüz küsür lira, bir tiyatro oyunu, yüzlerce dükkan, binlerce insan, bir kaç kilometre koşu, altı saatten oluşan Kadıköy turumuzun sonunda seninkiler daha E-5'e çıkmadan uyuyakaldılar araba koltuğunda.
Zaman yetmedi. Denize taş atamadık, Tramvay'a binemedik, kitapçılara bakamadık, boncuk alamadık. E biraz da yorulduk.
Yine de ben şöyle sonlandırıyorum. 6-0'ın acısını çıkaracak bir rövanş değilse de; Kadıköy'den üç puanla dönmeyi başardık. Haydi Arda Kaptan, bizim ekip bir Kadıköy zaferi yaşadı, sıra sende....

2 yorum:

handan dedi ki...

ben çok seviyorum sizi yaaaaaaa

Queen I. Ayseneviç dedi ki...

bilmukabil Handan Hanııımmm bilmukabilll:)))